Adalet ve Ahlak

Ahlakın olmadığı bir yerde adaletten söz etmek mümkün değildir; çünkü adaletin ayakta kalmasını sağlayan en önemli değer, hiç şüphesiz ahlaktır.

Abone Ol

Ahlak ve Adalet
Ahlakın olmadığı bir yerde adaletten söz etmek mümkün değildir; çünkü adaletin ayakta kalmasını sağlayan en önemli değer, hiç şüphesiz ahlaktır.
Adaletin temelini oluşturan en güçlü unsur ahlak olduğu için, ahlaki değerlerini kaybeden toplumların uzun vadede ayakta kalması da mümkün değildir.
Ahlaksız bir toplum, sahip olduğu bütün maddi imkânlara rağmen zamanla çözülmeye ve çöküşe mahkûm olacaktır.
Bu nedenle her şeyden önce, ille de ahlak demek zorundayız.
Çünkü adalet ancak ahlakla sağlanabilir, korunabilir ve gelecek nesillere aktarılabilir.
Şu anda Türkiye'nin en önemli gündemlerinden biri, aile yapısını korumak, toplumun temel değerlerini güçlendirmek ve ahlak anlayışını yeniden ön plana çıkarmak olmalıdır.
Bir basın mensubu olarak önerim; üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, basın mensubu meslektaşlarımın ve devletin tüm önemli kurumlarının bu konuda ortak hareket ederek toplumun geleceğini ilgilendiren bu hayati mesele üzerinde daha fazla sorumluluk üstlenmesi ve çözüm odaklı çalışmalar yürütmesidir.
1970 yılında Amerika'da emperyalist güçler tarafından hazırlandığı ifade edilen projelerin temel amacının dünya nüfusunu azaltmak, ahlak anlayışını zayıflatmak ve aile yapısını ortadan kaldırmak olduğu yönünde çeşitli iddialar bulunmaktadır.
Bunları sıralamak istersek;
Toplumun temelini oluşturan ahlak anlayışını zaman içerisinde zayıflatarak tamamen çökertmek.
Aile yapısını bozarak toplumun en güçlü dayanağı olan aile kurumunu dağıtmak.
Kadın hak ve özgürlükleri adı altında ailelerin dağılmasına ve boşanmaların artmasına zemin hazırlamak.
LGBT'ye özendirmek.
Dünyada doğurganlığı bitirmek.
Anne ve babaya karşı saygı ve sevgiyi ortadan kaldırarak aile bütünlüğünü zaman içerisinde dağıtmak.
Akrabalık bağlarını ve komşuluk ilişkilerini zayıflatarak tamamen yok etmek.
İnançlı bir toplumu zamanla inançsızlaştırmak.
Sizler de toplum içerisinde gördüğünüz ve sizleri rahatsız eden farklı konuları bu değerlendirmelere ekleyebilirsiniz.
Değerli okuyucularım, bizden önceki nesli ve kendi neslimizi anlatırken sürekli insanlık değerlerinden söz ediyor, geçmişte yaşanan güzellikleri örnek gösteriyor ve çoğu zaman "Ne varsa bizim nesilde vardı." diyerek kendimizi teselli ediyoruz; ancak bugün Z kuşağı başta olmak üzere hangi kategoriye koyarsak koyalım çocuklarımızın ve gençlerimizin çok farklı sosyal, kültürel ve teknolojik etkiler altında kaldığını, bunun da onları ciddi tehlikelerle karşı karşıya bıraktığını açıkça görmek zorundayız.
Bu çocukları ve gençleri yeniden topluma nasıl kazandırabileceğimizi, hangi eğitim anlayışıyla ve hangi aile yapısıyla daha güçlü bireyler hâline getirebileceğimizi artık çok daha fazla tartışmalı, konuşmalı ve ortak akıl doğrultusunda çözüm yolları geliştirmeliyiz.
Kendi şahsım olarak yaptığım araştırmalara göre çocuklarımızın çok önemli derecede çeşitli tehlikelerle karşı karşıya bulunduğunu üzülerek görmekteyim.
Bugün anne ve babaların en büyük şikâyeti, çocuklarının zamanla yanlış arkadaş çevrelerine yönelmesi, farklı alışkanlıklar edinmesi ve ailelerinden uzaklaşarak kendilerine zarar verebilecek yolları tercih etmeleridir.
Evlilik kavramının da ülkemizde giderek zayıfladığını ve aile kurumunun ciddi anlamda tehlike altında bulunduğunu görmekteyiz.
Benim yaptığım anket sonuçlarına göre çocuklarımızın yaklaşık yüzde 25'lik bölümü kendini bilen, başarılı, çalışkan, ahlaklı, ülkesine ve milletine katma değer sağlayan örnek bir gençlik olarak yaşamını sürdürmektedir.
Yaklaşık yüzde 35'lik kesim ise herhangi bir aşırılığa yönelmeden eğitim hayatını tamamlayıp iş sahibi olmayı, evliliğini yapmayı ve kendi hayatını sakin bir şekilde devam ettirmeyi tercih etmektedir.

Ancak üzerinde en fazla durulması ve çözüm aranması gereken kesim ise yüzde 45'lik bölümdür.
Bu yüzde 45'lik kesimin ayaklarının yerden kesildiğini, sınırsız özgürlük anlayışı içerisinde sanal kumar, uyuşturucu, alkol, sokak çeteleri, sosyal medya üzerinden klavye kahramanlıkları, kısa yoldan zengin olma hayalleri ve buna benzer birçok olumsuz alışkanlığın etkisiyle farklı suçlara sürüklendiğini, ahlak, sevgi ve saygı gibi toplumun temel değerlerini önemsemeyen bir anlayışın giderek yaygınlaştığını görmekteyiz.
Bizlere düşen en önemli görev ise bu gençliği yeniden topluma kazandırmak, onlara sahip çıkmak ve geleceğe güvenle bakabilecekleri sağlam bir hayat zemini hazırlamaktır.
Devletimizin bütün kurumlarıyla, eğitim camiasıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla, ailelerle ve toplumun tüm kesimleriyle bu konuyu çok daha kapsamlı bir şekilde ele alması, ortak çözüm yolları geliştirmesi ve gelecek nesiller adına sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiğine inanıyorum.
Çünkü karşı karşıya bulunduğumuz tehlike, düşündüğümüzden çok daha büyük ve çok daha ciddidir.
Bu nedenle geç kalmadan harekete geçmeli, çocuklarımız ve geleceğimiz için hep birlikte sorumluluk üstlenmeliyiz.
Saygılarımla...