BİR MİNARE FOTOĞRAFININ YAZDIRDIKLARI

Abone Ol

Harput’a girerken ana yolun sol tarafında sizi bir mâbed karşılar... Ağa Camii’dir bu. Müzedeki kitâbesine göre ilk adı Pervane olan bu cami, ahşap tarzda yaptırılmış ve inşâsı 1559 yılında tamamlanmıştır. 1678’de Harput’un Sarahatun Mahallesi ahalisinden Hasekizâde Ali Ağa [b. Yusuf] hem cemaate dar gelmesi hem de çok yıpranması sebebiyle camiyi yeniden yaptırdığından burası onun nâmına nisbetle “Ağa” diye adlandırılmıştır (Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, belge nr. 582-1, s. 80, sıra nr. 51). Ali Ağa aynı yıl caminin giderleri için bir de vakıf kurmuş, Perçenç’te ortağı olduğu bir değirmenin kendi hissesine düşen kısmını (değirmenin yarısı) camiye vakfetmiştir... İshak Sunguroğlu Sarını Köyü ağalarının üstlendikleri tamirden ötürü caminin bu adı aldığını yazmakta ve her yerde onun yazdıkları tekrarlanmaktaysa da bu bilgi teyide muhtaçtır.

Caminin 1850’lerde yeniden tamiri gerekmiş, bunun üzerine Kesrikli Abdullatif Ağa (Arap İsmail Ağa’nın oğlu) bir vakıf kurarak Karasaz Köyünde ortağı olduğu bir değirmenin yarı hissesi ile yine aynı köydeki 500 kavak ağacı barındıran bahçesini caminin tamiri ve diğer giderleri için vakfetmiştir (Harput Şer’iyye Sicili, Defter nr. 7232, s. 154). Ancak bu gelir camiyi ayakta tutmaya yetmemiş olacak ki esaslı tamir 1889’da Efendigillerden Hacı Hâfız Abdülhamid Hamdî Efendi sayesinde mümkün olabilmiştir.

Efendigillerin konağı Ağa Camii’ne çok yakındı. Âilenin fertleri vakit namazlarının çoğunu bu sebeple Ağa Camii’nde kılmaktaydılar. Hattâ Abdülhamid Hamdî Efendi bu camide senelerce hatimle terâvih kıldırmıştı. Hemen bitişiğindeki Cevheriye Medresesi de Efendigillerden Ahmed Âsım Efendi’nin uzun yıllar müderrisilik yaptığı bir eğitim kurumuydu. Zengininden fakirine, ağasından dilencisine Harputlu her fert Abdülhamid Efendi’ye büyük saygı duyardı. Eskiden müftüler sadece imam ve müezzinlerden sorumlu memurlar değillerdi. Her türlü fetvayı onlar verirdi, miras işlerinde halk onlara başvururdu, devlet toplumu kontrol etme hususunda müftü efendilerin imtiyazlı konumundan yararlanırdı... Abdülhamid Efendi’nin babası Ömer Naîmî, dedesi Hacı Ahmed, onun babası Said Efendiler geçmişin Harput müftüleriydi... Abdülhamid Efendi de o günün Harput’unda bu makama en lâyık kişiydi. Fakat o, ısrarlı tekliflere rağmen eğitim öğretim görevinden geri kalacağı, dünyevî mevzularla uğraşırken dinî hayatı ihmâl edeceği ve yanlış fetvâlar verip günâha gireceği endişesiyle -bu zinciri bozma pahasına- müftülük vazifesini reddetmiş, hayatını Kâmil Paşa Medresesi’nde öğrenci yetiştirmeye adamıştı. Onun bu kanaatkâr tutumu halkın gözündeki itibarını en üst seviyeye taşımıştı... Dolayısıyle, Ağa Camii’nin iyice yıpranmış olan hâlini görüp burayı tamamen yıktırarak yeniden yaptırmak üzere halktan yardım istediğinde insanlar tereddüt etmeden yardıma koşmuşlar ve kısa sürede câmi kârgir sûrette (taş yapı) inşâ edilmişti. Bu inşâdan yaklaşık elli sene önce de Abdülhamid Efendi’nin dedesi Hacı Ahmed Efendi aynı sûrette Sarahatun Camii’ni yaptırmıştı.

Ağa Camii’nin Ermeni Mimarları: Harputlu Taşçıyan Ailesi

Bilindiği üzere Osmanlı coğrafyasında Ermeni tebaa, zanaatkârlıkları ve işlerini sağlam yapmalarıyla meşhurlardı. Elbette Harput’ta da durum böyleydi. Birçok meslekte olduğu gibi taş ustalığında, yapı ve mimaride de Harputlu Ermeniler parmakla gösterilirlerdi. Bu sebeple Abdülhamid Hamdî Efendi Ağa Camii’nin yeniden inşâsında şehrin önde gelen taş ustası ve duvarcılarından “Yukarı Mahalle”li Kevork Taşçıyan’la (Harput’ta bilinen adıyla “Taşçı Kevork Usta”, ö. 1893) anlaşmış ve inşaatı bütün müştemilâtıyla onun üstlenmesini sağlamıştı. Kevork Taşçıyan atölyesinde çalıştırdığı akrabalarıyla birlikte camiyi yaparken minareyi de kendisi gibi usta olarak yetiştirdiği oğlu, henüz 19-20 yaşındaki Bağdasar Taşçıyan’a (ö. 1939) havâle etmişti. Bağdasar Taşçıyan minareyi Sunguroğlu’nun ifadeleriyle “beyaz kesme taşlardan, caminin büyüklüğüyle mütenâsip ve oldukça zarif” bir tarzda tek başına yapmıştı... Bağdasar Usta minâreyi bitireyazarken yaptığı eserle gurur duysa gerek şerefeye çıkıp poz vererek aşağıda gördüğünüz fotoğrafı çektirmişti... “Bitireyazarken” dememin sebebi minârenin külâhının henüz giydirilmemiş olmasındandır. Şerefenin üst kısmında görünen sırıklar aslında iskeledir. Ustanın bir günlük işi daha kalmıştır. İskeleye tırmanacak, külâhı büyük bir titizlikle yerleştirecek, inerken de o sırıkları alacaktır...

Gayr-ı müslimlerin çektiği eski Harput fotoğraflarını inceleyenler şehrin camilerinin kadrajlarda çok az yer aldığını bilirler. Bu sebeple Bağdasar Taşçıyan’ın kendi soydaşı veya dindaşı bir fotoğrafçıya doğrudan doğruya caminin minâresini ve üstelik arka kısmına Alaca Mescid’i alacak bir cepheden çektirmesi çok önemlidir.

B. Taşçıyan caminin inşâsından çok kısa bir süre sonra Amerika’ya göçer. Çektirdiği bu fotoğrafı da yanında götürür. İlk iş başvurusunda ustalığını belgeleyen bu fotoğrafı göstererek kabul alır. Tarihî bir kıymeti hâiz olan bu fotoğraf Taşçıyan âilesinin albümünde bulunmaktadır. Burada verdiğim bilgilerin bir kısmı da zaten Bağdasar Usta’nın kardeşi Protestan din adamı Mardiros Taşçıyan’ın (ö. 1975) Tanrım ve Ben isimli hâtıra defterinde kayıtlıdır. Âileye ait bazı belgeler çok yakın bir zamanda Houshamadyan tarafından yayımlandı. Aşağıdaki fotoğrafa da bu vâsıtayla yayımlanan hâtıra defterinin orijinal nüshasından ulaşma imkânı buldum. Fotoğrafta şerefede poz veren Bağdasar Usta dışında dört delikanlı daha görülmektedir. Bunlardan biri Bağdasar’ın kardeşi Mardiros, diğerleri ise kuzenleridir. Hatırâtı kaleme alan Mardiros çocukluğunda Ağa Camii’nin minâresinin döner merdivenlerinden çok inip çıktığını, saatlerce orada vakit geçirdiğini belirtmektedir.

Mardiros, hâtıralarında Ağa Camii’nin mimarı babası Kevork Usta ile ilgili çok ilginç ve bu yazımız vesilesiyle ilk defa duyacağınız orijinal bilgilerden bahsetmektedir. Buna göre, Kevork Usta çok dindar bir adamdı. Her Çarşamba öğleden sonra saat dörtte dükkânından ayrılır, kiliseye gider, orada haftalık ibadet toplantılarına katılırdı. Vakit kaybetmemek için eve uğrayıp iş kıyafetlerini bile değiştirmezdi... İnancına bu denli samimiyetle bağlı olan Kevork Usta, inşaat esnasında Ağa Camii’nin temeline gizlice Kitâb-ı Mukaddes ile bir ilâhi kitabı yerleştirmişti! Kitapları temele koyarken buranın bir gün kilise olması için de dua etmişti. Bu “sır”rını yalnızca eşi Altun’a anlatmış, Altun Hanım onun vefâtını müteakip geldiği Amerika’da söz konusu “sır”rı çocuklarıyla paylaşmıştı... Yani Ağa Camii’nin temelinde -eğer son tâdilatta ortaya çıkarılmadıysa veya toprak olmadıysa- İncil bulunmaktadır! Elazığlıların tabiriyle “Artık neval günah onların boynuna.”