EPİSTEİN PİSLİĞİNİN HATIRLATTIĞI YAZIM !

Roma putperest dinlerinin kalıntısı yeraltı hücrelerinin irinini insanlığın üstüne sıçratan EPİSTEİN dosyaları gündem olunca, İrfan REİS kardeşim 9 yıl önce yazdım

Abone Ol

EPİSTEİN PİSLİĞİNİN HATIRLATTIĞI YAZIM !

Batı Medeniyetinin ve Roma putperest dinlerinin kalıntısı yeraltı hücrelerinin irinini insanlığın üstüne sıçratan EPİSTEİN dosyaları gündem olunca, İrfan REİS kardeşim 9 yıl önce yazdığım bir yazımı hatırlattı.

Tekrar okuyunca bana iyi geldi.

Bir de sizler okuyun istedim.

SAFLAR HANGİ HESAP GÜNÜ İÇİN SIKLAŞIYOR ?!

Günlük olayların içinde çoğu planlı ve algı odaklı haberlerle neler oluyor ve neler olacak sorularına cevap bulmaya çalışıyoruz.

Ortadoğu'da saflar iyice netleşmeye başlıyor.

Biraz günlük olayların, istatistiklerin, askeri güç hesaplarının, paranın, teknolojik gücün, siyasi iç dış yanlış hesapların, küresel güç hesaplarının ve paylaşım kavgalarının kafamızı fazla karıştırmasına fırsat vermeden geriye yaslanıp düşünelim.

"Kitapla gönderilmiş peygamberlerin" çıktığı ve her "kitaplı din" tarafından kutsal sayılan topraklarda saflar netleştikçe ve taraflar mevzilere yerleştikçe ortaya çıkan resim "ilahi bir hesabın görüleceği günün” yaklaştığını gösteriyor.

Kıyamet değil kastım !

Ama kıyamet gibi bir savaş !

300 yıllık "batının zülüm medeniyetinin" toptan hesabının görüleceği bir savaş !..

Öyle bir zülüm ki okyanusta ki balıklar, göklerde ki kuşlar, ormanlar ve içindeki hayvancıklar !

Ve “eşrefi mahlukat” olarak yaratılan insanlar !

Her kıtada, her coğrafyada !

Tam 300 yıl “Batı medeniyetinin (!)” zulmünden paylarını aldılar!..

Yaratılmış tüm canlıları ve yaratanın tüm insanlığa armağan etti yaratılan herşeyi talan ettiler!

Allahın niğmetlerinin tümünün “kullanma ve tüketme” hakkının sadece kendilerine ait olduğu iddası ile savaşlar çıkardılar, doğayı tahrip ettiler. “yeryüzünün alametlerini” bozdular.

Ve yaratıcının adil olarak her calıya verdiği nimetleri gasp ettiler.

Doğmamış bebeklerin kanına girdiler, tertemiz rahimleri kirlettiler. Tam üçyüz yıl, Çin’de, Hindistan’da, Mançurya’da, Kırımda, Kafkasyada, Türkistan’da, Balkanlar’da, Afrika’da “Adem oğluna” zülüm ettiler.

Kimi zaman sanayi devriminde dokuma tezgahlerına engel olarak gördükleri Hintlilerin bileklerini kestiler; kimi zaman bedava iş gücü için Afrika’nın kendi köyünde mutlu yaşayan “doğa dostu” insanlarının burnuna halka, ayaklarına prangalar takıp köle olarak kıtalarına taşıdılar. Yarısı ilk defa tanıştıkları uzun deniz yolculuklarında öldüler.

Aztekleri, İnkalar’ı, Kızılderilileri frengili battaniyeler, ateş suyu ve ateş sopaları ile kalleşçe katlettiler.

Beyaz adama lanet eden Sui reisi, ilk kanlarının kalleşçe ateşli silahlar ile döküldüğü adaya, bugüne işaret olsun diye kendi dillerinde “ Manhattın ( Lanetli ada)” demişti.

Allah’ın yarattığı hiçbir şeye saygı duymadılar, “Adem oğluna” düşman oldular ve onun için yaratılmış dünya nimetlerini sürekli talan ettiler.

Şeytanın askerleri oldular!

Sayfalar dolusu “Batı nefretinin sebeblerini ve zulmünün” örneklerini yazabiliriz.

Yüz yıl önce bu medeniyetin (!) temsilcisi İngilizler idi.

İlk tokatı güneş batmayan imparatorluklarında TÜRKLER’den yediler.

Hem de kaç kere, üst üste !..

Çok güçlü idiler ve teknolojik üstünlükleri vardı.

500.000 askeri Çanakkaleye yığdılar.

Kut’ta,Basra’da, Kuzey Afrika’da, Medine’de üst üste darmadağın oldular.

Hem de devletimiz hazan döneminde ve zevalde iken.

Hintliler, Çinliler uzak Asya biz Türklerin İngilizlere vurduğu tokatlardan sonra bir büyüden uyandı: “Türkler İngilizleri yendi !İngilizler yenilebilirmiş! Bunlar, Tanrı’nın çocukları değilmiş !” dediler ve ayağa kalktılar. GANDİ’nin sözüdür bu !..

O günden bu güne ABD, KITA AVRUPASI VE RUSYA paydaşı oldukları “batı zulmünün” ellerindeki kanın bedelini hala daha ödemediler.

İşte sanki o hesap ve ceza gününün dünyadaki tecellisinin vakti yaklaştığı için, “insanlık suçu borçluları” , “Türk Milletinin burnunun dibinde “ saf tutup, baş göstermeye başladı !

Hepsi sınırımızın bir adım ötesinde cephe kuruyor !

Amerikalısı,Almanı,Fransız’ı,Rus’u ve de “saptıranlar ile sapanların” kucağında büyümüş, “İyyake nağbüdü ve iyyake nestain” ahdini unutan gafiller, işbirlikçiler ve hainler ile birlikte hepsi burnumuzun dibine geldiler!..

Allah’ın mülkünde zulme talana devam etmek için!

İlginç değil mi?

Hepsi “Kutsal topraklarda”, “ kutsal olduğuna inandıkları bir savaş” için toplanıyorlar !

Bin yıl önce olduğu gibi !

Hem de tarihte görülmemiş bir şekilde tümü eksiksiz hepsi birden aynı safta !

Sanki Allah, yüzyıllardır Adem oğluna ve yarattığı her şeye yapıtıkları zulümlerin hesabını görmek için Vaşington’a, Berlin’e,Londra’ya,Paris’e ve Moskova’ya gitmenize gerek yok.

Ben hepsini “Müntekim” ismimin tecellisi için tarihin her döneminde olduğu gibi “Hanif Milletimin” önüne, tarihteki “Adaletimin Kılıcı Türk Milletinin “ önüne getireceğim, dedi.

Lütfen hamaset ve hayal demeyin.

Savaşan tarafların kimler olduğuna ve niyetlerinin ne olduğuna bakın !

Ve hangi taraf Allah için, Allah’ın kutsal saydığı değerler için tarihte şavaşlarda saf tutmuş ve tutmakta ona bakın.

Kim kimin vatanını işgal için gelmiş, kim kimin bebelerini boğmuş, ibadethanelerini yakmış yıkmış, kim kimin namusunu kirletmiş, milyonlarca günahsız insanı, bebeleri, çocukları katletmiş?!.

Annelerini ve babalarını bombalayarak,kurşunlayarak,yakarak,

zehirleyerek, yetim ve öksüzlerin sayısının milyonlara çıkmasına kim, kimler sebeb olmuş?!

Allah’ın hangi tarafta olacağından asla şüphe etmeyin !

Allah bir taraftan oldumu da silah ve teknoloji hesabı yapmayın !

Allah zafer gününü nasip ettiyse, her kum tanesi bir mermi, her rüzgar bir hortum ve her alev bir cehennem ve her su damlası ayrı ayrı bir Nuh tufanı olur.

Allah isterse tek bir 240 kg’lık mermi Seyyit onbaşının sırtında Quin Elizabete bedel olur.

“O” isterse güneş batmayan imparatorluğun 200 yıl dünya denizlerinde yenilmez kabul edilen “İngiliz kraliyet donanmasını”, “Nusretinin işareti”, “Nusret” mayın gemisinin komutanı yüzbaşı Hakkı beyin eliyle , 41 derece ateşler içinde zatürre olmasına rağmen Cehennemin dibine gönderir.

Bize düşen ise sadece sebeplere sıkı sıkı sarılmak ve elimizdeki en son imkan, güç ve fedakarlıkla savaşmaya ve nasipse şehadete hazır olmaktır.

Ve yeise düşmeden her daim ümidimizi asla kaybetmemektir.

Bize düşen “doğru safta” olmak ve yapılması gerekeni yapmak ve “Allah’ın mutlak galip” olduğunu hiçbir zaman unutmamaktır.

Evet Türk Milletinin burnunun dibine geliyorlar !

Hem de 300 milyonluk Türk Milleti tüm coğrafyalarında kıpır kıpırken !

Ezilmiş horlanmış 1,5 miyar insanın gözü ümitle “Türk Milletine” bakarken !

Saflara dikkat !

Hakkı Şafak Ses