BEN SEVDAMI İÇİME GÖMERİM -12
Onunla baş başa kaldım, son defa sormak için. Her şeyi düşünmüş müydü, Kararında tereddütleri var mıydı, anlamaya çalıştım. Sevdiğinden emindim. Evlenmek için kararlıydı.
- Ben sadece seni aşamam babam. Sen olmaz dersen ben sevdamı içime gömer, onu ölene kadar senin için yüreğimin zindanlarında, bir pamuğa sarar saklarım. Senin yüzünü yere düşürmem babam. Olur dersen ancak öyle olur. Demesen de sana isyan etmem. Seni bekledim. Senin ne diyeceğini bilirim ama bir kere daha duymak isterim.
- Yarın gidip nikâh günü alın. Ama bunu kimseyle paylaşmayın.
- Nasıl anlamadım baba.
- Evlenmek istiyorsan ben de senin önündeki engelleri seninle birlikte aşmaya kararlıyım.
Çok heyecanlanmıştı. Uzun zaman konuşamadı. Belli ki, bundan sonra başıma gelecekleri, sıkıntıları düşünüyordu.
- Sen rahat ol kızım. Gidip, nikâh günü alın yeter. Gerisini bana bırakın, ben her şeyi düşündüm, dedim.
- Tamam baba, sen başından beri olur diyorsun biliyorum ama biraz korku var sanki içimde.
- Korkmayacaksınız, gidip dediğimi yapın yeter.
- Peki baba, belki yarın olmaz ama en kısa zamanda nikâh günü almaya gideceğiz…
İstanbul’a, büyük oğlumun yanına gitmek için hazırlanıyorduk. Kızım çalıştığı için gelemeyecekti. Gitmeden, çocukların nikâhı kıyılmalıydı. Birkaç gün sonrası için nikah günü aldıklarını bana haber verince birkaç yakınımıza haber verip davet ettik. O gün kızımla birlikte başardığımız unutamayacağımız bir işin sonuna gelmiştik. Nikâhtan sonra hepimiz evlerimize dağılacak, bu konuyu iki aile olarak şimdilik saklayacaktık. Biz nikahtan birkaç gün sonra hazırlıklarımızı bitirip İstanbul’a yola çıktık. Kızıma yapacaklarını anlatmıştım:
"Bir mektup bırakırsın. Helallik dilersin. 'Bunu yapmak istemezdim ama başka çıkış yolum kalmadı' dersin mektubunda. Zaten kanun karşısında bu nikâh akdi ile evlisiniz. Bırakın herkes sizi kaçmış bilsin. Ben ne olduğunu biliyorum ya. Biz İstanbul’a gidince sen de eşinle el ele tutuşup gidersiniz. Böyle olmamalıydı, biliyorum ama çaresiz kaldık. Olsun önemli olan senin mutluluğundur kızım", demiştim.
İstanbul’dan dönene kadar her şey yerli yerince planlandığı gibi gelişti. Sonrasında kopan tufanları ise kuru bir ağaç gibi karşıladım. Yapraklarımı dökmüyor, çiçeklerimi vurmuyordu bu fırtınalar. Bir annenin çığlıkları arasında geldiğimiz bu dünyada, ne fırtınalar görmüştük biz.
Binlerce yıldır, milyonlarca acıların yaşadığı Anadolu topraklarına bir damla acı da biz bırakıyoruz. Gövdelerimizin budandığı günlerin sancısı ile toprak altında kalan köklerimizden filizlenip, yeniden doğuyoruz. Filizlerimizden dallar budaklar yeşeriyor. Fidanlarımızın artık döl verme zamanı. Açan, kırmızı beyaz çiçeklerimizden, Meyveler tomurcuklanıyor, her lezzette. Belki sayısını kimsenin bilmediği acılar arasına biz de acılarımızla doğup, yeşeren dallarımız arasındaki, hayatın son günlerine tutunmaya çalışıyoruz. <<< Son >>> (ALİ ASKER TORUN)
#ülkücümücadele #ülkücüedebiyat #ülkücühikayeler
(Kaynak: