FARKLI BİR CUMHURBAŞKANI DEĞİL, ÇÜNKÜ CUMHURBAŞKANI DEĞİL!

Abone Ol

Türkiye, mantığın ve makulün yittiği bir anormal dönem yaşadığı için bazı hukuksuzlukları, garabetleri fark etmiyoruz dahi. Neredeyse tüm değerlerimiz yitiği, yitmeyenler de aşındığı için anormallikleri normal karşılıyoruz. Ancak sadece toplum değil, devlet kurumları da bu durumdan payını fazlasıyla almış durumda. Devlet deyince de özellikle yargı bizi en fazla üzen kurumlardan biri.

Geçen hafta hem devlet anlayışımızın hem de yargı erkimizin bizi tekrar üzdüğü ve toplumun da üzerinde hiç durmadığı bir olay yaşadık maalesef. Hani şu tekrarlatılan İstanbul seçiminden birkaç gün önce İmralı ile görüşüp, Kürt seçmene Apo’nun tarafsız kalın mesajı verdiğini söyleyen bir akademisyen vardı ya o, yani Ali Kemal Özcan bir açıklama yaparak İmralı öncesi Erdoğan ile görüşerek icazet aldığını söyledi. Ali Kemal Özcan, Al-Monitor’dan Amberin Zaman’a verdiği röportajda ayrıntılı açıklamalar yaparak Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Ankara’da Beştepe Sarayında bir saate yakın görüştüğünü ve görüşmede MİT Başkanı Hakan Fidan’ın da hazır bulunduğunu anlatıyor. Konu ile ilgili Saray veya MİT yalanlamada bulunmadı.

Bir belediye seçimini etkilemesi için bir Cumhurbaşkanı ve devletin istihbarat örgütünün başkanı nasıl olurda bir terör örgütünün liderine adam yollarlar?

Bu bir ülke için çok kötü, devleti çok incitici bir suçtur.

İnanın terörü bitirmek üzere ülke ve toplum menfaati için bu görüşme yapılmış olsa görmezlikten geleceğim ama bu bir partinin seçimi kazanması için, toplum ve ülke aleyhine işlenmiş bir büyük suç. Cumhuriyet savcılarının mutlaka harekete geçmelerini gerektiriyor.

Hatırlarsanız bir de kırmızı bültenle arandığı halde Apo’nun kardeşi Osman Öcalan TRT’ye çıkarılmış, Ekrem İmamoğlu hakkında olumsuz sözler ettirilmişti. Daha sonra konu sorulduğunda Erdoğan suçu geçiştirmeye, önemsizleştirmeye çalışmıştı.

Diyeceksiniz ki sen de taktın şu Erdoğan’a!

Allah aşkına bunlar dikkate alınmayacak suçlar mı?

İmralı ile Kandil arasında mekik dokuyacaksınız ve seçim kazanmaya çalışacaksınız. Devletin istihbarat örgütünü, İmralı ile görüşme sonrası devletin resmi haber ajansını (AA) kullanarak halka ve seçmene yanıltıcı bilgi vereceksiniz, teröristleri devletin televizyonuna çıkartıp seçmeni etkilemeye çalışacaksınız…

Tam bir rezalet!

Biliyorsunuzdur; Apo’nun vereceği mesajın Kandil nezdinde inandırıcı olabilmesi için ya Apo’nun imzalı mektubu veya resmi tutanakların olması gerekiyor. Bunu yapmak iktidarın işine gelmediği ve muhtemelen Apo’nun Avukatları da kanıtsız açıklamayı kabul etmedikleri için Ali Kemal Özcan adlı bu akademisyen MİT tarafından bulunmuş ve seçim öncesi malum mesaj verdirilmişti.

Gerçekten de nereden bakarsanız tam bir rezalet!

Üstelik yasal mevzuata göre bu akademisyenin Apo ile görüşme hakkı da yok. Çünkü ne aileden ne de Apo’nun avukatı.

17/24 Aralık konusunda toplumun önemli bir bölümü ve tümüyle yargı nasıl kayıtsız kalmışsa bu önemli hadisede de toplumun yarısına yakını ve yargı yine aynı şekilde kayıtsız kalacaktır. Daha doğrusu kalmıştır. Yazımın başında yaptığım değerlerimiz konusundaki giriş bu nedenleydi. Sanırım haksız değilim. Sanırım dedim çünkü hatırladığım kadarıyla seçim sırasında da, bu röportaj sonrasında da pek fazla yazar-çizer işlemedi. Galiba reflekslerimizi ve hassasiyetlerimizi yitirdik…

Hafta sonu ABD seyahati öncesi Erdoğan’a bu konu değil ama Sakarya’daki Tank-Palet Fabrikasının 50 milyon $ için özelleştirilip yabancıların kontrolüne verilmesi konusundaki kararın Resmi Gazete’de yayınlanmadığı sorulduğunda Erdoğan, hem Fox Televizyonu’nu hem de Kılıçdaroğlu’nu suçlayarak konuyu kapatmaya çalıştı. Günde faiz için 50 milyon $ ödeyen bir ülkenin cumhurbaşkanı, 50 milyon $ için özelleştirilip yabancıların kontrolüne açılan bir askeri tesis ile ilgili olarak kamuoyuna, muhalefete ve medyaya bilgi vermek zorundadır. Bilgi vermeyi reddetmek, kamuoyundan bilgi saklamaya çalışmak ise, demokrasiyi reddetmekle eş anlamlıdır.

Recep Tayyip Erdoğan iktidarının sonuna doğru geldiğimizden hiçbir kuşkum yok ama önemli bir endişem ve gayretim var; Demokrasi içerisinde ve demokratik siyasetle Erdoğan iktidarının el değiştirmesi… Daha öncede yazdığım bu kaygımı gidermeyi başarabilirsek demokrasimiz bir üst lige çıkmış olacak…

Bu aslında tüm demokratların, aydınların, kanaat önderlerinin ve sivil toplumun görevi olmalı…

Çünkü, Erdoğan dediği gibi farklı bir Cumhurbaşkanı olmadı, çünkü devletin ve tüm halkın cumhurbaşkanı olmadı…

Bülent KUŞOĞLU