Hatay, Sadece Bir Toprak Parçası Değildi
Bazı tarihler vardır; takvim yapraklarında yalnızca bir gün olarak durmaz. Onlar, bir milletin hafızasına kazınmış, geçmişle gelecek arasında köprü kuran dönüm noktalarıdır. O tarihler, bize hangi mücadelelerden geçtiğimizi, hangi fedakârlıklarla bugünlere ulaştığımızı ve sahip olduğumuz değerlerin hangi bedeller ödenerek kazanıldığını yeniden hatırlatır.
24 Temmuz da işte böyle bir gündür.
Bugün, Hatay'ın anavatana katılışının 87. yıl dönümünü idrak ediyoruz. Bu tarih, yalnızca bir sınır değişikliğinin yıldönümü değildir. Aynı zamanda millet iradesinin, diplomatik başarının, sabrın ve bağımsızlık inancının tarihe altın harflerle yazıldığı büyük bir zaferdir.
Hatay hiçbir zaman sadece bir şehir olmadı.
Hatay; Anadolu'nun vicdanı, Akdeniz'e açılan kapısı, tarih boyunca medeniyetlerin buluştuğu, farklı kültürlerin aynı gökyüzü altında kardeşçe yaşayabildiği kadim bir yurt oldu. Bu nedenle Hatay'ın yeniden anavatana kavuşması, sadece coğrafi bir bütünleşme değil; milletimizin tarihine, hafızasına ve onuruna sahip çıkmasının en güçlü ifadelerinden biri olarak tarihe geçti.
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, "Hatay benim şahsi meselemdir." sözü sıradan bir siyasi cümle değildi. O söz, bir devlet adamının taşıdığı tarih bilincinin, millet sevgisinin ve vatan hassasiyetinin özeti niteliğindeydi.
Ömrünün son demlerinde ağır hastalığıyla mücadele ederken bile Hatay meselesini gündeminden düşürmemesi, onun vatan sevgisinin söylemden ibaret olmadığını bütün dünyaya göstermiştir. Çünkü gerçek liderlik, makamda değil; milletin geleceği için gösterilen fedakârlıkta anlam kazanır.
Bugün ise geçmişi anmak kadar, geçmişten ders çıkarmak da zorundayız.
Kendimize içtenlikle şu soruyu sorabiliyor muyuz?
Bize emanet edilen bu güzel vatana, bize bırakılan değerlere ve milli birlik ruhuna aynı kararlılıkla sahip çıkabiliyor muyuz?
Elbette farklı düşünebiliriz.
Farklı siyasi görüşlere sahip olabiliriz.
Hayatı farklı pencerelerden yorumlayabiliriz.
Demokrasinin zenginliği de zaten bu farklılıklarda saklıdır.
Ancak söz konusu vatan olduğunda; ayrışmayı değil birleşmeyi, kutuplaşmayı değil kardeşliği, öfkeyi değil ortak aklı büyütmek zorundayız.
Çünkü bu ülke hepimizin.
Bu bayrak hepimizin.
Bu toprak hepimizin.
Ve bu gelecek de hepimizin ortak emanetidir.
Bugün Türkiye'nin en çok ihtiyaç duyduğu şey, birbirini ötekileştiren sert söylemler değil; adalet duygusunu güçlendiren, hukuku üstün tutan, toplumsal barışı pekiştiren ve milli birlik ruhunu yeniden canlandıran bir anlayıştır.
Hatay'ın anavatana katılış süreci bize çok önemli bir hakikati hatırlatıyor:
Bir millet ortak hedefte kenetlendiğinde, sabırla hareket ettiğinde ve inancını kaybetmediğinde aşamayacağı hiçbir engel yoktur.
Dün bunu başaran irade vardı.
Bugün de aynı kararlılığa, aynı milli şuura ve aynı birlik ruhuna her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Çünkü vatan, yalnızca üzerinde yaşadığımız bir coğrafya değildir.
Vatan; uğruna gözyaşı dökülen, gerektiğinde can verilen, nesilden nesile emanet edilen kutsal bir değerdir.
Toprağı vatan yapan şey, sınırlar değil; o sınırlar uğruna gösterilen fedakârlık, birlik ruhu ve ortak hafızadır.
Hatay'ın anavatana katılışının 87. yıl dönümünde; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu büyük diplomatik zaferde emeği geçen tüm devlet adamlarını, kahramanlarımızı ve Hatay halkını saygıyla, rahmetle ve minnetle anıyorum.
Ve bu anlamlı günde bir kez daha hatırlatmak istiyorum:
Geçmişini unutan milletler, geleceğini başkalarının kalemine teslim eder.
Geçmişinden güç alan milletler ise geleceğini kendi iradesiyle yazar.
Hatay'ın bize bıraktığı en büyük miras da işte budur:
Birlik varsa umut vardır. Vatan varsa gelecek vardır. Ve o geleceği koruyacak olan da, dün olduğu gibi bugün de milletimizin ortak vicdanı ve sarsılmaz iradesidir.