MADRABAZ (*)

Peşinen söyleyelim; “Yazımızdaki olaylar, insanlar, zaman ve mekanlar tamamen hayal ürünü olup gerçekle hiçbir ilgisi yoktur.“ 
Yazdıklarımızı elbette eleştirebilir; hatta toptan kabul ya da red edebilirsiniz.
Lakin zinhar “zamanlama manidar” cinsinden hayra da şerre de çekilebilecek cinsten değerlendirmeler yapmayınız. 
Çünkü: dile getireceğimiz düşünceler pek yeni sayılmaz. 
Konuya dair görüşlerimizi yaklaşık 5 yıl once, 15 Ağustos 2009’da, “Allah Rızası İçin Siyaset” başlığı altında kağıda dökmüşüz. 
Bir yıl sonra, icabetmiş 14 Ağustos 2010’da yine aynı isimle yayımlamışız…
Özneyi, nesneyi, etkeni ve edilgeni lisan-ı münasiple uyarmaya çalışmış; ‘lütfen dikkat  yani ‘attention please’ demişiz dilimiz döndüğünce. Ülkemizde, özellikle de Gaziantep ve Şanlıurfa’da tanık olduğumuz inanç tacirleri tasvir edip yaklaşmakta olan tehlikeye dikkat çekmişiz. 
Nevzuhur dinidarların “Allah Allah!. Allah Allah!..” sayihaları size aldatmasın; “Efendi hazretleri siyaseti, Allah rızası için yaptığı” zokasını sakın yutmayın diye uyarmışız vatandaşlarımızı.
“Onlar böyle dediler diye, yutup yemeyin rahledeki dolmayı” diyerek bir daha uyarmışız. Politika sirkinin ‘Allah rızası için siyaset’ iddiasındaki yeni aktör, aktrist ve figüranlarını tarif etmeye çalışmışız acizane.
Efendi hazretlerinin, efendisi bilmem kim efendinin efendisi bilmem kim efendinin “Siyaseti dosta tavsiye edilmeyecek kadar değersiz, düşmana bırakılmayacak kadar da önemli ve değerli bir meslek” bir iş olarak gördüğünün altını çizmişiz.  
Genelde cemaatçi olarak tavsif edilen siyasetin bu nevzuhur unsurları hakkında bildiklerimizi bir bir sıralamışız. 
** Kimilerinin Bediüzzaman Said Nursi ‘ye, kimilerinin Üstad’ın sadık şakirtlerinden Kırkıncı Hoca’ya Postmodern Alperenlerin Fetullah Gülen Hocaefendi’ye; tasavvuf ehli kimi dervişlerinse Abdülhakim Arvasi’ye mal ettikleri bu özlü söz siyasete ısındırmışmış efendi hazretlerini. Yoksa; yanından yamacından geçmek şöyle dursun, siyasetin “s”sini dahi ağzına almazmış.”
** Efendi hazretleri bu sözü duyduktan sonra; pantlonunu ve donunu çıkarıp haşemasını  bacaklarına geçirmeden, “ya Allah!.. Bismillah!.” diyerek çivileme atlamış siyaset deryasına. Ve tabi başlamış “Allah rızası için” siyaset çirkefinde kulaç atmaya.”
** Gençlik yıllarında, anarşinin sokaklarda kol gezdiği günlerde,1970’li senelerde yani, ilkokulu Ülkü Ocakları, orta ve liseyi MHP mektebinde okumuşmuş. Çalışkan, zeki, atik ve “biraz da turancı” bir genç olarak yetişmiş. Hem vatan-millet diyerek nutuklar atmış, hem kitap-dergi-gazete satarak ticareti öğrenmiş. Derken, İflas Marka Su Arıtma Cihazı, tesbih, misvak  pazarlamacılığından tekstil sektörünün devleri arasında yer almayı başarmış kısa sürede.
** Aklınıza kötü bir şey gelmesin ve münafıklık etmeyin sakın. Efendi hazretleri gayreti, çalışkanlığı, bileğinin hakkı, alnının teri ve gözünün nuruyla kazanmış tüm kazandıklarını. Uzun lafın kısası: ticaret veya siyaset, her ne yapmışsa o delikanlılık yıllarında, hep “Allah rızası için” yapmışmış. 
** Daha da güzel olanı; 12 Eylül 1980 darbesini izleyen 3 yılı bazen ikinci adres veya medrese-i yusufiye dediği cezaevlerinde; kimi zaman ehl-i tarik sohbetlerinde ve tasavvuf musikisi meşklerinde:  "Sordum sarı çiçeğe / Siz de ölüm var mıdır? 
Çiçek eydür derviş baba / Ölümsüz yer var mıdır?" 
İlahisine vokal yaparak güven içinde geçirdikten sonra, 1983’te kendisi gibi dinini-diyanetini bilen bilmem hangi paşa cemaatinden Ziraat Bankası Memurlarından Sıddık Efendi’den olma ve Muallime Hafize hanımdan doğma Elektrik Yüksek Mühendisi Turgut Özal’ın Anavatan’ına iltica etmiş.
** Ha bu arada, fazla sık olmamakla birlikte, askeri rejimin o zor günlerini siperde tespih çekip nefislerini terbiye etmeyi tercih eden Akıncı Mücahit kardeşlerinin kapısını çalmayı da ihmal etmemiş. Oh ne hoş!.. Oh ne ala!..
** 1980’li yılların sonlarına gelindiğinde; eski siyasilerin yasakları kalkınca, daha önce kapısının önünden dahi geçmediği Refah Partisi’nin eşiğinde, Muhterem ve Mücahit Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın mübarek elini öpmek için günlerce gecelerce el pençe divan beklemiş; secdeye kapanmış.  
** 28 Şubat sürecinde Sincan’da tanklara balans ayarı verildiğini görünce, Mücahit Erbakan’da, Müteahhit Necmüddin Kembakan kadar bile yürek olmadığına hükmetmiş. Hoca efendinin emekli maaşı ile biriktirdiği 155 kilogram altının geç de olsa farkına varmış. Geç de olsa maymunun, pardon Efendi Hazretlerinin, gözleri açılmış ve nihayet bu karanlık günlerin sabahlarından bir sabah, 21. Yüzyılın ilk ışıklarıyla nurlanarak hidayete ermiş.
** Birkaç gün önce “muhtar bile seçtirmezler” diye hafife aldığı, Milli Görüş davasına ihanetle suçladığı İstanbul Büyükşehir Belediye eski Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında ve eski mücahitlerle omuz omuza safa durmuş. Tabi yine her zaman olduğu gibi, sadece ve sadece “Allah’ın rızasını kazanmak için siyaset yapmak” niyetiyle.
Şimdi; kim bu efendi hazretleri diye mırıldandığınızı duyuyor gibiyim. 
Yazımızın ilk cümlesinde belirttik ya; “Bu yazıdaki olaylar, insanlar, zaman ve mekanlar tamamen hayal ürünü olup gerçekle ilgisi yoktur “ diye. 
Yetmez mi?..
---------------
(*) Madrabaz;   Hayvan, balık, sebze, meyve vb. yiyecekleri yerinden getirerek toptan satan kimse. / Hile yapan, hileci

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

“”