Dil sadece bir konuşma aracı değildir, toplumları birleştiren yahut ayrıştıran bir işlevi de vardır. Bunu dilin kullanımında seçilen üslup tayin eder. Doğru üslup, toplumun farklı kesimleri arasında köprüler kurulmasına,duygusal kopuşların önlenmesine, kültürel açıdan sentezlemelere neden olur. Dil, kullanış biçimi bakımından hem bir bütünleştirme, hem de bir ayrıştırma aracıdır.

Kuran da, insan ve toplumla ilişkilerde dağıtıcı bir üslubun kullanılmamasını ister, bunun en açık örneğini Uhud Savaşı ve sonrasının anlatıldığı Al-i İmran süresinde verir. 159. ayette yüce Allah, Hz.Peygamber'e şu şekilde hitap eder: " Sen onlara sırf Allah'ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafında dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah'a güven,doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever."

Bilindiği gibi Uhud Savaşında başlangıçta Müslümanlar müşrikleri bozguna uğratmış ancak Peygamber efendimizin arkadan sızmaları engellemek için yerleştirdiği 50 okçuya, " Yensek de yenilsek de yerinizden ayrılmayın, kuşların etlerimizi gagaladığını görseniz bile sakın yerinizi terk etmeyin" emrine rağmen okçuların yerlerini terk etmeleriyle savaş kaybedilmiş,Müslümanlar 70 şehit vermiştir.

Yenilginin travması paniğe neden olmuş,bir kısım Müslüman, Münafıkların başı Abdüllah bin Übey Bin Selul'e gidelim" Bizim için Ebu Süfyan'da eman dilesin," diyecek noktaya gelmiş, diğer bir kısmı ise peygamberin öldüğünü sanarak "gerçekten Peygamber olsaydı öldürülmezdi,atalarımızın dinine dönelim," diyecek kadar savrulmuştu. İşte bu zorlu süreçte şehitler arasında çok sevdiği amcası Hz.Hamza da olmasına rağmen Hz. Peygamber, dil ve üslubunu hiç bozmamış, ganimet için mevzisini terk edenlere bile tek söylediği : " Bizim ganimetleri taksim etmeyip gizleyeceğimizi mi sandınız," olmuştur. Onun ayetle övülen yumuşak ve yapıcı tavrı dağınıklığı önlemiş, yenilgiye rağmen sahabeyi bütünleştirmiş, emre uymamanın sonuçlarını görerek sonraki savaşlarda daha temkinli davranmalarına yol açmıştır. Doğru üslup kaybedilen savaşı kazanca dönüştürmüştür.

Çok bağıranın pirim yaptığı toplumlarda İslam da, kardeşlik de firar eder. İslam'ın kişilerde varlık derecesi kullandıkları dil ve üslupla ölçülür. İnancınız size ne kadar hakimse bu üslubunuza da o kadar yansır. Ayrıştıran, çatıştıran bir üslubun İslam'da asla yeri yoktur. Çatışmacı üslup, İslam'ın katil'den/öldürmekten daha ağır bulduğu fitnenin, toplumsal kaosun da sebebidir.

Günümüzde yaşanan toplumsal yarılmaların, parçalanmışlıkların bir sebebi de siyasetin kullandığı kamplaştırıcı dildir. İnsanlar farklı oldukları için değil, daha çok farklı muamele gördüklerine inandıkları,dışlandıkları,ötekileştirildikleri zaman ayrışırlar. Oysa yüce kitabımız,sert davranışın, kötü bir iletişim dilinin bir dağılma nedeni olduğunu Uhud ve sahabe örneğinden yola çıkarak vermiştir. Sahabe ki neredeyse bütün mezhep ve meşreplerin Peygamber ışığına mazhar olmakla -içimizdeki en iyiler- ve -en bağlılar- olarak görülen insanlardır. En bağlıların bile bağlılıklarını aşındırabilen bir üslubun günümüzün pamuk ipliği ile birbirine bağlı insanlarını nasıl etkileyeceği ortadadır. Gerçek bir din ve vatan hassasiyeti, toplumu dinden de birbirinden de uzaklaştırıp koparan bir siyaset üslubundan kaçınmayı gerektirir. Bu üslup, sorunlarımızı çözmüyor, tam aksine iyice kanserleştirerek daha da çözülmez hale getiriyor.

Not: Bütün okuyucu ve gönüldaşlarımın Ramazan Bayramını kutlar, daha iyi, daha özgür, daha adil, daha yaşanabilir bir Türkiye'ye vesile olmasını dilerim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
“”