CUMHURİYET'İN İKİNCİ YÜZYILINA ÇAĞRI !
Artık yeni bir eşikteyiz.
Bir asır önce bu topraklarda verilen mücadele, devletin varlığını koruma, kurtuluş ve kuruluşun iradesiyle milletin bağımsızlığını teminat altına alma mücadelesiydi.
Kimse korkmasın Cumhuriyet I. Yüzyılda siyasal ve sosyolojik meşruiyetini ispatlamış, marjinal unsurlar hariç sistemin mayası tutmuştur.
Bugün ise önümüzde duran görev artık çok daha farklıdır:
Devleti kurmuş bir millet olmaktan, ortak geleceğini birlikte inşa eden bir topluma dönüşebilmek...
Çünkü Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı; eski kavgaların, müzelik kavramların, bitmeyen rövanşların ve nesilden nesile taşınan korkuların yüzyılı olamaz.
Bu yüzyıl; özgüvenin korkuya, hukukun keyfiliğe, uzlaşmanın kutuplaşmaya, ortak aklın tek adamlara, nesnelliğin fanatizme üstün geldiği bir yüzyıl olmak zorundadır.
Artık kabul etmeliyiz ki;
Bu ülke yalnızca bir kesimin değildir.
Bu devlet yalnızca bir ideolojinin değildir.
Bu Cumhuriyet yalnızca bir dönemin mirası değil, seksen beş milyonun gelecek nesillere devredeceği ortak emanetidir.
Hiç kimsenin diğerini bu ülkenin misafiri gibi görmeye hakkı yoktur. Bu ülke eşit ve makbul yurttaşların ortak vatanıdır.
Hiçbir vatandaşın aidiyetini ispat etmeye mecbur bırakılmadığı, hiçbir toplumsal kesimin tehdit kaynağı olarak algılanmadığı, korkularıyla yönetilmediği, hiçbir siyasi görüşün düşmanlaştırılmadığı bir Türkiye mümkündür.
Böyle bir Türkiye hayal değil, tarihsel bir zorunluluktur.
Çünkü önümüzdeki dönemde bizi bekleyen meydan okumalar, geçmiş yüzyılın alışkanlıklarından çok daha büyüktür.
Dünya düzeni yeniden şekillenmektedir.
Ekonomiler dönüşmektedir.
Teknoloji insanlık tarihinin en büyük kırılmalarından birini üretmektedir.
Enerji, üretim, güvenlik ve bilgi alanlarında yeni bir çağ başlamaktadır.
Bu çağın kazananları, kendi iç savaşlarını sürdüren toplumlar değil; farklılıklarını ortak enerjiye ve hedeflere dönüştürebilen toplumlar olacaktır. Türkiye bu çağı ıskalamayacaktır...
Türkiye'nin kaybedecek bir asrı daha yoktur.
Bu nedenle yeni dönemin düşünüş biçimi de, siyasal ahlakı da yeni olmak zorundadır.
Rakibini yok etmeye değil, onunla hukuk içinde rekabet etmeye, hizmet üretimine dayanan bir siyaset...
Gücü sınırsızlaştırmaya değil, hukukla sınırlandırmaya dayanan bir devlet anlayışı...
Aidiyetleri istismar eden değil, vatandaşlığı güçlendiren bir demokrasi...
Sadakati ödüllendiren değil, aklı, bilimi, liyakati yücelten bir kamu düzeni...
Korkuları köpürten, büyüten değil; umutları çoğaltan bir toplumsal dil...
Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında savunmamız gereken en büyük değerler bunlardır.
Çünkü biliyoruz ki;
Hukuk ve adalet bir grubun değil, herkesin güvencesidir.
Özgürlük bir ideolojinin değil, insan onurunun hakkıdır.
Demokrasi kazananların hükmetme, kaybedenlerin susma rejimi değil; farklı fikirlerin barış içinde yarışma ve üretme zeminidir.
Hukuk ise güçlülerin kullandığı bir araç değil, güç karşısında vatandaşın kaygısız sığınağıdır.
Bu yüzden geleceğin Türkiye'si; rövanşların değil uzlaşmanın, intikamın değil adaletin, korkuların değil özgüvenin üzerine inşa edilmelidir.
Bizler aynı tarihin çocuklarıyız.
Aynı coğrafyanın insanlarıyız.
Aynı bayrağın altında yaşayan, aynı kaderi paylaşan, gelecek tasavvurları olan bir milletiz.
Bizi büyütecek olan şey geçmişin travmatik hesaplarını sonsuza kadar sürdürmek değil; yaralarımızı sararak, geçmişten ders çıkararak ortak bir gelecek kurabilmektir.
Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında ihtiyacımız olan yeni bir kurtuluş savaşı değil, yeni bir medeniyet inşasıdır...
İhtiyacımız olan şey; hukuka olan inancı yeniden güçlendirmek, demokrasiyi derinleştirmek, toplumsal güveni yeniden üretmek ve refahı paylaşacağımız ortak gelecek fikrini yeniden ayağa kaldırmaktır.
Eğer bunu başarabilirsek;
Türkiye yalnızca bölgesinin rol modeli değil, dünyanın da saygın ve güçlü ülkelerinden biri olacaktır.
Eğer bunu başarabilirsek;
Yüzyıllık gerilimler yerini yüzyıllık bir toplumsal barışa bırakacaktır.
Eğer bunu başarabilirsek;
Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı, bir kesimin diğerine karşı kazandığı zaferle değil, milletin kendi potansiyelini keşfettiği büyük bir medeniyet yürüyüşüyle hatırlanacaktır.
İşte o gün geldiğinde tarih şunu yazacaktır:
Türkiye, farklılıklarını çatışma sebebi olmaktan çıkarıp ortak geleceğinin gücüne dönüştürmeyi başarmıştır.
Cumhuriyet'in ikinci yüzyılının gerçek zaferi de işte bu olacaktır.
Hadi bakalım "bizim çocuklar" bu zaferin ilk adımını da siz atın !
Rubil GÖKDEMİR Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü