HEDEFTE OLAN AKŞENER DEĞİL, İYİ PARTİ’DİR
Meral Akşener siyaseti bıraktığını açıkça ilan etmiş, kurucusu olduğu partiden çekildiğini söylemiş bir isim. Buna rağmen hâlâ “partiyi arkadan yönetiyor”, “Müsavat Dervişoğlu onun gölgesinde” gibi basit ve ucuz iddialar ortaya atılıyor. Ne somut bir belge var ne de açık bir delil. Sadece söylenti, sadece algı.
Gerçekte hedef alınan kişinin Akşener olmadığı çok açık. Hedef, doğrudan doğruya İYİ Parti’dir. Çünkü İYİ Parti, kurulduğu günden bu yana Türk milliyetçiliğini merkezde tutan, başkanlık sistemine açıkça itiraz eden ve parlamenter sisteme dönüşü savunan net bir çizgide durmaktadır.
Bugünkü siyasi tabloda bu kadar net konuşabilen başka bir parti neredeyse kalmamıştır.
Millet İttifakı sürecinde en fazla fedakârlığı yapan partilerden biri İYİ Parti’ydi. Buna rağmen yaşanan süreçte en çok yıpratılan, en çok haksızlığa uğrayan da yine İYİ Parti oldu.
Cumhuriyet Halk Partisi ile kurulan dengede, çoğu zaman eşit ortaklık değil, dayatmacı bir ilişki görüldü. Bugün gelinen noktada komisyon tartışmalarında CHP’nin tavrı ortadayken, Dervişoğlu’nun eleştirilerinde haklılık payı olduğunu kabul etmek gerekir.
Şimdi bazı çevreler, Dervişoğlu’na “Akşener’i partide istenmeyen ilan et” çağrısı yapıyor. Neden? Ortada bir seçim başarısızlığı varsa bu yalnızca bir kişiye mi aittir? Siyasi partilerde başarı da başarısızlık da kolektiftir. Teşkilattan genel merkeze kadar herkesin sorumluluğu vardır. Bir kişiyi günah keçisi ilan etmek kolaycılıktır.
Eğer bir parti içinden yeni bir parti çıkmış ve o yapı da uzun süredir toparlanamamışsa, burada bireysel değil yapısal bir sorun vardır. O halde yapılması gereken geçmişe saplanmak değil; ders çıkarıp geleceğe bakmaktır.
Bugün Recep Tayyip Erdoğan’ın inşa ettiği başkanlık sistemine karşı en net ve tutarlı duruşu sergileyen parti İYİ Parti’dir.
Parlamenter sisteme dönüş çağrısını açıkça yapan, bunu programına koyan ve geri adım atmayan tek siyasi aktör konumundadır. Bu da onu hem iktidar hem de ana muhalefet açısından rahatsız edici bir noktaya taşımaktadır.
Bu yüzden parti içi tartışmalar sürekli kaşınıyor, eski defterler yeniden açılıyor, kişiler üzerinden kavga üretiliyor.
Amaç bellidir, İYİ Parti’nin enerjisini iç mücadeleye harcatmak, dışarıya güçlü bir alternatif çıkmasını engellemek.
Oysa ihtiyaç olan şey; geçmişi didiklemek değil, kurumsal aklı güçlendirmek, kadroları sağlamlaştırmak ve seçmene net bir vizyon sunmaktır. İçeride kavga eden değil, dışarıya umut veren bir parti modeli.
Bugün mesele Akşener meselesi değildir. Mesele, İYİ Parti’nin varlık iddiasıdır. Ve tam da bu nedenle hedefte kişi değil, partinin kendisi vardır..