EMANET VE MAHREMİYET: YOĞUN BAKIMDAKİ SESSİZ ÇIĞLIK
Beren PAŞAZADE
Gazetecilik sadece haber peşinde koşmak değildir; bazen bir kadının hıçkırığında boğulan adaleti su yüzüne çıkarmaktır. Meslektaşım Songül Özer’in Viranşehir Devlet Hastanesi’nde şahit olduğu ve kaleme aldığı o acı tabloyu okuduğumda, sadece bir gazeteci olarak değil, bir insan olarak ruhumun sızladığını hissettim.
Mesele yalnızca bir hastane koridoru meselesi değil; mesele, bir insanın en savunmasız anında, yani yoğun bakım yatağında canıyla cebelleşirken, mahremiyetinin ayaklar altına alınması meselesidir.
Mahremiyet Bir Lütuf Değil, Haktır!
Düşünün; bilinciniz yarı açık ya da kapalı, bir yatağa mahkumsunuz. En mahrem temizliğinizin, inancınıza ve kişisel onurunuza aykırı bir şekilde karşı cins tarafından yapıldığını görüyorsunuz. Bu, sadece bir “personel yetersizliği” ile açıklanabilecek bir durum değildir. Bu, bir yönetim körlüğüdür.
Hasta Hakları Yönetmeliği der ki: “Hastanın, mahremiyetine saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.” Bu hak, hastanenin giriş kapısında bitmez. Aksine, yoğun bakımın o steril odalarında daha da kutsallaşır. Kadın hastaya kadın, erkek hastaya erkek sağlık personelinin eşlik etmesi etik bir zorunluluktur; bir tercih değil!
Vicdan ve Adalet Sınavı
Viranşehir’den yükselen bu ses, aslında Türkiye’nin her yerindeki sessiz hastaların sesi. Bir kadının ağlayarak derdini anlatması, sistemin o noktada tıkandığının en somut kanıtıdır. Bizler hastaneleri şifa bulduğumuz sığınaklar olarak biliriz; mahremiyetimizin zedelendiği, tüylerimizin diken diken olduğu yerler olarak değil.
Yetkililere, başhekimliklere ve Sağlık Bakanlığı’na sormak gerekir: Modern tıbbın göbeğinde, hastanın onurunu korumak bu kadar mı zor? Personel planlaması yapılırken “insan onuru” neden en son sıraya atılıyor?
Son Sözümüz Olsun
Adalet sadece adliye saraylarında tecelli etmez; adalet, bir yoğun bakım odasında hastanın çarşafı örtülürken de lazımdır. Meslektaşımın duyarlılığıyla gün yüzüne çıkan bu mağduriyetin takipçisi olacağız.
Rabbim kimseyi düşürmesin; düşenleri de hem şifalı hem de iffetli ellere emanet etsin. Çünkü mahremiyetini kaybeden bir sağlık sistemi, ruhunu kaybetmiş demektir.
Gazeteci Yazar
Beren PAŞAZADE