Epstein Adası

Batı’nın vitrini biraz aralandığında karşımıza çıkan manzara hiç de parlak değil. Epstein Adası'nda çocuklar yıllarca cinsel şiddete, psikolojik işkenceye maruz kaldı

Abone Ol

Epstein Adası
"Hayranlık duyduğumuz Batı’nın vitrini biraz aralandığında karşımıza çıkan manzara hiç de parlak değil. Epstein Adası'nda çocuklar yıllarca cinsel şiddete, psikolojik işkenceye maruz kaldı. Batı yetmedi, etleri parçalanarak sofralara konuldu. İğrenç! İnsan eti yediler!
Bu karanlık düzen Batı’nın medeniyet maskesi altında yıllarca yaşadı. Ve bu Batı’nın tek insanlık suçu da değildi. 20. yüzyılda İsviçre’de çocuklar köle gibi çalıştırıldı. Kanada’da yerli çocuklar kimliklerinden koparıldı ve ölüme mahkum edildi. Avrupa’da Afrikalı çocuklar kafeslerde sergilendi. İrlanda’da genç kızlar çamaşırhanelere kapatılıp işkence gördü. Almanya’da 'ari ırk' politikasıyla çocuklar ailelerinden koparıldı; uymayanlar yok edildi. Fransa’nın işgal ettiği Cezayir’de çocuklar vahşice katledildi.
Yani mesele birkaç istisna değil, kökleri derin bir ikiyüzlülük. Bizimse başkasının günah defterlerine özenmeye değil, kendi medeniyet aklımıza dönmeye ihtiyacımız var. Taklit eden değil, kimliğini bilen bir duruşa... Çünkü bu toprakların değeri Batı’ya benzediği ölçüde değil, Türk kaldığı ölçüde vardır. Rahmetli Barış Manço’nun da dediği gibi: 'Batılılaşmayı da kaldıralım istiyorum çünkü Türkiye’nin batılılaşmaya falan ihtiyacı yok. Bunlar Tanzimat’tan kalan yanlış alışkanlıklar...'"
Medeniyet Maskesi Altındaki Vahşet: Batı'nın Karanlık Sicili

Bugün karşımızda "çağdaşlık" ve "insan hakları" dersi vermeye kalkan Batı’nın o süslü vitrinini aşağı indirme vaktidir. Yıllarca hayranlıkla izletilen o parıltılı dünyanın arkasında, aslında çocuk kanıyla yıkanmış bir canavarlık yatıyor. Biz buna "medeniyet" mi diyeceğiz?
Epstein Adası’ndaki o mide bulandırıcı sapkınlıklar, çocukların maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik işkenceler, hatta insan etinin sofralara meze yapıldığına dair iddialar... Bu sadece bir grup sapkının işi değildir; bu, Batı’nın yüzyıllardır süregelen o hastalıklı üstünlük kurma çabasının en modern ve en karanlık dışavurumudur.
Kanada’nın toplu mezarlarından yükselen yerli çocukların çığlıklarını unuttuk mu? Ya da Avrupa’nın göbeğinde, sanki birer hayvanmış gibi kafeslerde sergilenen Afrikalı yavruları? İsviçre’de köleleştirilen, İrlanda’da işkence gören, Cezayir’de vahşice katledilen o masumlar, Batı’nın bugün giydiği o şık takım elbiselerin dikişlerinde saklıdır.
Mesele, birkaç "çürük elma" meselesi değildir. Mesele, köküne kadar işlemiş bir ikiyüzlülüktür. Bir yandan demokrasi nutukları atarken, diğer yandan savunmasız çocukların geleceğini ve canını emen bir sistemle karşı karşıyayız.
Bizim, bu kirli günah defterlerine özenmeye, onları taklit etmeye zerre kadar ihtiyacımız yok! Bizim ihtiyacımız olan tek şey; kendi köklerimize, kendi medeniyet aklımıza ve Barış Manço’nun da dediği gibi, o Tanzimat artığı "Batılılaşma" sevdasından kurtulmaya dönmektir. Biz ancak kendimiz olduğumuzda, kendi değerlerimize sarıldığımızda bu dünyada onurlu bir yer edinebiliriz.
Batı’nın kanlı ellerinden insanlık dersi alacak değiliz. Vitrin çöktü, maske düştü. Artık bu gerçekle yüzleşme vaktidir!

Gazeteci yazar
Beren Paşazade