Bavuldaki Sessiz Yolcular
Fermuarı çekerken zorlandım; ama sebebi içine sığdıramadığım o birkaç ekstra tişört ya da en sevdiğim ayakkabılar değildi. Bu kez bavulumda kıyafetten çok, ucu bucağı görünmeyen düşünceler var.
Gittiğim yere sadece gövdemi değil, yıllardır biriktirdiğim o koca yükü de götürüyorum:
* Keşkelerin ağırlığı: En alt kata onları serdim, üzerini örtmek istercesine.
* Yarım kalmış cümleler: Katlayıp köşelere sıkıştırdığım, söylenmemiş sözler.
* Yeni bir "ben" ihtimali: Belki de bu yolculuğun en hafif ama en yer kaplayan parçası.
Neden Bu Kadar Ağır?
İnsan her yere kendisiyle gider. Şehirler değişir, gökyüzünün rengi başkalaşır, sokak isimleri yabancılaşır; ama o bavulun içindeki "zihin kalabalığı" terminalde de, otel odasında da seninle kalır.
Aslında bu yolculuk, o bavulu boşaltma çabasıdır. Her durakta bir düşünceyi yol kenarına bırakmak, her yeni manzarada bir endişeden kurtulmak için çıkılır yola. Kıyafetler eskir, kirlenir ve yıkanır; ama düşünceler ancak yürüyerek, görerek ve en önemlisi yüzleşerek hafifler.
"En ağır yük, insanın kendi zihninde taşıdığı sustuklarıdır."
Yolculuk başladı. Umuyorum ki vardığın yerde o bavulu açtığında, içinden sadece hafiflemiş bir ruh ve yerini yeni hayallere bırakmış düşünceler çıkar.
Songül Özer