Gelir dağılımda adaletsizlik

Bir tarafta servetine servet katanlar, lüksün ve israfın sınırlarını zorlayanlar; diğer tarafta ise her geçen gün biraz daha borca batan, hayatta kalma mücadelesi veren.

Abone Ol

Bir tarafta servetine servet katanlar, lüksün ve israfın sınırlarını zorlayanlar; diğer tarafta ise her geçen gün biraz daha borca batan, hayatta kalma mücadelesi verenler... " Zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu" bir düzende, sadece ekonomik bir uçurum değil, aynı zamanda devasa bir vicdan uçurumu inşa ediliyor.
Peki, sormak gerekiyor: Aynı gökyüzünün altında, bu kadar büyük acıları görmezden gelmek vicdanları hiç mi sızlatmıyor?
Vitrinlerin Arkasındaki Gerçeklik
Sokaklarda, reklamlarda ve sosyal medyada sürekli bir "mutluluk ve tüketim" illüzyonu pazarlanıyor. Ancak bu parıltılı vitrinlerin arkasında, sessizce büyüyen büyük bir çaresizlik var.
Ay sonunu getiremeyen anne-babalar: Faturalar, kira ve mutfak masrafları arasında sıkışıp kalan, her ay başı bir mucize bekleyen milyonlarca insan.
Çocuğunun gözlerine bakamayanlar: Markette, manavda çocuğunun canının çektiği bir meyveyi, bir çikolatayı bütçesi yetmediği için rafta bırakmak zorunda kalan bir ebeveynin içindeki o sessiz çığlığı kim duyuyor?
Bir çocuğun isteyebileceği en basit, en doğal şeyi –bir meyveyi bile– ona sunamamanın verdiği mahcubiyet, bir anne veya babanın omuzlarına yüklenebilecek en ağır yüktür.
⁠Neden Görmezden Geliniyor?
Bu feryatlar, bu zorlu yaşamlar neden toplumun geneli ve sistemi yönetenler tarafından görünmezden geliniyor?
Çünkü görmek, sorumluluk almayı gerektirir. Başkalarının acısına gözünü açan insan, kendi konforlu alanından ödün vermek, adaletsizliği sorgulamak ve ses çıkarmak zorunda kalır. İnsanlar, kendi huzurları kaçmasın diye başkalarının çaresizliğine karşı kör ve sağır olmayı seçiyor. Yoksulluk, sanki o insanların kendi "beceriksizliğiymiş" gibi gösterilerek normalleştirilmeye çalışılıyor.
Oysa bir ülkenin gerçek gelişmişliği, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil; en zayıf, en savunmasız vatandaşının yaşam standardıyla ölçülür.
Vicdanın Sınavı
Bir toplum, çocuklarının mahrumiyeti üzerine kalıcı bir refah inşa edemez. Birilerinin lüks içinde yaşaması, diğerlerinin temel ihtiyaçlarından mahrum kalması pahasına oluyorsa, orada sadece ekonomik bir kriz değil, ahlaki ve vicdani bir çöküş var demektir.
Artık gözlerimizi kapatmayı bırakmalı, ay sonunu getiremeyen o ailelerin, boynu bükük kalan o çocukların sesini duymalıyız. Çünkü vicdan, sadece kendi hayatımız yolundayken sızlamayan bir pusula olamaz; vicdan, adalet yerini bulana kadar bizi rahatsız etmesi gereken en insani duygumuzdur.
Songül Özer