Babadan kalma serveti kendi alın teri sanıp göğsünü kabarta kabarta dolaşanları gördükçe insanın içi burkuluyor. Hayatla tek mücadelesi miras paylaşımı olanların, başarı masalları anlatma cüretini bu memlekette normalleştirdik. Oysa kibir, hak edilmemiş zenginliğin en ucuz süsüdür.
Bir yanda yoksulluğun belini büktüğü insanlar var. Renksiz, sessiz, gözlerinin feri sönmüş… Ama yine de başı dik yürüyorlar. Çünkü kaybedecekleri bir haysiyetleri kalmış sadece. O baş dikliğini “memleketi kurtaracak özgüven” sananlar yanılıyor; o duruş, çaresizliğin son direnişidir. Ve insanın canını asıl sıkan da budur.
Kuralsızlığı kendisine doğuştan hak sayan servet budalalarıyla dolu bir düzenin içindeyiz. Trafikte, ihalede, adalette, hayatta… Paranın açtığı her kapıyı “zekâ” sanan bu ahmaklık, yalnızca ahlaki bir çürümenin ilanıdır. Kural, herkes içindir; parası olana esnetilen her kural, yoksulun boynuna geçirilen yeni bir ilmiktir.
Aklı ve kalbi kurnazlıkla dolu uyanık serseriler var bir de. Her boşluktan faydalanmayı marifet, her vicdansızlığı başarı sayıyorlar. Göz göre göre çalan, ezene alkış tutan, susarak suç ortağı olan bu kalabalık; memleketin asıl yükü. Çünkü kötülük, en çok normalleştiğinde büyür.
Ya kibrin cehaletle kol kola girip ürettiği kartondan şövalyeler. Ne bilgi var, ne erdem; ama nutuk çok, poz çok. Sosyal medyada, ekranlarda, kürsülerde… İçleri boş, sesleri yüksek. Bir rüzgâr esse dağılacaklar ama gürültüleri yetiyor da artıyor bile.
İnsan bütün bunlara üzülüyor. Çünkü mesele sadece adaletsizlik değil; utanma duygusunun da yoksullaşması. Ve bu, herhangi bir ekonomik krizden çok daha tehlikeli. Kibrin ve cehaletin ele ele verip ürettiği kartondan şövalyeleri unutmamak gerek. Gürültü çok, içerik yok. Bilgi az, kanaat bol. En önde yürüyorlar ama nereye gittiklerini bilmiyorlar. Yine de kendilerinden son derece eminler.
Ve Abuzer Emmi… Yaşından çok daha yaşlı gösteren, sapsarı yüzü çökmüş hâlde kaldırımlarda akşamı eden Abuzer Emmi. Sen ne kadar merhametli, ne kadar sabırlısın. Seni ezdiklerini, sülük gibi emdiklerini bildiğin hâlde; hiçbir şey bilmiyormuş, hiçbir şeyden haberin yokmuş gibi yaşıyorsun. Zenginlerin parası senin fakirliğinle çoğalıyor Abuzer Emmi. Ama sen onlardan daha çok şükrediyor, onlardan daha mutlu görünüyorsun. Aldatıldığını bile bile bilmezden gelme huyun adamı çıldırtıyor Abuzer Emmi.
Şu çocuğa bak mesela… Soğuktan kopacak gibi duran kıpkırmızı burnundan ağzına sümüğü akıyor. Çorapsız giydiği ayakkabı ayağının yarısını dışarıda bırakmış. Tam o sırada paha biçilemeyecek bir araba geçiyor yanından. Çamur içinde. Bir çırpıda üstüne su sıçratıyor. Dönüp bakan yok. Çünkü kabahatli olan çocuk… Kaldırım dururken yolda ne işi var? Arabanın suçu yok. Sürücünün kabahati yok.
Bu memlekette suç hep yoksulun üzerinde kalıyor. Zengin masum, düzen haklı, vicdan ise fazla lüks sayılıyor.
İnsan bütün bunlara üzülüyor Abuzer Emmi. Çünkü mesele sadece fakirlik değil. Mesele, adaletsizliğin alışkanlığa; utanmazlığın ise başarıya dönüşmesi.