“Allah insanı insanın sırtına sarar” demişler. İlk duyduğumda tuhaf gelmişti. Sanki bir yük gibi düşünmüştüm. Oysa ne kadar derin bir hakikat varmış içinde.
İnsan, yalnız yürümeye çalıştığı o uzun yolda bir noktada fark eder: Sırtında taşıdığı şey sadece kendi yükü değildir. Bazen birinin yorgunluğu, bazen birinin sessiz gözyaşı, bazen de sadece birinin “yanımda ol” fısıltısıdır. Ve en ilginci, o yükü taşıdığınızda kendi ağırlığınızın da hafiflediğini hissedersiniz.
Allah, insanı insanın sırtına sarıyor.
Bir annenin çocuğunu sırtında taşıdığı gibi değil yalnızca.
Bir dostun, diğerinin yıkılmak üzere olan omuzlarına sessizce yaslandığı gibi.
Bir yabancının, otobüste ayakta duran yaşlıya yer verdiği gibi.
Bir yorgun kalbin, başka bir yorgun kalbe “Ben de buradayım” dediği gibi.
Bu sarılış bazen görünür, bazen hiç fark edilmez.
Bazen bir mesajdır, bazen sadece yan yana oturmak.
Bazen de yıllarca taşıdığınız bir insanın, bir gün sizin sırtınıza yaslanmasıdır.
Belki de bu yüzden yalnızlık bu kadar ağır gelir. Çünkü insan, sırtında bir şey taşımadığında, kendisinin de taşınmadığını hisseder. Oysa yaratılışımızın en güzel sırrı budur: Birbirimize yük olmak değil, birbirimizi taşıyabilmek.
Bazen sorarız kendimize: “Ben kimin sırtına sarıldım bugün?”
Bazen de: “Kim benim sırtıma sarıldı da fark etmedim?”
Belki de hayatın en güzel duası şudur:
“Ya Rabbi, beni birinin sırtına sar,
ve birini de benim sırtıma…
Ki ikimiz de, yalnız yürüdüğümüzü sanmayalım.”
Çünkü insan, insanın sırtında hem yük olur, hem kanat.
Beren pasazade