Devlet Endeksli siyasetin sürdürülmesi

DEVLET ENDEKSLİ SİYASETİN MEŞRUİYET VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KRİZİ... Türkiye'de siyasi tartışmaların önemli bir kısmı iktidar ve muhalefet arasındaki günlük gerilimlere odaklanıyor.

Abone Ol

DEVLET ENDEKSLİ SİYASETİN MEŞRUİYET VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KRİZİ...

Türkiye'de siyasi tartışmaların önemli bir kısmı iktidar ve muhalefet arasındaki günlük gerilimlere odaklanıyor. Oysa yaşadığımız sorunların kaynağı yalnızca aktörler değil, siyaset yapma biçiminin kendisidir.

Türkiye gibi devlet geleneğinin güçlü olduğu toplumlarda siyaset tarih boyunca büyük ölçüde devlet merkezli bir karakter taşımıştır. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan çizgide devlet yalnızca idari bir yapı değil, aynı zamanda toplumsal hayatın merkezinde yer alan kurucu ve belirleyici bir aktör olmuştur.

Bu nedenle teorik olarak egemenliğin kaynağının millet olduğu kabul edilse de, pratikte siyasal alan uzun süre devletin denetim ve kontrol mekanizmalarının gölgesinde şekillenmiştir. Tek partili dönemden çok partili hayata, askeri müdahalelerden vesayet tartışmalarına kadar Türk siyasi tarihinin farklı evreleri bu gerçeğin çeşitli tezahürleriyle doludur.

Ancak bugün gözden kaçırılan önemli bir husus vardır:

Türkiye'nin sosyolojisi değişmiştir.

Son elli yılda yaşanan şehirleşme, sanayileşme, eğitim seviyesindeki yükseliş, iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve bilgiye erişim imkanlarının yaygınlaşması toplumun yapısını köklü biçimde dönüştürmüştür.

1950 yılında Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 75'i kırsalda yaşarken bugün nüfusun yüzde 93'ünden fazlası şehirlerde yaşamaktadır.

1960'larda yükseköğretime erişim son derece sınırlıyken bugün milyonlarca üniversite mezunu bulunmaktadır.

İnternet ve sosyal medya sayesinde bilgi üretimi ve dolaşımı merkezi yapıların tekelinden çıkmıştır.

Kadınların iş gücüne katılımı, gençlerin beklentileri, orta sınıfların talepleri ve ekonomik hayatın çeşitlenmesi yeni toplumsal dinamikler ortaya çıkarmıştır.

Kısacası Türkiye artık yüz yıl önceki Türkiye değildir.

Fakat siyasetin önemli bir bölümü hâlâ eski Türkiye'nin refleksleriyle hareket etmektedir.

Bugün hem iktidar hem de muhalefet içerisinde farklı biçimlerde görülen temel sorun budur.

Toplumun değişen taleplerini anlamak yerine, devletin bürokratik, hukuki veya idari araçları üzerinden siyasal sonuç üretme eğilimi sürmektedir.

Siyasi rekabetin toplumsal meşruiyet üretme kapasitesi zayıfladıkça, mücadele giderek devlet mekanizmaları üzerinden yürütülmeye başlanmaktadır.

Oysa modern toplumlarda kalıcı meşruiyetin kaynağı devlet gücü değil, toplumsal rızadır.

Hiçbir siyasi hareket, hiçbir parti ve hiçbir ideoloji devlet aygıtına dayanarak uzun vadeli meşruiyet üretemez.

Devlet geçici olarak sonuç üretebilir; fakat toplumsal gerçekliği ortadan kaldıramaz.

Bugün Türkiye kamuoyunu teslim alan gerilimlerin önemli bir bölümü de tam olarak bu noktadan kaynaklanmaktadır.

Bir tarafta değişen, çeşitlenen ve karmaşıklaşan bir toplum vardır.

Diğer tarafta ise bu toplumu hâlâ devlet merkezli yöntemlerle yönetmeye çalışan bir siyasal kültür bulunmaktadır.

Asıl kriz iktidarın veya muhalefetin krizi değildir.

Asıl kriz, değişen toplum ile değişmeyen siyaset anlayışı arasındaki uyumsuzluktur.

Bu uyumsuzluk bürokratik müdahalelerle, yargısal süreçlerle, güvenlikçi reflekslerle veya siyasal mühendislik yöntemleriyle giderilemez.

Çünkü bunlar sorunun sebebini değil, yalnızca belirtilerini hedef alır.

Tarih bize göstermektedir ki toplumun dönüşüm hızının gerisinde kalan, devleti ele geçirme kavgasına meze yapılan siyasal sistemler zamanla daha derin meşruiyet sorunları yaşamaya başlarlar.

Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü