İNANÇ DEĞİL, DOGMATİZM TEHLİKESİ !

İnanç, bireyin vicdanından çıkıp dogmatik bir ideolojinin yakıtına dönüştüğünde işler değişiyor. Çünkü dogmatizm, inançtan farklıdır. İnanç tevazu üretir;

Abone Ol

İNANÇ DEĞİL, DOGMATİZM TEHLİKESİ !

İnanç özgürlüğü kapsamında kimin neye inandığıyla tabi ki meşgul değiliz.
Ancak evanjelizm, siyonizm ve şia doktrini gibi teolojik saçmalıkların DOGMATİZME dönüşerek, mutlak hakikati temsil iddiasıyla her türlü kötülük ve vahşetin motivasyon kaynağı yapılmasına da izin verilemez.

İnsanlığın uzun yürüyüşünde dinler, kimi zaman merhametin dili olmuş, kimi zaman da insanın iç dünyasını anlamlandırma çabasının en derin ifadesi. Bu yüzden inanç, insanın en mahrem alanlarından biridir.
Kimin neye inandığıyla meşgul olmak ne devletin işi olmalıdır ne de toplumun. İnanç özgürlüğü dediğimiz şey tam da budur: insanın vicdanıyla kurduğu ilişkiye dışarıdan kimsenin müdahale etmemesi.

Fakat mesele her zaman bu kadar masum bir sınırda kalmıyor.
İnanç, bireyin vicdanından çıkıp dogmatik bir ideolojinin yakıtına dönüştüğünde işler değişiyor. Çünkü dogmatizm, inançtan farklıdır. İnanç tevazu üretir; dogmatizm ise mutlaklık iddiası. İnanç insanı sorumlulukla tanıştırır; dogmatizm ise kendini hakikatin tek sahibi ilan eder.

Sorun tam da burada başlıyor.
Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı teolojik yorumların — kimi zaman evanjelizm, kimi zaman siyonizm, kimi zaman da siyasal şia doktrini gibi formların — birer kutsal hakikat iddiası üzerinden siyasal projelere dönüştürüldüğünü görüyoruz.
Bu yapılar kendilerini sadece bir inanç yorumu olarak sunmaz; aynı zamanda tarihin yönünü tayin eden ilahi bir misyonun taşıyıcısı olduklarını iddia ederler.

Bu noktadan sonra din artık din olmaktan çıkar; teolojik bir jeopolitik araca dönüşür.
Tarih bize şunu defalarca göstermiştir:
Kendini mutlak hakikatin temsilcisi olarak gören hareketler, karşısındakini kolaylıkla insan olmaktan çıkarabilir. Çünkü hakikat tek eldeyse, ona karşı çıkan herkes “yanlış” değil, “düşman” olur, "kafir" olur. Böyle bir zihniyetin üreteceği şey ise çoğu zaman barış değil, çatışma ve vahşettir.

İşte bu nedenle mesele inanç değildir.
Mesele inancın dogmatizme dönüşmesidir.

Modern toplumların en temel görevi de tam burada başlar. Devletler insanların neye inanacağını belirleyemez; ama inancın şiddetin ve siyasal tahakkümün ideolojik kılıfına dönüşmesine de seyirci kalamaz.
Çünkü insanlık tarihinin en karanlık sayfaları çoğu zaman şu cümleyle yazılmıştır:
“Ben hakikati temsil ediyorum.”

Oysa hakikat, tek bir grubun tekelinde değildir.
İnanç insanın vicdanında anlam bulur; dogmatizm ise iktidarın koridorlarında silaha dönüşür.

Bu yüzden özgür toplumlar inancı korur, fakat dogmatizme karşı teyakkuzda durur.
Zira insanlık için asıl tehdit farklı inançların varlığı değil,
mutlaklık iddiasıyla kutsanan kör ideolojilerdir.

Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü