ESKİ KADROLARLA YENİ GELECEK İNŞA EDİLMEZ.
İYİ PARTİ'de Kongre öncesi ortalıkta dolaşan “değişim” havasına kapılıp bizde umutlanmıştık ancak gel gelelim kongrede ortaya çıkan manzarayı görünce. Şöyle bir ah çektim ve Böyle mi olmalıydı dedim.
Meğer Değişim dedikleri, kırk yıllık sandalyenin üzerindeki örtüyü ters çevirip yeniden serme işlemiymiş. Yani mobilya aynı, sadece kumaş iyi gösterilsin diye ışık ayarı yapılmış..
Siyasette eski kadrolarla yeni bir gelecek inşa edilemez. Bu sadece bizim iddiamız değil; siyasetin kimyası böyle çalışır. Eskiler gerekli değildir demiyoruz; ama sürekli “aynı yüzler, aynı sonuçlar” döngüsünde ısrar etmek, alternatif iddiasını kendi kendine çürütür.
Bir insanı yıllarca aynı makamda tutarsanız konfor üretir; on yıl tutarsanız alışkanlık üretir; daha fazla tutarsanız koltuğun koluna tutuna tutuna yürümek zorunda kalır.
Bu noktaya gelmiş olanlara hâlâ “tecrübeli kadro” demek, ancak koltuk kumaşı lobisinin hoşuna gider. yeter artık öldüklerinde bile meclis kapısından veya parti önünden mezarlığa gönderilmelerinden bıkıp usandık.
Yetmiş yaşı geçmiş insanlar biraz da gitsinler. Sahilde oturup balık tutsunlar, martıları seyretsinler, müzik dinlesinler. Kendilerine zaman ayırsınlar. Açın şu gençlerin önüne artık.
Kapalı kapı görüşmelerinin, özel anlaşmaların ve küçük hesapların, yeni isimlerin önüne geçmesinden vallahi kına geldi. artık kronik bir rahatsızlık. Kongre salonunun dışındaki insanlar, yeni yüz, yeni konuşma, yeni dil, yeni siyaset istiyor. hala anlamıyor musunuz
Koltukta oturanlar az olsun bizim olsun. “ben gidersem masa bozulur” psikolojisiyle siyaset yapmaya çalışıyor. Beyler Bu psikolojiyle yeni sayfa açılmaz; açılmak istense de açılan sayfada aynı fotoğraf yapışık gibi durur.
Yetmişi devirmiş beş-altı partilinin hâlâ Genel İdare Kurulu’na alınması, hem gençliğe hem ülkeye verilen mesaj açısından gayet net: “Gençler beklesin,biz bu düzenin devam etmesinden yanayız. Çarkımıza kimse çomak sokmasın...
Ama en isabetli tanım şu: Siyasette bazen koltuğun sahibi koltuk değildir; koltuk sahibini yerinde tutar.
İYİ Parti’nin AKP’ye alternatif olma ihtimali hâlâ mevcuttur. Türkiye’nin siyasetinde boşluk vardır. Bu boşluk seçmen boşluğu değil, umut boşluğudur. Çünkü memleketin çoğu, mevcut ezberden sıkılmış, alternatif aramaktadır. Fakat alternatif dediğin şey; aynı adamlarla, aynı akılla, aynı odalarda, aynı toplantı biçimleriyle kendiliğinden ortaya çıkmaz. Alternatif, siyasi risk ister. Risk almayanlar sadece statükoyu yönetir.
İYİ Parti’nin son kongresi ise statükoyu yönetme notuyla geçmiştir. Hatta bazı gözlemcilerin deyimiyle “anonim şirkete dönüşmüş” izlenimi vermektedir
Siyaset ortaklar kulübü değildir. Seçmen hissedar değil, aktördür. Onu izleyiciye döndürdüğünüz anda siyaset biter, sadece bilanço kalır.
Dünle yarın aynı yerde durmaz. Dünle yarını aynı aktörle, aynı kadro ile, aynı zihinle kurmaya kalkarsan, ortaya çıkan şey geleceğin senaryosu değil; geçmişin tekrar bölümüdür. Dizi uzar ama izleyici sıkılır.
Siyaset cesaret ve değişim talep eder. Cesareti olmayanlar günü kurtarır; ama günü kurtarmak gelecekten vazgeçmek demektir.
Benden hatırlatması..