Antalya’da Diplomasi Formu ve Salonda Sessizlik

Belirsizliklerin arttığı, savaşların derinleştiği, güç dengelerinin sürekli değiştiği bir dünyada Türkiye’nin böyle bir platforma ev sahipliği yapması son derece anlamlıdır.

Abone Ol

Antalya’da Diplomasi Formu ve Salonda Sessizlik

Antalya Diplomasi Forumu’nun 2026 yılı teması dikkat çekiciydi: “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek.” Aslında bu başlık, yalnızca bir temayı değil; içinde bulunduğumuz çağın ruhunu da tarif ediyor. Belirsizliklerin arttığı, savaşların derinleştiği, güç dengelerinin sürekli değiştiği bir dünyada Türkiye’nin böyle bir platforma ev sahipliği yapması son derece anlamlıdır.

Türkiye’nin özellikle bölgesel meselelerin tartışıldığı böylesine önemli bir organizasyonu Antalya Diplomasi Forumu çatısı altında toplaması, artık yalnızca bir “izleyen” değil, aynı zamanda “yön veren” bir ülke olduğunun açık göstergesidir. Nasıl ki Davos Dünya Ekonomik Forumu veya G8 toplantıları küresel gündemi şekillendiriyorsa, Antalya’da düzenlenen bu forum da hem şehrin hem de Türkiye’nin uluslararası görünürlüğüne ciddi katkı sunmaktadır.

17-19 Nisan 2026 tarihlerinde Belek Turizm Merkezi’nde gerçekleştirilen 5. Antalya Diplomasi Forumu’na, Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ın ev sahipliğinde, 150’yi aşkın ülkeden 5 bini aşkın üst düzey temsilcinin katılması; Türkiye’nin diplomatik ağırlığını ortaya koyan güçlü bir tablodur. Devlet ve hükümet başkanları, dışişleri bakanları, uluslararası kuruluş temsilcileri… Bu tablo, Türkiye’nin artık küresel diplomasinin merkezlerinden biri haline geldiğini göstermektedir.

Bugün Ortadoğu, yıllardır süren savaşlar, krizler ve istikrarsızlıklarla yıpranmış bir coğrafyadır. Böylesine hassas bir bölgede barışın Türkiye’nin ev sahipliğinde konuşuluyor olması, ülkemiz adına gurur vericidir. Şüphesiz bu tür toplantılar, uluslararası ve bölgesel sorunların barışçıl yollarla çözümüne katkı sunacak önemli müzakere zeminleri oluşturmaktadır. Türkiye’nin bu süreci ciddiyetle yürütmesi, ülkenin küresel imajını da güçlendirmektedir.

Ancak tüm bu olumlu tabloya rağmen, forumda dikkat çeken ve düşündüren bir husus da vardı.

Toplantıda söz alan Tom Barrack’ın üslubu ve kullandığı ifadeler, diplomatik teamüller açısından sorgulanması gereken bir noktadaydı. Türkiye gibi köklü bir devlet geleneğine sahip bir ülkede görev yapan bir büyükelçinin, zaman zaman sınırları aşan ve üstten bakan bir dil kullanması, kabul edilebilir değildir.

Daha dikkat çekici olan ise bu sözlere karşı salondan güçlü ve net bir tepkinin yükselmemesidir. Diplomasi, elbette nezaket ve sabır işidir; ancak aynı zamanda milli duruşun da temsil edildiği bir alandır. Gerektiğinde, saygı çerçevesinde ama kararlı bir şekilde cevap verilmesi de diplomatik kültürün bir parçasıdır.

Hafızalarımızda hâlâ yer eden sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos’ta ‘One Minute’ olayı gibi çıkışlar, yalnızca bir tepki değil; aynı zamanda bir duruşun, bir özgüvenin ifadesiydi. Bugün de benzer durumlar karşısında aynı hassasiyetin gösterilmesi, Türkiye’nin saygınlığı açısından önemlidir.

Unutulmamalıdır ki; güçlü olmak yalnızca büyük toplantılar düzenlemekle değil, o toplantılarda sergilenen duruşla da ölçülür.

Antalya Diplomasi Forumu, Türkiye’nin küresel ölçekte söz sahibi olma yolunda attığı önemli adımlardan biridir. Ancak bu büyük fotoğrafın içinde, milli hassasiyetlerin korunması ve gerektiğinde güçlü bir irade ortaya konulması da en az bu organizasyon kadar değerlidir.

Çünkü diplomasi yalnızca konuşmak değil; gerektiğinde sözün ağırlığını hissettirebilmektir. Keşke bu toplantıda olsaydım da Tom Barrack’a hakkettiğini söyleseydim.