YİTİK CANIN ŞAHADETİ
Kırık ve yitik bir canın ahı feryat eder pek dilli,
Dokunur saçının teline rüzgârlar kederli...
Yol kenarlarında sararmış yaprakların öyküsü saklı,
Saplanır yüreğime şahadetin nuru; vakur ve haklı.
Çarpışan kılıçların namusu titretir arşı,
Yırtık bir gömlekle yürürsün binbir yokuşa karşı.
Üzerindeki kurşunların yarası, göğsündedir isabet;
Yürü ey şanlı evlat! Seninle dirilir bu asil medeniyet.
Toprak; kıymet bilene yurt, can ve mukaddes namus,
Alnına yazılmış bir nur, asuman altında kutlu bir şebiarus.
Dinsin artık o kanlı bedenindeki derin ve sessiz pus,
Ağaçlar senin hikâyeni fısıldasın toprağın bağrında;
Dinsin bin yıllık acı, şafak doğsun şühedanın yurdunda.
Atıldılar cengin kirli, korlu ve tozlu yollarına,
Ant içtiler vatanın o kutsal bağrına.
Tarihler seni yazdı 11 Nisan Ovası’nda;
Bugün kan günüdür, bugün beylerin iffet ve şan günüdür,
Bugün vatan namına, ölümü öldürme günüdür!
Yürüdüler korkusuz, cihadın aşkıyla yanarak,
"Adamoğlu adamlar", nam saldılar ölüme koşarak.
"Namus!" dedi, "Vatan!" dedi analar, bacılar;
Semaya yükseldi dualar, kor ateşte dindi bütün sancılar...
Bazı tarihler vardır ki sadece birer takvim yaprağı değil, içimizdeki yangını harlayan ve hiçbir zaman sönmeyecek bir kor ateş gibi bizlere eşlik eder. Bir milletin namus borcunu ödediği, kanın toprakla birleşip bedellerin ödendiği bu tarihler; gelecek nesillere her daim onurlu bir duruş bırakır.
Şanlıurfa için 11 Nisan; sadece bir işgalin sona ermesi değil; imkânsızın imanla, esaretin şehadetle alt edildiği; anaların ve bacıların dualarla, yiğitlerin ise büyük bir azimle hücum ettiği o kutsal gündür. Bu destan yazılırken en ön safta yürüyen, vatanın bekasını aşiretinin ve canının üstünde tutan, tüm imkânsızlıklara rağmen tek vücut olup şahlanan ecdadımızın ayak izleri hâlâ bu topraklarda yeşermektedir. Tüm şühedanın ruhları şad olsun.
Benim için bu mücadelenin anlamı çok daha derindir. Damarlarımda taşıdığım kanın ve aldığım terbiyenin kökleri; Pijan Aşireti’nin yiğit reisleri, dedelerim Mustafa Galipbeyzade ve Müslüm Galipbeyzade’nin o çetin günlerdeki dik duruşuna uzanıyor. Bugün, sanki onların o günkü hissiyatını bizzat yüreğimde hissediyorum. Onlar, 11 Nisan Ovası’nda "ölümü öldüren" adamoğlu adamlardı. Sadece birer lider değil, bağımsızlık meşalesini harlayan birer nefer oldular. Üstelik bu mücadeleleri sadece Şanlıurfa ile sınırlı kalmamış; Gaziantep ve Kahramanmaraş’ın kurtuluşunda da cepheden cepheye koşarak vatan savunmasında yer almışlardır.
Bugün kaleme aldığım bu mısralar, sadece kafiyeli kelimelerden ibaret değildir. Her bir dizesinde; dedelerimin ve bu topraklarda memleketine aşk ile bağlı olan tüm vatan evlatlarının cephedeki alın terini, o günlerin sessiz ama derin pusunu barındırmaktadır. Bu çalışma; "Namus!" diyen anaların, "Vatan!" diye haykıran beylerin ve şahadeti bir "şebiarus" (düğün gecesi) bilen tüm şühedanın aziz hatırasına olan vefa borcumdur.
Gök kubbe şahit olsun ki, onların açtığı o kutlu arklar bugün hâlâ gönüllerimizde akmaktadır. Şanlıurfa’nın bu büyük zaferini kutlarken; dedelerim nezdinde tüm kurtuluş kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Süleyman YÜKSEL