Adıyaman’ın sesi: Necati Atar ve Suat Tekin

6 Şubat 2023… Adıyaman için bu tarih sadece bir takvim yaprağı değildir; bir kentin hafızasında açılmış derin bir yaradır. Bu yaranın edebiyata yansıması ise ne yazık ki sınırlıdır.

Abone Ol

Adıyaman’ın sesi: Necati Atar ve Suat Tekin

6 Şubat 2023…

Adıyaman için bu tarih sadece bir takvim yaprağı değildir; bir kentin hafızasında açılmış derin bir yaradır. Bu yaranın edebiyata yansıması ise ne yazık ki sınırlıdır. Böylesine büyük bir felaketin ardından, yaşanan acıyı, yıkımı, insan hâllerini edebi ciddiyetle kaleme alan isimlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bu noktada iki isim Adıyaman’da özellikle öne çıkar: Necati Atar ve Suat Tekin.

Aynı kentin çocukları olan bu iki yazar, 6 Şubat’ı aradan geçen 3 yıl sonra yazdıklarıyla Necati Atar olayları hicivle ve toplumsal hafızaya atıfta bulunarak eleştiriyle, Suat Tekin’se roman diliyle ve insanî sıcaklıkla hafızaya not düşmüştür.

Necati Atar: Hicvin Aynasında Deprem Sonrası Kent ve İnsan

Necati Atar, 6 Şubat sonrası kaleme aldığı yazılarda yalnızca yıkılan binaları değil; yıkılan düzeni, aksayan sistemi ve insan psikolojisini masaya yatırır. Onun metinlerinde deprem, sadece bir doğa olayı değildir; aynı zamanda bürokrasinin, plansızlığın ve toplumsal kabullenişin sınandığı bir eşiktir.

Necati Atar’ın yazılarında dikkat çeken temel unsurlar şunlardır:

Alt ve üst yapı sorunları: Yıkılan yollar, geciken hizmetler, plansız kentleşmenin ağır faturası.

Halkın ruh hâli: “Kabullenmiş ama vazgeçmemiş” bir Adıyaman profili

Hiciv: Acıyı bağırarak değil, ironinin keskin diliyle anlatma becerisi

Necati Atar, depremzedeyi ne romantize eder, ne de ajitasyona sığınır. Onun hicvi, okuru güldürmez; düşündürür, rahatsız eder. “Bu kadar büyük bir felaketten sonra bile aynı yanlışları normalleştirebilen bir toplum” eleştirisi, satır aralarında sert biçimde hissedilir. Bu yönüyle Atar, deprem sonrası Adıyaman’ın sosyolojik fotoğrafını çeken bir yazardır.

Suat Tekin ve Son Ekmek: Enkazdan İnsanlık Çıkaran Roman

Suat Tekin ise depremi köşe yazılarının değil, roman dilinin imkânlarıyla anlatmayı tercih eder. Son Ekmek kitabıyla 6 Şubat’ı istatistiklerden, resmi raporlardan değil; insanın kalbinden okur.

Romanın merkezinde çok çarpıcı sahneler vardır:

Deprem günü babasının ikamet ettiği hasarlı binadan balkondan indirilişi,

Enkazın ortasında bir dilim ekmeğin hayat kurtaran değeri,

Yardımlaşmanın, paylaşmanın, “ben”den “biz”e dönüşün hikâyesi

Son Ekmek, adından da anlaşılacağı üzere, açlığın değil paylaşmanın romanıdır. Suat Tekin, bir dilim ekmeği metafora dönüştürerek; deprem sürecinde insan olmanın ne demek olduğunu anlatır. Bu eser, Adıyaman’da yaşananların sadece trajedi değil, aynı zamanda insanlık sınavı olduğunu gösterir.

İki Yazar, İki Yol

Asıl Acı Gerçek: Bu Kentin Hikâyesini Yazacak Kalem Azlığı

Belki de bu yazının en can yakıcı noktası şudur:

Adıyaman bin yılda bir meydana gelen en ağır yıkımı yaşamış ve bu kentin hikâyesi, ciddi anlamda bu iki yazar dışında edebiyata yeterince taşınamamıştır. Bu durum, sadece bir edebiyat eksikliği değil; kentin kültür, sanat ve düşünce alanındaki yoksulluğunun da göstergesidir.

Bir kenti ayağa kaldırmak:

Sadece bina inşa etmekle bitmez

Sadece yollar, TOKİ’ler yapmakla tamamlanmaz

Hafızayı onarmak gerekir

Acıyı anlatacak kalemleri çoğaltmak gerekir

Kültür, sanat ve edebiyatla şehre yeniden ruh üflemek gerekir

Eğer bir kent kendi acısını yazamıyorsa, bir süre sonra o acı başkalarının kaleminde eksik ve yüzeysel anlatılır.

Bizim acımızı kendimiz ifade etmemiz gerekirken, Hamit Yaşar’ın elinden mikrofonu alı,r bu dramı yaşamamış Aslı hanım anlatmaya veya anlattırmaya çalışır.

Son Söz

Bu zor geçen 3 yılda Suat Tekin ve Necati Atar, yazılarıyla, kitaplarıyla, makaleleriyle bizlere 6 Şubat’ı unutturmayan iki güçlü kalemdir. Biri ekmeği, diğeri ironiyi; biri romanı, diğeri hicvi konuşturmuştur.

Ama bu iki kalemin yalnızlığı sadece onlara ait bir yalnızlık değildir, bu yola koyulan Adıyamanlı gençlerinde ortak sorunudur. Kente sahip çıkamadığımız gibi bu değerlerimizin kitaplarını da eserlerini de, hakkettikleri şekilde sahiplenemedik.

Bu şehir, sadece betonla değil; kalemle, kitapla, şiirle yeniden inşa edilmelidir.