Isparta Kanlıpınar köyünden 313 tevelütlü Ali Oğlu İsmail'in dramı

Kemal Tahir Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden biriydi. Tarihi başarıyla romanlaştırdı. Devlet anayı mutlak okumanızı tavsiye ediyorum .Geçen gün Mülkiyet Kalesini okudum. Savaşın sonlarında terhis olan bir askerin Isparta'ya giderken donmasını anlatıyor. Her ne kadar romansa da benzerleri on binlercesi yaşanmıştır

Olayın şahidi Burdur askerlik şube başkanın Mahir Bey'in oğlu Murat ve eşi Canseza'dır.

Dışarıda lapa lapa kan yağmaktadır. Murat dışarıya bakmaktadır.

"-Nereye bakıyorsun Murat?

-askere bakıyorum

-hangi askere

Canseza çocuğun yanına geldi

-Saçmalama bu havada asker mi olur, hani asker?

-Şurada hala oturuyor

Murat küçük parmaklarını karşıdaki fırın harabesini gösterdi.

-İşte ağacın altında

-Ağacın altında, insan yok taş yığını o.

-Vallah asker, elinde sopası da vardı. Ağır ağır yürüyordu oraya oturdu.

-Şimdi oradaki tümsek insan mı?

-İnsan elbette

-Bana niçin haber vermedin donacak zavallı

Canseza kendi sözünden ürkerek sustu. Şimdi oradaki tümseğin bir adam olduğuna emindi

-Murat diyerek oğlunun kolundan tuttu. Seni oraya göndersem korkmadan, gider misin? demeseydi Murat korkuyu hatırlamadan giderdi. Lakin bu kelime çocuğu ürküttü.

-Gidemem ben ölüden korkarım.

-Ölüm mü inşallah ölmemiştir.

Aman yarabbi kimse de geçmiyor. Hüseyin Amcan nerede kaldı.

Kar feci bir sükunetle kocaman kocaman yağıyordu. Fırın harabesinin ötesi kurşini bir sis altında görünmez olmuştu.Sarı kavaklar da dev balıkların kılçıkları gibi dimdik duruyordu.Bizim bu sakin sağuk tabiat ortasında bir asam sesiz sakin can veriyordu.

Canseza daha fazla teredüt etmedi.

-Kardeşin uyanırsa, ağlarsa salıncağı salla emmi?

diyerek başında bir atkı ile dışarıya fırladı. Daha ilk adımda terliklerden biri kara gömülünce geri döndü kundurasını giydi. Çarşafının örttü artık deminsi gibi telaşlı değildi. Metin adımlarla karla örtülü tümseğe ilerledi. Bir kaç metre kala Murat'ın haklı olduğunu anladı.

-Asker ağa, asker ağa diye seslendi

Cevap alamayınca dişlerini sıkıp yaklaştı omuzunu sarstıasker sol tarafına devrildi.

Canseza dünya üzerinde gücünün asla yetemeyeceği büyük bir yükle ilk defa karşı karşıya geliyordu.Sanki bir faydası varmış gibi askerin kaputunun üzerindeki karları süpürmeye çalıştı.

-Asker Ağa! Asker ağa!

Bu asker ağa "kumarda kaybedilen yüz binlerce bop (poker oyununda ileri sürülen en küçük para) dan birisiydi. Asla şikayet etmediğinden cesaret alarak, kara gözlerinin nurunu yüreğinin uçsuz bucaksız çocukluğunu çolak Wilhem'in Hindistan imparatorluk tacını mütevazi bir süs gibi hediye etmek istemişlerdi. Enverland'ın kuş uçmaz kervan geçmez bir köşesinde karda kalmış bir kütük gibi yuvarlanmıştı.

Canseza kumardan da bop'tan da Wilhem imparatorluk tacından da haberdar değildi. ama bir asker ağa gözlerinin önünde ölüyor ve bunu anlıyordu. Yüklenip evine götürmek aklına geldi."Bismillah" diyerek kolundan tutup kaldırmak istedi. Bu hareket kaputunun yakasını araladı ve kabalak (asker başlığı) düştü.

-Aman yarabi

Canseza bir adım geriledi. Adamın yüzü sapsarıydı daha doğrusu yemyeşildi. Ve bir deri bir kemik kalmıştı. Dişleri görünüyordu. Senelerce etini bitlere yedirirken senelerce karnını doyuracak bir şey bulamamış sivri aç kurt dişleri

Canseza peçesiz olduğunu şehre çıktı çıkalı ilk kez unuttu. Çarşafının eteklerini toplayarak hastahaneye doğru koşmaya başladı. Böyle uzaklaşmasını evde bir başına kalan Murat'ı korkutacağını artık düşünmüyordu. Bir felakete uğramıştı.Kendisini ancak Mahir efendi kurtarabilirdi... Murat felan değil.

Gavur mezarlığına doğru durmadan koştu. Kendisini fena halde yoruyordu. Karargâhın demirparmaklıkları görülmüştü ki Hüseyin Onbaşı ağır köylü adımlarla şoseye girdi

Hanımı tanıyınca gözlerini kırpıştırsı.

-Çocuklar mı Allah esirgesin!

-Hayır bir asker

-Nerede

-Evin karşısında karın altında. Donmuş

-Bu sebepten mi koşturuyorsun?

-Evet zahmet etmişsiniz. Haydi eve dönünBen bir araba alır gelirim

-Beye söyle hemen hamamı yaktırsın gübreye mi dönmekmiş. Öyle bir şey işitmiştimabına bakarız siz eve gidin

-Biz icabına bakarız siz eve gidin!

Canseza dişlerini biribirine vurarak eve geri döndü

.Gömleği terden vücuduna yapışmıştı. Askerağanın hizasından geçerken dönüp bakmdı ve hareketini alçaklık sayarak kendinden nefret etti.

Murat

-Ne oldu anne asker değil miymiş.diye sordu

-Ben sana demedim mi? Bak doğru söylemişim

-Orada ne yapıyor uyuyor mu?

-Uyuyor Allah rahmet etsin

Araba derhal geldi. Fakat asker ağayı kurtarmak kabil olmadı.Isparta Kanlıpınar köyünden 313 tevelütlü Ali Oğlu İsmail, Murat'ın annesinin evi önünde ölmüştü

Efendiler Büyükadada Yat Kulübünde "Harbi kaybetsek bile sulhu münferit lafı istemeyiz. Biz söz verdik .Erkek kısmı tütkürdüğünü yalamaz.

Ali oğlu İsmailler Murat'ın annesinin gözleri önünde ölüyorlardı. (Kemal Tahir- Bir mülkiyet kalesi- İthaki Yayınları 1 bsk s 386-89)”

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
“”