Hem Bir Kadın, Hem Bir Anne: Dünyanın Kalbi
“Ben kadınım…”
Bu cümle, bir tanımdan ibaret değildir.
Bu cümle; var olmanın, direnmenin, üretmenin ve yeniden başlamanın adıdır.
Kadın; önce kendidir.
Hayalleriyle, duygularıyla, sezgileriyle ve zarafeti kadar sarsılmaz gücüyle hayata tutunan bir varoluştur. Bir fidanın toprağa kök salışı gibi, yaşamın en sert rüzgârlarına karşı bile dimdik durmayı bilir. Her yıkımdan sonra yeniden filizlenir, her fırtınadan sonra yeniden çiçek açar. Merhameti dünyayı yumuşatır, aklı karanlık yolları aydınlatır. O, varoluşun en narin ama en dayanıklı hâlidir.
“Ben anneyim…”
Bu söz ise bir mucizedir.
Bir başka canın nefesinde kendi kalbini duyan, yüreği artık sadece kendisi için atmayan bir mucize… Uykusuz gecelerin yorgunluğunu bir tebessümle unutan, sabrı bir zırh gibi kuşanan, sevgiyi karşılık beklemeden çoğaltan eşsiz bir güçtür anne. O, düştüğünde sığınılan bir liman, korkulduğunda saklanılan bir kucak, yaralandığında iyileştiren bir şefkattir.
Anne; güven demektir.
Anne; büyüten, besleyen, iyileştiren ve hayata hazırlayandır.
Kadınlığın bilgeliği ile anneliğin şefkati birleştiğinde ortaya sadece bir birey değil, adeta bir dünya çıkar. Bir eliyle yarını inşa ederken, diğer eliyle kendi ayakları üzerinde dimdik duran bir dünya… Yorulsa da vazgeçmeyen, düştüğünde kendi elinden tutup ayağa kalkan, dokunduğu her yeri sevgiyle güzelleştiren bir dünya.
Kadın ve anne; çoğu zaman görünmeyen ama her şeyi ayakta tutan bir omurgadır. Hayatın yükünü sessizce sırtlanan, acıyı içine gömüp umudu yeşerten, fedakârlığı kader değil bilinç olarak yaşayan bir iradedir.
Ve işte bu yüzden;
Kadın olmak bir duruş,
Anne olmak bir adanmışlık,
İkisi bir arada ise hayatın ta kendisidir.
Ben kadınım.
Ben anneyim.
Ben hayatım.