Sabah saat 06.30’da uyandım. 07.00 gibi arabaya bindim. Altınşehir’deki evimden çıkıp Eğriçay Köprüsü’nden geçtim; TPAO Bölge Müdürlüğü üzerinden Karadağ’a çıktım. TOKİ Konutları’nı baştanbaşa dolaştım, eski Zey Yolu’ndan çevre yoluna indim.
En başta şunu söyleyeyim: Hükümet, devlet eliyle Karadağ’da harika işler başarmış. Evler, yeşil alanlar, sosyal donatılar gerçekten güzel. Bu haliyle bile TOKİ Konutları müthiş.
Karadağ’ın eski halini baştan sona bilen biri olarak burada yapılan iş, insan aklının sınırlarını fazlasıyla zorluyor. Kısa zamanda büyük işler başarılmış. AK Parti’nin hakkını teslim edelim. Karadağ TOKİ Konutları’nın ortaya çıkmasında her kimin emeği geçmişse Allah razı olsun. Binlerce kişinin hayır duasını almış olmalılar.
Elbette eksikleri vardır. Yanlışları da olmuştur. Hepsi çözülür.
Şunu unutmayalım: Kısa zamanda çok iş yapılması gerekiyordu. Üstelik yolu, suyu, elektriği olmayan; anakayası ortada bir dağdan söz ediyoruz.
Kısa zamanda hem evler yapılacak hem yol, su, elektrik ve doğalgaz getirilecek. Yetmez; okul, cami, sağlık merkezleri ve alışveriş yerleri inşa edilecek. O da yetmez; fırın, manav gibi Adıyaman için olmazsa olmaz ihtiyaçlar karşılanacak.
Bütün bunların ötesinde çevre düzenlemeleri yapılacak, ulaşım sağlanacak, aydınlatma ve güvenlik çalışmaları tamamlanacak.
Adıyaman, bu eşsiz esere hakkı olduğunu düşünerek vefasızlık etmemeli. Kul köle olmaya da gerek yok. Ama hakkını teslim etmeli; her yerde ve her ortamda sahip çıkmalı. Doğru düzgün anlatarak emeği geçenleri anmalı.
Bu harika eseri bir baştan bir başa gezdikten sonra çevre yolundan çarşı merkezine indim. Bir lokantanın önünde durdum, arabamı park ettim. Lokantanın sokağa yaydığı masalardan birine oturup çorba istedim.
Masama domates, soğan, yeşil acı biber, limon ve buz gibi su geldi. Tabi sıcacık ekmek de… Hiçbirini istememiştim. Hepsi servisin içindeydi.
Adıyaman’da hangi lokantaya giderseniz gidin, aşağı yukarı aynı servis yapılır. Yeşillik, acı biber, soğan ve su istemenize gerek yoktur. Çorba da içseniz, yemek de yeseniz aynı.
İşçiler, ustalar yavaş yavaş lokantaya damlamaya başladı. Çorba istediler. Demek ki ben onlardan biraz erken davranmıştım.
Zaten sokaklar tenha, işyerleri kapalıydı. Bir tek fırınlar, lokantalar ve manavlar açılmıştı.
Lokantadan çıkıp Harıkçı Caddesi’nden Heykel Meydanı’na doğru yürüdüm.
Hafta sonunu fırsat bilen mülk sahipleri işe başlamışlardı. İkinci etaptan umudunu kesmiş olacaklar ki zaman kaybetmeye tahammülü olmayan bir mülk sahibi temel kazısına başlamıştı.
Dükkânını yeni açan tanıdık biri kahve içmeye çağırınca kırmadım.
“Bu saatte kahve bulamazsın, çay içelim.” dedim.
“Kahveyi ben yapacağım.” dedi ve beni buyur etti.
Sabah kahvesini keyifle yudumladık. Çarşının sakinliğini kendince kısaca özetledikten sonra, “İşlerim iyi, çok şükür.” dedi. Sabrıyla, hamdıyla derin bir iç çekti.
Ağzından çıkanla kalbinin sesinin aynı olması dileğiyle teşekkür ettim ve Eskisaray’a doğru ilerledim.
Çocukluğumun Adıyaman’ından eser kalmamıştı.
Aynı kalan tek şey, yokluk ve yoksulluktu.
Sessizlik ve şükür bir de…
“İyi ki bunlar var," dedim içimden. Başka türlü insan nasıl katlanır bunca yanlışa?
Toz, çöp, işsizlik, yoksulluk…
Tüm iyi niyetlere rağmen elli yıldır bitmeyen çileler…
Sokakların değişmesi için önce bizim değişmemiz gerekiyor. Sokakları ve sokağın dilini değiştirecek olan bizleriz.
Askıda ekmek poşeti elinde olan hizarlı bir bacı, ikinci bir fırından ekmek almak için poşeti açık bir dükkâna emanet etti ve hızlıca uzaklaştı.
Bunu da dükkân sahibine sorarak öğrendim.
“Elinde ekmek poşetiyle yenisini alamaz,” dedi dükkân sahibi.
Doğrusunu bilemem tabii. Belki de söyledikleri doğrudur.
Neyse… Ekmek bu.
İhtiyacı yoksa niye alsın ki?
Demek ki herkese yetsin diye sınırlı dağıtılıyor. Her isteyene istediğini verseler, ihtiyacından fazlasını alacak merhametsiz onlarca kişi var.
Pazar gününü evde dinlenerek geçirenlere, sabahın köründe kalkıp kısa bir şehir turuyla renkli bir tatil olsun niyetiyle yazdım.
Değilse, daha önce gezip gördüğüm yerler buralar.
Hoş, okunsa ne olacak?
Sokağın dili mi değişecek?
Yoksulluk mu bitecek?
Anlayış mı değişecek?
Değişmesin zaten.
Şikâyetçi olan yok ki…