Kötü biri olmadığınızı anlatmaktan, iyi şeyler yapmaya zaman kalmıyor.
İnsan bazen kendini tuhaf bir çabanın içinde bulur: Aslında kötü biri olmadığını anlatma çabası. Birilerine niyetini açıklamak, yanlış anlaşılmaları düzeltmek, hakkındaki kanaatleri değiştirmek için durmadan konuşmak, izah etmek, savunmak… Günün sonunda ise fark edilir ki bütün o sözlerin arasında yapılabilecek nice güzel iş ertelenmiş, hatta unutulmuştur.
Oysa insanın iyiliği çoğu zaman anlatılarak değil, yaşanarak anlaşılır.
Ama çağımızın bir sorunu var: Görünüşlerin, söylentilerin ve hızlı yargıların çağı. İnsanlar çoğu zaman birinin ne yaptığına değil, hakkında ne söylendiğine bakıyor. Bir cümle, bir dedikodu, yarım yamalak bir bilgi; insanın karakteri hakkında kesin hüküm vermeye yetiyor. Böyle bir ortamda kişi kendini sürekli açıklama ihtiyacı hissediyor. “Ben öyle biri değilim”, “Yanlış anlaşıldım”, “Niyetim o değildi” cümleleri hayatın içine yerleşiyor.
Fakat insanın ömrü, kendini savunmaya harcanacak kadar uzun değildir.
Bir noktadan sonra insan şunu fark eder: Kendini anlatmaya çalıştıkça daha fazla anlatmak zorunda kalır. Çünkü savunma çoğu zaman yeni şüpheler doğurur. Açıklamalar yeni açıklamaları çağırır. Böylece kişi, farkında olmadan başkalarının zihnindeki algılarla yaşamaya başlar. Kendi hayatını değil, başkalarının düşüncelerini düzeltmeye çalışır.
İşte tam bu noktada asıl kayıp başlar.
Çünkü iyilik sessizlik ister. Emek ister. Sabır ister. Bir çocuğun başını okşamak, bir yaşlının yükünü taşımak, bir ağacı sulamak, bir dostun derdini dinlemek… Bunların hiçbiri uzun açıklamalarla yapılmaz. Bunlar yapılır ve geçilir. İyilik çoğu zaman gürültüyü sevmez; varlığını sessizce sürdürür.
Fakat insan bütün enerjisini “iyi biri olduğunu anlatmaya” harcadığında, iyiliğin kendisine vakit kalmaz.
Belki de bu yüzden bazı insanlar konuşarak değil, yaşayarak cevap vermeyi seçer. Hakkında söylenenlere her zaman karşılık vermez. Her yanlış anlaşılmayı düzeltmeye çalışmaz. Çünkü bilir ki insanın karakteri, sözlerinden çok yaptığı işlerde görünür.
Bir insanın kim olduğunu zaman söyler.
Birinin iyi mi kötü mü olduğunu uzun savunmalar değil, hayatın içindeki küçük davranışlar gösterir. Gün gelir insanlar, anlatılanları değil yapılanları hatırlar. O zaman da insanın kendini savunmasına gerek kalmaz; hayat onun yerine konuşur.
Belki de en doğru yol şudur: Her söze cevap vermek yerine, her güne bir iyilik bırakmak.
Çünkü insanın iyiliğini anlatmaya ömrü yetmez. Ama iyilik yapmaya ayırdığı zaman, hem kendisine hem dünyaya yeter.