Kötüleri ve kötülükleri bitiremeyiz, ama doğru yerde durarak iyi insanların sayısını bir arttırabiliriz
İnsanlık tarihi, iyilik ve kötülük arasındaki kadim mücadelenin hikâyesidir.
Adalet terazileri, imparatorluklar, devrimler, ahlak sistemleri… Hepsi bu iki kutup arasında bir denge kurma, kötülüğü sınırlama ve iyiliği çoğaltma çabasından doğmuştur.
Kötüleri ve kötülükleri tamamen bitirmek, bu dünyada mümkün değildir.
Kötülük, insan özgürlüğünün karanlık bir ihtimali olarak hep var olacaktır. Fakat bu karamsarlığa düşmek için bir sebep değildir; tam tersine, sorumluluğumuzun sınırlarını daha gerçekçi bir zemine oturtmak için bir fırsattır.
Asıl mesele, imkânsızı hedefleyerek tükenmek değil, mümkün olanı yaparak dünyayı değiştirmektir: Doğru yerde durarak iyi insanların sayısını bir artırmak.
Kötülüğün kökü, insan doğasının derinliklerine, özgür iradeye ve varoluşun kırılganlığına dayanır. Tarih boyunca en büyük ideolojiler, “kötülüğü topyekûn ortadan kaldırma” vaadiyle yola çıktıklarında, çoğu kez daha büyük felaketlere yol açmıştır. Çünkü kötülüğü dışarıda, “öteki”nde, silah zoruyla yok edilecek bir nesne olarak konumlandırmak, insanın kendi içindeki karanlığı görmezden gelmesine neden olur.
Kötülük, bir kez silindiğinde yerini asla boşluk bırakmayan bir enerji gibidir; bastırdıkça başka biçimlerde yeniden ortaya çıkar.
Bu nedenle, “kötüleri bitiremeyiz” cümlesi bir pesimizm değil, bir olgunluk ifadesidir. Bu olgunluk, bizi umutsuzluğa değil, stratejik bir feragate götürür: Her kötülükle savaşmak yerine, iyiliğin çoğalabileceği zeminleri inşa etmeye odaklanırız.
“Doğru yer” nedir?
Doğru yer, coğrafi bir nokta olmanın ötesinde, etik bir duruştur.
Mazlumun yanında saf tutmaktır; kalabalığın adaletsizliğe sessiz kaldığı bir anda “dur” diyebilmektir.
Doğru yer, bir öğretmenin sınıfında haksızlığa uğrayan çocuğun yanında durması, bir yöneticinin liyakati torpilin önüne koyması, bir vatandaşın zorbalık karşısında sesini yükseltmesidir.
Bu yer aynı zamanda tarihsel bir bilinç gerektirir. Hangi tarafta durduğumuz, yalnızca anlık bir tercih değil, geçmişten devraldığımız bir sorumluluktur.
Doğru yer, çoğu zaman popüler olmayan, bedeli olan, ama vicdanla örtüşen yerdir.
İyi insanların sayısını "bir arttırabiliriz” ifadesi, mütevazı ama derin bir etkiyi işaret eder.
Büyük kurtarıcılar, kahramanlar ya da devrimler beklemek yerine, her birimizin kendi çevresinde yaratabileceği farka odaklanır. Bir kişi, bir aile, bir mahalle, bir kurum… İyilik, ağır aksak da olsa, zincirleme bir reaksiyonla yayılır.
Bir insanın iyi olması, yalnızca “kötü olmaması” değildir; aktif bir çabadır. İyi insan, zor durumda görmezden gelmeyen, adaletsizlik karşısında susmayan, kendi menfaatinin ötesinde ortak iyiliği düşünebilendir. Ve böyle bir insanın varlığı, çevresindeki en az bir kişiyi etkiler. O etkilenen kişi, başka birini etkiler. İşte bu, küçük ama geri döndürülemez bir iyilik çoğalmasıdır.
Tarih boyunca büyük toplumsal dönüşümler, çoğu zaman görünürde önemsiz görünen bireysel duruşların birikimiyle gerçekleşmiştir.
Kahraman beklemekten vazgeçip, kahraman olmak... Belki de en büyük yanılgımız, kötülüğün tamamen yok edileceği bir ütopyayı beklerken, bugün yapabileceklerimizi ertelememizdir. Oysa iyilik, bekleyen bir şey değil; yapılan bir şeydir. Kötüleri ve kötülükleri bitiremeyiz, evet. Ama her gün, her an, karşımıza çıkan küçük sınavlarda doğru yerde durarak, iyiliğin çoğalmasına aracılık edebiliriz.
Bir kişi için adalet, bir çocuk için güvenlik, bir komşu için merhamet olabiliriz.
Ve bunu yaptığımızda, dünyanın kurtuluşunu büyük kahramanlara bırakmak zorunda olmadığımızı fark ederiz. Çünkü her birimiz, kendi çapımızda, iyi insanların sayısını bir arttıran kişi olabiliriz.
Belki de dünyayı değiştirmek, tam olarak budur: Bir bir çoğalmak.