ADIYAMAN SAHİPSİZ OLAMAZ: ÇALIŞIN ARTIK!
Tamam, enseyi karartmayalım…
Bir önceki yazımızda biraz içimizi döktük. Yollar dedik, toz dedik, yetersiz parklar dedik, sahipsizlik hissinden söz ettik. Dertleştik, eleştirdik.
Ama kara kara düşünmenin kimseye faydası yok.
Adıyamanlı yalnızca derdini anlatmaz, çözüm de arar. Çünkü bizim buralarda eski bir söz vardır: Derdi veren, dermanını da vermiştir.
Artık karşımızda yapılmayan hizmete bile “Yaşa, bravo!” diye alkış tutan bir seçmen kitlesi yok. Sorgulayan, araştıran, hizmet gelmediğinde muhatabının gözünün içine bakıp “Bu iş neden yapılmadı?” diye sorabilen pırıl pırıl bir gençlik var.
Ve bana göre bu gençlik, Adıyaman'ın sahip olduğu en büyük sermayedir.
BU ŞEHİR NEDEN KENDİNİ TANIYAMIYOR?
Çünkü aynaya birlikte bakmayı bir türlü öğrenemedik.
“Benim mahallem, senin partin, onun aşireti, ötekinin adamı…” derken ortaya kocaman bir “Bizim Adıyaman” çıkaramıyoruz.
Peki çözüm ne?
Topyekûn bir Adıyamanlılık bilinci.
Yunus Emre'den Bahçelievler'e, Sıratut'tan Eskisaray'a, Fatih'ten Malazgirt'e, Cumhuriyet'ten Yeni Mahalle'ye, Altınşehir'e kadar herkesin “Bu şehir benim” diyebildiği ortak bir anlayış oluşturmak zorundayız.
O masada genç de olacak, kadın da…
Esnaf da olacak, işsiz de…
Sanayici, akademisyen, gazeteci, sivil toplum temsilcisi de olacak.
Çünkü Adıyaman bir mahalleden, bir partiden, bir gruptan ya da birkaç kişinin düşüncesinden ibaret değildir.
Adıyaman hepimizindir.
KAZ, KAPAT, BİR DAHA KAZ!
Gelelim yıllardır değişmeyen yol ve altyapı meselesine…
Bizde belediyecilik neredeyse “kaz, kapat, tekrar kaz” sanatına dönüştü.
Bir kurum geliyor, yolu kazıyor ve kapatıyor. Ardından başka bir kurum geliyor, aynı yeri yeniden kazıyor. O gidiyor, internet altyapısı için bir başkası geliyor, “Bir de ben bakayım” deyip aynı yolu tekrar kazıyor.
Sonra ne oluyor?
Düzgün asfalt yerine yamalarla dolu yollar ortaya çıkıyor.
Oysa çözüm yamalı bohça belediyeciliği değil, planlı ve koordineli altyapıdır.
Bir cadde kazılacaksa suyu, kanalizasyonu, elektriği, doğalgazı, iletişim ve fiber altyapısı mümkün olduğunca ortak bir planlamayla ele alınmalı; yol bir defa yapılmalı ve uzun yıllar yeniden kazılmamalıdır.
Bunu yapmak gerçekten bu kadar mı zor?
Kurumlar arasında koordinasyon kuramayan, liyakatli ve nitelikli ekip oluşturmakta zorlanan bir yönetim anlayışı için ne yazık ki zor görünüyor.
Ama vatandaşın bunun bedelini ödemek zorunda olmadığı da bilinmelidir.
GENÇLER İŞSİZ AMA SAHİPSİZ OLMAMALI
Adıyaman'ın en çok ağrıyan yerlerinden biri burası.
Gençler bocalıyor.
Üniversite bitiriyorlar, meslek sahibi oluyorlar ama iş bulabilecek miyim kaygısı sürekli enselerinde.
Bir gence kuru kuruya “Sabret” demek kolay.
Ben hukuk fakültesini bitirdiğimde maddi imkânsızlıklar nedeniyle ilk altı ay yazıhanemi dahi açamamış, gelecek kaygısı içerisinde bir süre bocalamıştım.
O günlerde bana samimiyetsiz bir tonla “Sabret” diyenlere karşı ne hissettiğimi bugün bile unutmadım.
Belki de bu nedenle o tarihten sonra içimden gelmeyen hiçbir cümleyi karşımdaki insana söylememeye çalıştım.
İnsanları heveslendirip ardından boş umutlara terk etmek bana hiçbir zaman doğru gelmedi.
O nedenle gençlere sadece “Sabredin” demeyeceğiz.
Onlara imkân oluşturacağız.
İstihdam alanları açacağız.
Turizmle, kültürle, tarımla, sanayiyle, teknolojiyle, girişimcilikle, kadın ve gençlik kooperatifleriyle yeni ekonomik alanlar oluşturacağız.
Nemrut'a yüz binlerce insan geliyorsa, bu ziyaretçilerin bıraktığı ekonomik değerden Adıyamanlı esnafın ve gencin neden yeterince yararlanamadığını konuşacağız.
Turist Nemrut'a çıkıp Adıyaman ekonomisine yeterince dokunmadan gidiyorsa, burada üzerinde düşünmemiz gereken ciddi bir turizm politikası sorunu vardır.
GENÇLER SADECE İŞ DEĞİL, YAŞAYACAKLARI BİR ŞEHİR İSTİYOR
Gençlerin ihtiyacı sadece iş değil.
Sosyalleşebilecekleri, okuyabilecekleri, üretebilecekleri mekânlara da ihtiyaçları var.
Her mahalleye yayılabilecek Kültür ve Gençlik Evleri neden olmasın?
İçerisinde ücretsiz ve hızlı internet…
Kütüphane…
Ders çalışma salonları…
Sabah sıcak bir çorba…
Akşam bir söyleşi, konferans, tiyatro ya da müzik etkinliği…
Gençlerin birbirleriyle fikir alışverişinde bulunabilecekleri ortamlar…
Belki belediyenin en yüksek bütçeli yatırımı olmaz ama bana göre şehrin geleceğine yapılacak en değerli yatırımlardan biri olur.
Çünkü binaya yatırım yaparsanız bina kazanırsınız.
Gence yatırım yaparsanız gelecek kazanırsınız.
KADIN ÜRETİRSE ADIYAMAN KAZANIR
Bu şehrin kadınları da yalnızca evlerinde oturmak istemiyor.
Üretmek, ekonomiye katılmak, kendi ayakları üzerinde durmak istiyorlar.
Ancak bunun için açılan kurslar göstermelik faaliyetlerden ibaret kalmamalı.
Kadın ürettiğini satabilmeli.
Kooperatifleşebilmeli.
Pazara ulaşabilmeli.
Kendi parasını kazanabilmeli.
Belediye ve diğer kamu kurumları buna gerçek anlamda öncülük ederse yalnızca aile ekonomisi değil, Adıyaman'ın ekonomik ve sosyal yapısı da değişir.
“HER TARAFIN BAĞ BOSTAN” NEREDE KALDI?
Merhum Adıyamanlı sanatçımız Mahmut Özçifçi'nin seslendirdiği eserde ne güzel anlatılır:
“Her tarafın bağ bostan…”
Peki bugün nerede o bağlar, bostanlar?
Güzelim şehir bağlarını, bahçelerini ve ağaçlarını büyük ölçüde kaybetti.
Bir zamanların bağ-bostan diye anılan yerlerinin önemli bölümü bugün beton tarlasına dönüştü.
Sonra yaz geldiğinde hep birlikte sıcaklardan şikâyet ediyoruz.
E, tabii…
Gölgeyi keserseniz güneş tepemize vurur!
Adıyaman birkaç kavşağa üç-beş palmiye dikmekle, birkaç haftada kuruyup giden mevsimlik çiçeklerle yeşil şehir olmaz.
Sosyal medyada fotoğraf paylaşmakla ağaç büyüseydi, Adıyaman'da şimdiye kadar Amazon Ormanları oluşmuştu!
Çocukluğumuzda hemen her evin bahçesinde dut vardı, incir vardı.
Hemen her evde bir asma bulunurdu.
Bugün ise yeşil bir Adıyaman'dan, giderek betonlaşan ve yaz aylarında nefes almakta zorlanan bir Adıyaman'a doğru ilerliyoruz.
Ağaçlandırma çalışmaları yapılıyorsa bile vatandaşın günlük hayatında bunu yeterince hissedemiyoruz.
Şehir merkezinde geniş, nitelikli yeşil alan aramak neredeyse define aramaya dönüştü.
Gaziantep'te, Malatya'da, Kahramanmaraş'ta geniş parkları ve yeşil alanları gördükçe insan ister istemez soruyor:
Biz neden yapamıyoruz?
Toprağımız mı yok?
Ağacımız mı yetişmiyor?
İmkânımız mı yok?
Yoksa mesele gerçekten öncelik ve irade meselesi mi?
OTURDUĞUNUZ YERDEN BELEDİYECİLİK OLMAZ
Adıyaman, çevresindeki şehirlerin kalkınmışlık düzeyine baktığımızda maça adeta 3-0 geriden başlayan bir takım görüntüsü veriyor.
Bu fark masa başında kapanmaz.
Oturduğunuz yerden belediyecilik yapmak, uzaktan kumandayla otomobil sürmeye benzer.
Direksiyon elinizde sanırsınız ama araç hâlâ çukura girer!
O nedenle kalkacaksınız.
Sokağa çıkacaksınız.
Mahalle mahalle gezeceksiniz.
Esnafın kapısını çalacaksınız.
Gencin yanına oturacaksınız.
Kadını dinleyeceksiniz.
Sabah işe giden vatandaşın hangi çukurdan kaçtığını, hangi kavşakta dakikalarca beklediğini, hangi sokakta tozdan pencere açamadığını göreceksiniz.
Çünkü belediyecilik makam odasından şehre bakmak değildir.
Belediyecilik, şehre vatandaşın gözünden bakabilmektir.
Temizlik de sadece çöp kamyonunu sokağa gönderip “Temizledik” demek değildir.
Temizlik; kaldırımıyla, caddesiyle, parkıyla, havasıyla, görüntüsüyle bir şehrin nefes alabilmesidir.
ADIYAMAN SAHİPSİZ DEĞİL!
Sonuç olarak…
Bu şehrin üzerinden artık ataleti silkelemenin zamanı geldi.
Adıyaman 6 Şubat'ta çok ağır bir bedel ödedi.
İnsanını kaybetti.
Evini kaybetti.
İş yerlerini kaybetti.
Hatıralarını enkaz altında bıraktı.
Böylesine büyük bir felaketten çıkmaya çalışan bir şehir, sıradan bir yönetim anlayışıyla ayağa kaldırılamaz.
Adıyaman'ın daha fazla çalışmaya, daha fazla üretmeye, daha fazla ortak akla ve hepsinden önemlisi daha fazla sahiplenilmeye ihtiyacı var.
Kimse bizden yapılmayan hizmeti alkışlamamızı beklemesin.
Yapılanın hakkını teslim ederiz.
Ama yapılmayanı da sorarız.
Çünkü bu şehir bizim.
Çocuklarımızın, gençlerimizin, yarınlarımızın şehri.
Belediye “çalışıyoruz” diyorsa, vatandaş o çalışmayı sokağında görmek ister.
“Temizliyoruz” diyorsa, tozun azaldığını hissetmek ister
“Yeşillendiriyoruz” diyorsa, gölgesinde oturacağı ağacı görmek ister.
“Gençlerimizin yanındayız” diyorsa, genç iş ve gelecek görmek ister.
Artık sözden çok icraat zamanı.
Mazeretten çok çözüm zamanı.
Fotoğraftan, paylaşımdan, reklamdan çok hizmet zamanı.
Adıyaman'ın kaybedecek bir beş yılı daha yok.
Bu nedenle bu şehri yönetenlere, bu şehir adına sorumluluk taşıyan herkese vatandaşın en doğal hakkı olan o iki kelimeyi söylemek gerekiyor:
ÇALIŞIN ARTIK!
Çünkü Adıyaman sahipsiz olamaz.