BÖLGESEL SAVAŞ TEHDİDİ VE TÜRKİYE !
ABD askeri deniz gücünün üçte birinden fazlası Hint Okyanusuna ve Akdeniz’e konuşlandı.
Bugüne kadar görülmemiş büyüklükte ve süpersonik elektronik savaş kabiliyetine sahip ABD Deniz Kuvvetleri gücünün üzerine birde Ortadoğu, Türkiye ve Yunanistan dahil bir çok Ege adasın da sahip olduğu askeri üstlerini de eklersek bu kadar kuvvetin İran için hazırlandığına inanmak ne kadar doğru ve inandırıcı olur?
18 ülkenin sınırları değişecek demişlerdi 2000 yılında.
Ve 2015’de bu sınır değişikliklerinin biteceğini hesaplamışlardı.
Arap baharı ile başlatılan bu yeni sınırların değişikliği planı bir türlü gerçekleşemedi.
İlk işareti 2000 yılında Clinton’nun TBBMM’de yaptığı “milenyum” konuşması ile vermişlerdi. Ama işe bakın ki bu konuşmayı yaptıkları ve ilk işareti verdikleri ülke yani
Türkiye engelini aşamadılar.
Rusya’da Ukrayna’ya girerek planı kuzeyden iyice zora soktu.
Şimdi de bizden bu kadar askeri gücü sadece İran için toplamış olduklarına inanmamızı istiyorlar !
İran’a saldırınca Rusya ve Çin’in olaya dahil olması durumunu düşünerek bu gücü topladılar desek bence bu da bölgemizde muhtemel bir yangının büyüklüğünü tahmin etmemiz için yeterlidir.
Bu durumda ABD, tarihinin en büyük restleşmesine ve bölge haritalarına son şeklini verene kadar sürecek uzun bir savaşa hazırlanıyor dersek çok abartmış olmayız herhalde.
Ve bizim ülkemiz bu hesaplaşmanın tam da kâlpgâhı konumunda.
ABD’nin İran”da demokrasi havarisi kesilerek molla rejimini devirmek ve laik bir İran cumhuriyeti yönetimi kurmak için ve de İran halkını özgürleştirmek üzere böyle büyük bir savaşı göze aldığına inanacak kadar aptal değiliz herhalde !
“Bizim çizdiğim sınırları kabul etmez iseniz ve tarafınızı benden yana ilan etmez iseniz benimle savaşı göze almalısınız !”
ABD’nin İran üzerinden tüm bölge ülkelerine verdiği net mesaj aslında budur.
İran, ABD için örnek gösteri alanı olacaktır.
“İran’ın düştüğü duruma ve haline bakın onun gibi teslim olun” mesajını İran üzerinden vermek istiyor ABD !
Sadece İran için bir hazırlık yapmıyor.
Son gürüşmeler gösteriyor ki İran molla rejimi halkının gözünde haysiyet yarası almadan ve iktidarına devam etmek için ABD taleplerini adım adım yapmaya hazır gözüküyor. Ama artık görülüyor ki ABD akan suyun yukarısında dururken aşağı da akan sudan su içen kuzuya “suyumu bulandırıyorsun !” bahanesini söylemeye devam ediyor.
Bölgesel ve daha sonrasında sınırları zor kontrol edilebilir ve hesap edilebilir büyük bir savaşın eşiğindeyiz.
Peki biz Türkiye olarak bu gelişmeler devam ederken ne durumdayız?
Türkiye’de yorgun ve milletin %70’nin kendisine güveninin kalmadığı bir iktidar var.
Ve bu iktidar kendisine olan güvensizliğin de farkında.
Son günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üst üste seçim kazandığı dönemlerdeki gibi sert ve ayrıştırıcı ve de kutuplaştırıcı konuşmaları bu gerçeğin bilinmesinin bir paniği. Kendi siyasi dinci tabanını ve iktidar döneminde kurduğu bürokrasi gücünü ve de sermaye gücünü moralli ve birlik içinde tutmaya çalışıyor.
Ya ana muhalefet ne halde ?
O ise henüz gelişen emperyal bölgesel tehditin ve olayın bile ne farkında ne de ciddiyetinde !
DEM-APO çizgisindeki demokrat siyasete (!) razı ve de hazır siyasal bölücüler silah bırakmayı kabul etmiş gözükerek Cumhur İttifakının trenine binerken; Kandil-AB desteğindeki henüz silah bırakmamış siyasal bölücü savaş yanlısı Kürtler’de kendilerine göz kırpan ve onları bagajında taşımaya teşne CHP’ye yaslanma peşindeler.
CHP’nin mevcut yönetimi de bu paylaşıma dünden razı gözüküyor.
Bir türlü emperyalizme ve bölücülüğe karşı savaşmış ATATÜRK’ün CHP’si olamıyorlar.
Olmuyorlar !
Yani iktidar olmak ve yürütmenin başına geçmek üzere strateji yapacakları yerde seçmen çoğunluğunu kızdırıp bölücü azınlığın peşinden koşmakta ısrar ediyorlar.
Yorgun ve halkın çoğunluğunun desteğini kaybetmiş bir iktidar ile Atatürk’ün emaneti olan emperyalizme karşı pusulasını kaybetmiş bir ana muhalefet var bölgesel savaş öncesi siyaset sahnemizde!
Türkiye sivil siyasetini “milli silkiniş” ortak paydasında toplayacak ve sonrasında halkının çoğunluğunun güvenini arkasına alacak bir “yürütme” gücüne hızla ulaşmak zorundadır.
Son anketlerde seçmen eğiliminde “kendinizi siyasi görüş olarak nasıl ifade edersiniz sorusuna; %30,4 Atatürkçü %30,2 Milliyetçi cevabını vermiş.
% 42’lere varmış olan kararsızları düşündüğümüzde “milli silkinişi” yapacak sosyoloji oluşmuş durumda kendini açıkça belli ediyor.
Sorun, bu sosyolojinin ve seçmen eğiliminin beklentisine cevap verecek ve halkın güvenini kazanacak bir sivil siyaset işbirliğinin henüz ortalarda görünür olmaması.
Kendilerini Milliyetçi ve Atatürkçü olarak tanımlayan seçmeni merkezine alan bir siyasi ittifak Türkiye’nin önümüzdeki zor dönemden çıkışını sağlayacak tek iktidar seçeneği olarak önümüzde duruyor.
Bu siyasi fırtınanın doğması ise CHP, ZAFER PARTİSİ ve İYİ PARTİNİN güçlü ve tutarlı, sürdürülebilir bir seçim ittifakını yapmasına ve bir çekim alanı oluşturmasına bağlı.
Fakat bu ittifak için en büyük engel bu günkü Özgür Özel yönetimimdeki CHP’dir!
İktidar için Emperyalizme teslim olmaya hazır ve Kandil-AB hattında bölücülerle ittifaka devam kararında gözüken ve hala Türkiye’nin sınır ötesi güvenlik konseptine hem karşı ve hem de anlamamakta ısrarlı bir CHP çizgisi bu haliyle ne Atatürkçü seçmeni ve ne de Milliyetçi seçmeni tatmin edecek ve de inandıracak bir konumda değil.
AKP’nin her seçimde en büyük avantaj olarak kullandığı bu çizgisinden CHP kurtulmadıkça Türk sivil siyaseti topallamaya devam edecektir.
Atatürk çizgisine dönmeden, emperyalizme karşı olmadan, Kandil-AB hattından uzaklaşmadan ve Kürt hassasiyeti kadar Türk hassasiyetini de içselleştirmeyen ve bütün bu değişimi Türk milletine hissettirmeyen bir CHP yönetimi oluşmadan Türkiye’nin önümüzdeki zor dönemde ümidi olan CHP-ZAFER PARTİSİ-İYİ PARTİ ittifakının gerçekleşmesi bence zor değil imkansız gözüküyor.
Ve CHP’nin bu milletle bir türlü kucaklaşamayan kısır döngüsü; emperyal işbirliğine hazır, bölücülü Kürtçü unsurlara yandaş siyasi duruşu ve jakoben yönetim çekirdeği durduğu sürece devam edecektir.
Özetlersek Türkiye’nin önündeki öncelikli sorun yaklaşan bölgesel savaş ve ABD’nin sınırları değiştirmeye kararlı hazırlıkları değil;
yorgun, halkının çoğunluğunun desteğini kaybetmiş ve siyasal dinci çizgisindeki nefret ve ayrıştırıcı dilini bu muhalif seçmen çoğunluğuna karşı ısrarla devam ettiren bir iktidarın devamı ile topal ve yanlış siyasi sularda gezmeye devam eden ve millete bir türlü güven veremeyen ana muhalefetin varlığıdır.
Hakkı Şafak Ses