İDEOLOJİLER "OUT" DEĞERLİ ÜSLUP "İN"

Abone Ol

Sen-ben-o değil, huzurla 'biz' olmak istiyor Türkiye!

25 Şubat 2019 ve 6 Ekim 2019’da köşe yazılarıma taşıdığım “Dünya sağdan giderken biz demokrat dönüyoruz” ve “İyi Parti’de merkez sağ tamamdır” başlıklarım üzerinden bugünkü yazıma geçmek istiyorum...

Evet o tarihlerdeki her iki yazımda özetle şunları söylemiştim; “Benim şehirlerden, sokaklardan ve gözlerden okuduğum şu; vatandaş artık hiçbir başlıkta ayrışmak istemiyor! Vatandaş yorgun! Vatandaş bıkkın! Vatandaş mutsuz! Vatandaş dil, din, ırk, görüş, mezhep, tarikat, aşiret ve daha aklınıza gelebilecek benzeri tüm başlıklarda hiçbir söylem işitmek istemiyor artık!

Sen-ben-o değil, huzurla ‘biz’ olmak istiyor Türkiye! Ve vatandaş uçta ideolojik söylemlerle siyasetini yürüten partileri değil herkesin kendinden bir şeyler bulacağı “modern, demokrat, hoşgörülü, kibar” partileri istiyor... İyi Parti’de uzun zamandır dile getirdiğim bu boşlukları doğru okuyup milliyetçi çizgiden çıkacak ve merkez sağ ekseninde herkese hitap etmeye çalışacak. İlerleyen süreçte bunu çok daha net göreceğiz. Anlayacağınız İyi Parti’de merkezi siyaset tamamdır... Kısaca Türkiye; tam demokrat ruhlu, yeterince liberal tavırlı, karizmatik, modern, dinamik ve şık duruşa sahip partiler istiyor...” 

Evet o tarihlerde ve çok öncesinde defalarca yazmıştım bu yöndeki öngörülerimi. Tuttu mu? Bence tuttu! Şimdi gelelim birkaç yıl öncesinden dile getirdiklerimi günümüze aktarmaya. İyi Parti kurulduktan kısa süre sonra parti içindekiler de dahil olmak üzere (ki o zaman onlar bile şaşkın ve meraklı gözlerle beni dinlemişti) hep şunu söyledim “milliyetçi bir hareket olarak başladı fakat eksen kayması yaşayacak çünkü milliyetçi-etnikçi-muhafazakar siyaset tüm Ortadoğu’da olduğu gibi Türkiye’de de kan kaybediyor...”

İnsanoğlu bu kadar iç içe geçmişken, saf kan ırktan neredeyse kimse kalmamışken, kültürler değil yürekler ve zihinler öne çıkmışken, cemaatlerin ve tarikatlerin maskeleri birer birer düşüyorken hangi ideoloji olursa olsun bu tarz uçta siyaseti istemiyor dünya, Ortadoğu ve tabi ki Türkiye...

Yazdıklarımı destekleyen son örnekler de türban, darbe, Boğaziçi Rektörü üzerinden geldi! Bu üç başlıkta basın-medya-sosyal mecrada bir şeyler dönüyor günlerdir fakat vatandaşta tık yok! Merak yok! Katılım yok! Herkes ya ‘bana ne’ diyor ya da ‘türban ve darbe’ mevzusunu tozlu raflara çoktan terk etti bu ülke ne gerek var bu kadar uzatmaya’ diyor... Çünkü herkes fazlasıyla gergin!

Elçiye zeval olmaz ben gördüğümü, okuduğumu, anladığımı aktarıyorum! Bu cümlelerimin doğruluk sağlamasını da şöyle yapıyorum; tüm partilerden eksilen oylar var fakat birinden kaçanlar öbür partinin kapısını çalmıyor! O halde nerede bu oylar? Bu oylar bu seçmen kendisine tam anlamıyla hitap eden mevcutta bir siyaset bulamadığı için çok ama çok kırgın komple partilere! Oy verenlerin büyük bir kısmı da ‘hiç içime sinmese de birine veriyorum işte’ diyor. Yani yüreklere hitap eden bir alternatif çıksa herkes koşacak! Hatta siyasete uzak ülkenin tanıdığı ve sevdiği bir isim ideolojiden uzak çılgın, samimi, sempatik, kibar, birleştirici tavırlarıyla öne çıksa inanıyorum ki milyonlar peşine takılır... Düşünün artık siyaset ve ideoloji vatandaşta ne halde! Geçmişte kararsız seçmenler vardı şimdi küsmüş ve kindar büyük bir seçmen kitlesi var! Siyaset ateşe düşse hiçbiri bir bardak su dökmeyecek derecede küs!

Şimdi gelelim ne yapılmalı kısmına... Başkanlık sistemi ile tek partili iktidarlara veda etti Türkiye bunu baş köşeye yazalım. Tek başıma iktidar olamıyorsam üslubum herkese hitap etmeli, ayrıştırmamalı, suçlamamalı, çözümler sunmalı, refahı sağlamalı demeli ve ayrıştırıcı ideolojik söylemlerden uzak “büyük bir şirketi yönetme” mantığı ile hareket etmeli siyasi partiler... Ne dediğiniz değil nasıl bir üslupla söylediğiniz öne çıkacak!

Bugün rakibim yarın ortağım olabilir diyerek nezaket dilini asla bırakmamalı çünkü bugün suçlayıp karaladığını yarın hiçbir şey olmamış gibi yanına alırsan vatandaş bunu asla unutmaz ve seni her daim sorgular... Küçük dereleri değil koca koca okyanusları ülkenin önüne açacak vizyon ve misyon yüklenmeli... Güven vermeli, sözde değil özde mütevazi olmalı, benim yırtık pantolonum diğerinin başörtüsü göze-dile-mevzulara getirilmemeli, insanlar özel hayatları konusunda asla ve asla dize getirilmeye çalışılmamalı... Aslında yazacak çok şey fakat uzun lafın özeti şu; muhafazakar, aşırı milliyetçi, aşırı solcu, aşırı özgürlükçü, aşırı devrimci ve adına ne derseniz deyin tüm ideolojilerin terk edilip ‘değerli bir üslupla’ demokrat söylemlerin geliştirilmesi gerekiyor! Ve ideolojilerin yerine sevgi, saygı, hoşgörü, eşitlik, vicdan, merhamet, adalet, değerli üslup ile hareket eden modern siyasetlerin rotalara alınması gerekecek...