İBRAHİM TATLISES VE ŞÖHRET HASTALIĞI

İnsan fiziki olarak değişir ama ruh olarak hep aynı kalır. Fizik olarak değiştiğini çocukluktan gençliğe geçince, bedeninin büyümesinden, boyunun uzamasından fark eder

Abone Ol

ŞÖHRET HASTALIĞI VE TATLISES

İnsan fiziki olarak değişir ama ruh olarak hep aynı kalır. Fizik olarak değiştiğini çocukluktan gençliğe geçince, bedeninin büyümesinden, boyunun uzamasından fark eder. Belli bir yaşa gelip fiziki olarak büyümesi tamamlandığında sanır ki hep aynı kalacaktır. Oysa fiziki değişimi kendisi fark etmese de ağır şekilde devam eder. Değiştiğini ancak arada bir aynaya baktığında görür. Belli bir yaştan sonra değişimini çoluk çocuğunun büyümesinden, çevresindeki dostlarının yavaş yavaş eksilmesinden, yaşlıların ölüp gitmesinden, saçlarının kırlaşmasından, cildinin kırışmasından anlar. Daha ileriki yaşlarda ise kuvvetten düşmesi, hastalıklarla mücadelesi ona yaşlılığını hatırlatır. Gençken deliksiz derin uyurken yaşlandığında bir türlü uyku tutmaz. Bütün bunlar bir insanın biyolojik olarak çöktüğünü yaşlandığının işaretidir. Ancak her insan bu durumunu kabullenemez. Bu değişimleri yaşamasına rağmen kendini hep genç hisseder. Bedenen yetmiş ruh olarak on sekiz yaşındadır. Çünkü insan ruhu yaşlanmaz, insan kendini kaç yaşında hissediyorsa o yaşta sanır. Oysa hakikat hiç de öyle değildir…

Bazı insanlar yaşlanırlar ancak ruhları çocuk kalır. Özellikle şöhret olmuş insanlarda bu durum daha sık görülür. Kendilerini hep şöhret oldukları, zirvedeki yaşlarında sanırlar. Zaman geçer ancak onlar bozuk saat gibi hep aynı rakamda, aynı yaşta kalırlar. Buna şöhret hastalığı veya takıntısı da diyebiliriz... Aslında bu ölümü öteleyen insanın kendini tesellisinden başka bir şey değildir. Herkes ölür yaşlılar daha erken ölür. İnsan yaşlandığını kabul etmeyerek ölümü uzaklaştırdığını sanır. Hele bir de şöhret olmuşsa, ondan aldığı güçle hiç yaşlanmayacağını, ölmeyeceğini düşünür. Şöhret güç verir, ölümü unutturur. Kendi genç, hep zirvede, hep şöhretli görür. Oysa köprünün altından çok sular akmıştır. Zaman tahtayı kemirdiği gibi onun da ömrünü kemirmiş, yaşlandırmıştır. Şöhret olan kişi gerçekte ikinci, üçüncü plana düştüğünü pek fark etmez. Fark etse de kabullenmek istemez. Gerçekte her çağ kendi şöhretini yaratır. Örneğin Zeki Müren’i bugüne getirsek, yaşadığı dönemdeki gibi bir şöhreti yakalayabilir mi? Bugün yaşasaydı aynı şekilde şöhret olabilir miydi? Yahut arabesk sanatçılarından herhangi birisi bugün şöhret olabilir miydi? Sanat müziği, arabesk, hatta halk müziğinin dahi hayatımızdan çekildiği bir dönemde eski popüler şarkıcılar türkücüler yok artık. Onların yerini farklı formda müzik icra eden müzisyenler almıştır.

Sanatı, sesi, güzelliğiyle şöhret olmuş kişiler, yaşlanıp zirveden düşseler dahi kendilerini yine zirvede ve şöhretli sanmaktadırlar. Güzelliklerinin yaşlılıkla bozulduğunu, seslerinin eskidiğini, çağlarının geçtiğini bir türlü kabul etmezler. Bu yüzden geçmişte büyük şöhret olmuş kişiler ne yapıp edip hep meydanlarda, sahnelerde, ekranlarda görünmeye can atarlar. Örneğin sinemanın ikinci üçüncü plana düştüğü günümüzde Türkan Şoray’ın halen şehir şehir dolaşıp kendini göstermesi, Ajda Pekkan’ın durmadan estetik yaptırması, Tatlıses’in trajik görüntüsüyle Showlarına devam etmesini nasıl yorumlamak gerekir? Bunlar ekonomik nedenlerden dolayı ekranda, sahnede veya meydanda değiller. Şöhretin büyüleyici cazibesinden kurtulamadıkları ve kendilerini halen zirvede gördükleri için oradalar. Örneğin Tatlıses’in halen Showlarına devam etmesini nasıl açıklamak gerekir? Paraya ihtiyacı olmadığına göre neden hala ekranlarda ve sahnelerde? Ne eski sesi, ne eski kuvveti ne de eski gençliği kalmış. Zaten insan yaşlanınca ne güzellik kalır ne ses. Ne de kuvvet kalır. İnsanın kaçamadığı kaderidir bu. Ki Tatlıses de bunun kader olduğuna inan, geçmiş hataları için pişmanlık duyan birisidir. Allah şifa versin, buna rağmen felçli haliyle ekranlarda görünmesi anlamı var mı? Eğer buna bir isim verecek olursak “şöhret” hastalığı dememiz gerekir. Bir işi zirvede iken bırakmak gerekiyor.

Tatlıses’in vurulduktan sonra yeniden ekranlara döndüğünü gördüğümde, dönmemesi gerektiğini, artık onunla bir devrin kapandığını yazmıştım. Sosyal medyaya düşen bu son fotoğrafını görünce keşke yanılmış olsaydım, dedim. Özellikle son yılbaşı programındaki medya görüntüsü hem programa çıkardığı kadınlar hem hastalığından dolayı lehte ve aleyhte birçok yorum aldı. Ancak aleyhte olan yorumları doğru bulmadığımı belirtmek isterim. Görebildiğim kadarıyla şöhretin vermiş olduğu sarhoşluktan dolayı Tatlıses kendini göremiyor. Kendini halen zirvede ve şöhretinin zirvesinde sanıyor. Ne yazık ki bugünün gençlerinde, Z kuşağında karşılığı yok. Hatta onun eski Showlarına bakıp bu adama nasıl tahammül ettiğiniz diyen gençler çoğunlukta. Aşığın gözünün kör olduğu gibi şöhretin de gözü kördür! Bu yüzden ekrana nasıl yansıdıklarını göremiyorlar. Güzellikleri ve sesleriyle zirvede kalacaklarını sanıyorlar. Oysa köprünün altından çok sular akmış, gündüz geceye güneş zevale dönmüştür. Daha doğrusu gençlik yaşlılığa, hayat ölüme gebedir…

“Şöhret afettir” derler. Şöhretin afet olduğunu en güzel İbrahim Tatlıses’in hayatı ortaya koymuştur. Sesi baht olmuş, ardından taht yani şöhret gelmiştir. Sesinin güzelliği ona şöhreti, şöhrette afeti getirmiştir. Milyonların sevgilisi olan Tatlıses geçmişin muhteşemliğinde takılıp kalmış, bugün nasıl göründüğünü gözden kaçırmıştır. Zirvede olduğu yıllardaki hayranlarının büyük çoğunluğu yaşlanmış, değişmiş, hatta ebediyete göçmüştür. Kendisi de vurulmuş, bundan dolayı sakat kalmış, her şeyden önce yaşlanmıştır. Ama yaşlılığının farkında değildir. Zira bir magazin programında "Bana torunlarımı sormayın, 'torun' deyince genç kızlar benden kaçıyor" diye açıklamada bulunması bahsettiğimiz şöhret hastalığının itirafıdır. Tatlıses eğer yaşlılığının farkında olmuş olsaydı yılbaşı programı çekimlerinde ekranlara yansıyan fotoğrafın yayınlanmasına izin vermezdi. Çünkü şöhretin zirvesinde iken güce tapınan Tatlıses, ağlayan ve titreyen Tatlıses fotoğrafından rahatsız olurdu...