(11 yıl önce yazıp paylaştığım yazımı bir kez daha paylaşıyorum.)

Torunuma Mektuplar:
ELVEDA HİROŞİMA!..
YAŞAR DURU
(6 Ağustos 2009)

Savaş dün de vardı bebeğim!
Önceki ve daha önceki günlerde de vardı savaş!.
Büyükbabam doğduğunda 93 Harbi yeni yeni bitmişmiş. Babam Balkan’da patlayan top tüfek sesleri arasında açmış gözlerini dünyaya.
Benim bebekliğim de, beşiğimin baş ucunda anlatılan savaş öyküleriyle geçtmiş.
Bizden, evimizden, şehrimizden ve ülkemizden çok çok uzaklarda, haritada yeri gösteremiyeceğimiz yaban diyarlarda; adını duymadığımız dinini-dilini bilmediğim milletlerin; Alaman gavuru ile bilmem ne kafirinin kavgasıymış bu savaş...
Güya savaş denilen cehennem bize, evimize, şehrimize ve ülkemize çok çok uzakmış, uzuklardaymış. Ama ateşi annelerimizi, babalarımızı ve onların anne ve babaları ile bizi ve bizden birkaç yıl önce dünyaya gelenleri yakıp kavurmuş her nasıl olmuşsa...
Türkiye savaşa girmemiş, ama; tuzdan şekere, undan ekmeğe, kininden kefen bezine herşey kayıplara karışmış. Çok şey karneye bağlanmış. Ama karaborsada birkaç misli fiyatlara istemediğin kadar varmış.
Çay-şeker yokmuş dondurucu soğuklarda içimizi ısıtmaya.
Lambaları-fenerleri yakacak gaz yokmuş.
Ekmek yapmaya un yokmuş..
Bebelere kundak yapacak ve ölüleri saracak kaput bezi yokmuş.
Aç kalmışız, açıkta kalmışız, bazı gün ekmeksiz-aşsız, yıllarca ilaçsız, şekersiz, çaysız bırakılmışız.
Ama... her şeye rağmen şanslıymışız yine de!.
Savaştan yıllar yıllar sonra İsmet Paşa böyle buyrmuş. Bizi pek çok şeyden mahrum bırakmış ama, “babasız bırakmamış”(mış).

Biz gerçekten şanslıymışız bebeğim!..
Bak!. Bu gün 6 Ağustos 2009 ve tam 64 yıl önce bugün; 6 Ağustos 1945’te yani..
Yani büyükbaban dünya denilen gezeğene henüz ayak basmamış ve küçücük ciğeri kan ve barut kokan havadan tek nefes solumamışken... Uzaklarda çok uzaklarda, çok çok uzaklarda; görenlerin anlattıklarına göre güneşin doğduğu büyük ve dingin denizde.. dört tarafı sularla çevrili bir ada ülkesinde ve Hiroşima diye bir şehirde insanlar, güzel bir güne başlamaya hazırlanırken ölüm kesmiş yollarını.

64 yıl önce bu gün.
Yani 6 Ağustos 1945’te...
Hiroşima derin uykusunda uyurken..
Yani saatlerin akrep ve yelkovanları 02.00 sularında tik-tak!.. tik-tak!.. tik-tak sesleriyle ninnyle uyuturken geceye..
Yani dünyanın bu ucunda da öbür ucunda da gün ağarmamışken henüz...

Hiroşima’ya sadece 6 saat mesafedeki Tinian Adası’ndan bir uçak havalamış...
Enola Gay isimli 4 motorlu, B-29 Superfortrees modeli ağır bombardıman uçağıymış ve Albay Paul Tibbets komutasında 11 mürettabat ve “Little Boy” isimli kargosuyla 12 saat sürecek uzun bir yolculuğa çıkıyormuş..
Little Boy; -küçük çocuk ya da küçük oğlan- aslında ön ismi kadar küçük küçük, küçücük, mimi mini minnacık değilmiş. “Little-küçük” olan ilk adıydmış sadece. Boyu 3 metreden biraz uzunmuş “Little Boy’un. Çapı 75-80 santimetre kadarmış ve ağırlığı 5 ton rahat varmış.
Adı “little boy-küçük oğlan çocuk”muş ama, gerçekte o bir ölüm makinasıymış.
Ölümün ta kendisiymiş. Tahrip gücü; belki inanmayacaksın ama; tam 18 bin ton TNT’nin gücüne denkmiş. Bu gücüyle ilk anda 7 kilometre çapında bir bölgedeki canlı-cansız herşeyi yok edebilecekmiş.
Hedefi:Hiroşima’ymış Enola Gay’ın.
Amacı; ölümcül kargosunu hedefe bırakarak bin 338 gün önce ABD’yi Pearl Harbor’da vuran Japonya’dan intikam almakmış. Pearl Harbor baskının galibi Japonya’yı dize getirmek ve kayıtsız-şartsız teslim olmaya zorlamakmış. 2 bin 167 gün önce başlayan 2’nci Dünya Savaşı’nı ne pahasına olursa olsun bitirmek, dünyayı Hitler’den kurtarmakmış...

“Enola Gay” Tinian Adası’ndan ayrıldıktan 6 saat kadar sonra, saat 08.15 civarında Hiroşima’nın çekik gözlü insanları; kadınları, kızları, erkekleri, gençleri, çocukları ve yumuk elli bebeleri güzel bir güne başlamaya hazırlanıknen ateş yağmış tepelerine.

İlk anda 70 bin insan can vermiş o gün. 7 kilometre çapında bir alanda bulunan şehir, insan, hayvan ve hemen herşeyi yok olmuş.

Savaş dün de vardı bebeğim. Aslında ilk insandan bu yana hep vardı savaş.

Yarın; yani 7 Ağustos 2009’da; neler yaşanacak Irak’ta?
Kim bilebilir ki Bağdat’a neler olacağını; Kerkük’te, Kerbela’da, Telafer’de ya da Irak’ın her hangi bir yerinde kaç bomba patlatılacağını ve kaç canın uluslararası sermayeye kurban edileceğini?
Filistin’de ya da dünyanın başka bir ülkesinde daha kaç çocuk anasız-babasız kalacak ve daha kaç ana-baba bebeklerinin başucunda ağıtlar yakacak; kim bilir?
Kim bilir hangi kuklacının emriyle ve hangi kuklaların elleriyle yıkılacak şehirler?
Savaş dün de vardı. Bu gün de var.
Yarınların sahibi muhakkak ki Allah’tır!..
Lakin sen istemezsen, susmazsan, halkınla birlikte sesini yükseltir dik durursan ve inanırsan bebeğim; yarınların sahibi de seninle olur.