ADIYAMAN’IN ÜSTÜNDEKİ ÖLÜ TOPRAĞINI KİM ATACAK?
“Kötülerin kazanması için gereken tek şey, iyilerin hiçbir şey yapmamasıdır.”
Bu sözü bir duvara asıp altına da “Adıyaman için yazılmıştır” diye not düşsek, sanırım çok da abartmış olmayız.
Çünkü bugün içinde bulunduğumuz hâli bundan daha iyi anlatan bir söz bulmak zor.
İyilik yalnızca niyet düzeyinde kalırsa meydan başkalarına kalır. Organize adamcılığa, organize şakşakçılığa, organize suskunluğa ve hepsinden kötüsü, organize boş vermişliğe…
Önümüzde tarihiyle, kültürüyle, bereketli toprağıyla, insanıyla, yaşadığı büyük acılarla ve bütün bunlara rağmen hayata tutunmaya çalışan o kendine özgü direnciyle bir şehir var:
Adıyaman…
Ama ne yazık ki Adıyaman hâlâ sahip olduğu imkânların ve taşıdığı potansiyelin yeterince farkında değil. Farkında olan, konuşan, sorgulayan üç beş insanın sesi de sosyal medyanın bitmek bilmeyen alkış korosunun arasında kaybolup gidiyor.
SİYASET DEĞİL, ALGI YÖNETİMİ
Adıyaman’da siyaset uzun zamandır garip bir biçimde işliyor.
Proje konuşulacağına isimler konuşuluyor.
Vizyon konuşulacağına kulisler konuşuluyor.
Şehrin geleceği tartışılacağına kimin nerede aday olacağı, kimin hangi makama geleceği tartışılıyor.
Ortada büyük bir algı düzeni var.
Kim daha çok fotoğraf verdi?
Kim daha fazla paylaşım yaptı?
Kimin paylaşımının altına daha çok “Başkanım maşallah”, “Vekilim var olun”, “Allah yolunuzu açık etsin” yazıldı?
Sanki şehir sosyal medya beğenileriyle kalkınacak!
Oysa koca bir şehir zamanı ve modern şehircilik anlayışını ıskalıyor.
Biz hâlâ bugüne kadar Adıyaman için ne ürettiği tartışmalı isimleri konuşuyoruz. Şehrin imarını, ihyasını, ulaşımını, yeşil alanlarını, sosyal yaşamını, çocuklarımızın geleceğini yeterince konuşmuyoruz.
Yarın sabah çocuğumuz evden çıktığında güvenle yürüyebileceği düzgün bir kaldırım bulabilecek mi?
Gençlerimizin nefes alabileceği alanlar olacak mı?
Bu şehir on yıl sonra nasıl bir şehir olacak?
Bunların cevabını aramak yerine herkes kendi siyasi ikbalinin peşinde koşarsa, Adıyaman’ın geleceğini kim düşünecek?
DEVLET YAPTI, PEKİ YERELDE NE YAPTIK?
6 Şubat’ı unutmadık.
Unutamayız.
Bu coğrafyada adeta kıyametin provasını yaşadık.
Şehirler yıkıldı, ocaklar söndü, binlerce insanımızı toprağa verdik. Bir gecede hayatlarımız, hatıralarımız ve şehirlerimizin hafızası enkaz altında kaldı.
Ancak o büyük felaketin ardından hakkını teslim etmemiz gereken çok önemli bir gerçek var.
Devlet ve hükümet, deprem bölgesinin yeniden ayağa kaldırılması konusunda çok büyük bir seferberlik başlattı.
Konteyner kentlerden kalıcı konutlara, altyapı çalışmalarından TOKİ projelerine kadar çok büyük bir çalışma yürütüldü. Kısa sayılabilecek bir sürede yüz binlerce konut yükseldi, yeni yaşam alanları oluşturuldu.
Bunu eğip bükmeye gerek yok.
Devlet, “Ben buradayım” dedi ve gerçekten de burada olduğunu gösterdi.
Şimdi merkezi hükümetin yaptığı bu devasa yatırımları bir kenara bırakalım ve kendi şehrimize dönelim.
Çünkü Ankara’nın yapacağı başka, yerelin yapması gereken başkadır.
Devlet konutu yapar.
Ama o konutların bulunduğu şehri yaşanabilir hâle getirmek yerel yönetimlerin görevidir.
Devlet büyük yatırımı getirir.
Ama şehrin sokağına, parkına, kaldırımına, temizliğine, yeşiline, meydanına ve günlük yaşamına dokunmak belediyenin işidir.
İşte soru burada başlıyor:
Adıyaman Belediyesi, deprem sonrasında üzerine düşen sorumluluğu istenilen düzeyde yerine getirebildi mi?
Benim cevabım belli:
Hayır.
BİR ŞEHRE BAKIN, SONRA “ÇALIŞIYORUZ” DEYİN
Allah aşkına çıkın Adıyaman’ın sokaklarına bakın.
Yollarına bakın.
Bazı yerlerde yol mu, köstebek yuvası mı belli değil. Araç kullanırken çukurdan kaçmak ayrı maharet hâline gelmiş.
Şehrin temizliğine bakın.
Toz, toprak, çevre kirliliği…
Rüzgâr biraz sert esse evlerin içine kadar şehrin tozu doluyor.
İmarına bakın.
Deprem sonrasında yeniden kurulmakta olan bir şehir için bütüncül bir şehircilik vizyonunu vatandaş ne kadar görebiliyor?
Nereye ne yapılacak?
Yeni Adıyaman’ın şehircilik karakteri ne olacak?
Yeşil alanlarına bakın.
Betonun arasında gölge arıyoruz.
Parklarına, meydanlarına, sosyal yaşam alanlarına bakın.
Akşam ışıklandırmasına bakın.
Bazı sokaklarda hava karardı mı insanın içi de kararıyor.
Sonra çıkıp “Belediyemiz çalışıyor” dememizi bekliyorlar.
Kusura bakılmasın.
Ben diyemiyorum.
Şimdiye kadar toplumun büyük çoğunluğunun karşısına çıkıp:
“İşte bu eser Adıyaman’a yakıştı.”
diyebileceği tek bir büyük, vizyoner ve örnek projeyi biri bana göstersin.
Fazla istemiyorum.
Bir tane!
Bir meydan mı?
Büyük bir şehir parkı mı?
Kültür ve sanat merkezi mi?
Gençlik yaşam alanı mı?
Şehrin çehresini değiştirecek örnek bir cadde mi?
İnsanların yıllar sonra bile “Depremden sonra yapılan en güzel işlerden biri buydu” diyeceği bir proje mi?
Gösterin, ben de alkışlayayım.
Çünkü mesele eleştirmek için eleştirmek değil.
Mesele Adıyaman.
VATANDAŞ ÇUKURU, SİYASETÇİ LİSTEYİ DÜŞÜNÜYOR
Rutin belediyecilik hizmetlerinin dahi tartışıldığı bir ortamda, koca bir Adıyaman’ı yeniden inşa etme hayalinden söz ediyoruz.
Oysa şehir mahalle mahalle sorunlarıyla boğuşuyor.
Vatandaş evinin önündeki çukura düşmemenin derdinde, siyasetçi bir sonraki seçimde hangi listede yer alacağının hesabında.
Vatandaş “Çocuğum nerede oynayacak?” diye düşünüyor, birileri sosyal medyada fotoğrafının kaç beğeni aldığına bakıyor.
Vatandaş geçim, barınma, ulaşım ve gelecek derdinde; siyaset dünyasının önemli bir bölümü makam ve ikbal hesabında.
İşte Adıyaman’ın asıl çıkmazlarından biri budur.
ADIYAMANLILIK BİLİNCİ
Mesele tam da burada başlıyor.
Ya bir bütün olarak Adıyamanlılık bilinciyle hareket edeceğiz ya da sosyal medyada boş ahkâm kesenlerin, günü kurtaranların ve her yapılanı sorgusuz sualsiz alkışlayanların oluşturduğu düzene teslim olacağız.
Elbette siyasi görüşlerimiz farklı olacak.
Birimiz sağcı, birimiz solcu olacak.
Birimiz iktidara, diğerimiz muhalefete oy verecek.
Birimiz belediye başkanını sevecek, diğerimiz eleştirecek.
Bunların hepsi demokrasinin doğasında var.
Ama üzerinde birleşmemiz gereken bir ortak payda olmak zorunda:
Adıyaman’ın yeniden inşası ve ihyası.
Çünkü bu şehir hiçbir siyasi partinin tapulu malı değildir.
Hiçbir belediye başkanının babasının çiftliği değildir.
Hiçbir milletvekilinin seçim bölgesinden ibaret değildir.
Hiçbir siyasetçinin yeniden seçilme kampanyasının dekoru hiç değildir.
Bu şehir hepimizin.
ALKIŞLA ŞEHİR KURULMAZ
Evet…
Adıyaman’ın üzerinde bir ölü toprağı var.
6 Şubat’tan sonra üzerimize çöken o sessizlik…
Yorgunluk…
Bıkkınlık…
“Ne yapalım, böyle gelmiş böyle gider” kabullenişi…
Ama ölü toprağı üstünde oturmak için değil, silkinip atmak için vardır.
Devlet büyük yatırımlar yaptı, konutları yükseltti, şehrin yeniden ayağa kalkması için önemli bir yükü omuzladı.
Şimdi sıra yerelde.
Sıra belediyede.
Sıra siyasetçilerde.
Sıra sivil toplum kuruluşlarında.
Sıra basında.
Ve en önemlisi:
Sıra Adıyamanlıda.
Çünkü Adıyaman’ın kurtuluşu yine Adıyamanlının kendisindedir.
Verilen sözün takipçisi olacaksın.
Yapılan yolun hesabını soracaksın.
Evinin önündeki çukuru sorgulayacaksın.
Karanlık kalan sokağını soracaksın.
Çocuğunun neden doğru dürüst bir park bulamadığını soracaksın.
“Bu kadar imkâna rağmen biz şehircilikte neden gerideyiz?” diyeceksin.
“Bu şehrin beş yıllık, on yıllık, yirmi yıllık planı nedir?” diye soracaksın.
Çünkü alkışla şehir kurulmaz.
Şakşakçılıkla yol yapılmaz.
Sosyal medya beğenileriyle park, meydan, kültür merkezi yapılmaz.
Ve hesap sorulmayan yerde hizmetin kalitesi yükselmez.
Unutmayalım:
Günün sonunda kötü yönetimin zararını gören siyasetçi değil, vatandaştır.
Çukurdan geçen bizim aracımız.
Tozu soluyan bizim çocuğumuz.
Karanlık sokakta yürüyen bizim insanımız.
Geleceğini başka şehirlerde arayan bizim gencimiz.
Kaybedilen her yıl da Adıyaman’ın yılıdır.
Artık üzerimizdeki ölü toprağını atmanın vakti geldi.
Silkinmenin…
Sorgulamanın…
Şehrine sahip çıkmanın…
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demek yerine, “Bu şehir benim” demenin vakti geldi.
Çünkü kimse gelip Adıyaman’ı bizim yerimize sevmeyecek.
Kimse bizim yerimize bu şehrin hakkını aramayacak.
Kimse bizim yerimize geleceğimizi kurmayacak.
Adıyaman, ancak Adıyamanlı ayağa kalkarsa ayağa kalkacak.
Ve belki artık sormamız gereken soru şudur:
Adıyaman’ın üzerindeki ölü toprağını kim atacak?
Cevabı başkasında aramayalım.
Biz atacağız.