KADİM ŞEHİR VİRANŞEHİR

Viranşehir; yalnızca Şanlıurfa'nın önemli ilçelerinden biri değil, farklı medeniyetlerin iz bıraktığı, inancın, sabrın ve kültürün iç içe geçtiği kadim bir coğrafyadır.

Abone Ol

KADİM ŞEHİR VİRANŞEHİR

Bazı şehirler vardır, onları yalnızca nüfusuyla, yüzölçümüyle, yollarıyla, binalarıyla anlatamazsınız.

Çünkü bazı şehirlerin bir de ruhu vardır.

Toprağını kazdığınızda tarih, insanıyla konuştuğunuzda kültür, sokaklarında yürüdüğünüzde geçmişin ayak izleri çıkar karşınıza.

Viranşehir işte böyle bir yerdir.

Mezopotamya'nın bereketli coğrafyasında yüzyılların, hatta binyılların hatırasını taşıyan Viranşehir; yalnızca Şanlıurfa'nın önemli ilçelerinden biri değil, farklı medeniyetlerin iz bıraktığı, inancın, sabrın ve kültürün iç içe geçtiği kadim bir coğrafyadır.

Adında "viran" vardır ama gönlü viran değildir.

Aksine insanı sıcak, toprağı bereketli, hafızası zengin, manevi dünyası mamurdur.

BU TOPRAKLARDA TARİH SADECE KİTAPLARDA DEĞİL

Viranşehir'e yalnızca bugünün penceresinden bakmak büyük haksızlık olur.

Çünkü bu coğrafyanın hikâyesi bugünden başlamıyor.

Mezopotamya'nın kuzeyinde, Anadolu ile Suriye ve daha güneydeki kadim yerleşim alanları arasında bulunan bu bölge, tarih boyunca farklı kültürlerin ve medeniyetlerin geçiş güzergâhlarından biri olmuştur.

İnsanlar gelmiş, devletler kurulmuş, medeniyetler yükselmiş, savaşlar yaşanmış, sınırlar değişmiş...

Ama toprak kalmış.

İnsan kalmış.

Kültür kalmış.

Ve en önemlisi, hafıza kalmış.

Bugün Viranşehir'in köylerine, eski yerleşim alanlarına, taşlarına ve insanların anlattığı hikâyelere dikkatle baktığınızda bu büyük geçmişin izlerini görmek mümkündür.

Aslında Viranşehir'in en büyük zenginliklerinden biri de budur.

Fakat mesele yalnızca geçmişle övünmek değildir.

Asıl mesele, geçmişten kalan bu büyük mirası geleceğin imkânına dönüştürebilmektir.

SABIR BU COĞRAFYANIN KARAKTERİDİR

Viranşehir denildiğinde akla gelen en güçlü kavramlardan biri sabırdır.

Çünkü bu topraklarda sabır yalnızca güzel bir söz değildir.

Toprağa tohum atan çiftçinin yağmuru bekleyişinde sabır vardır.

Yazın kavurucu sıcağına rağmen çalışan insanın alın terinde sabır vardır.

Çocuğunu okutmak için mücadele eden annenin duasında sabır vardır.

Ekmek mücadelesi veren babanın nasırlı ellerinde sabır vardır.

Gurbete giden gencin memleket özleminde sabır vardır.

Viranşehir insanı hayatın zorluklarını tanır.

Ama zorluk karşısında ayakta kalmayı da bilir.

Belki de bu nedenle Hz. Eyyûb'un sabırla özdeşleşen hatırası bu coğrafyanın manevi dünyasında ayrı bir anlam taşımaktadır.

Eyyûb Peygamber denildiğinde insanlığın ortak hafızasında hastalık karşısında teslim olmayan bir kul, sıkıntı karşısında isyan etmeyen bir gönül ve sonunda şifaya kavuşan büyük bir sabır örneği canlanır.

Bu nedenle Eyyûb Peygamber'e atfedilen makam ve hatıralar yalnızca ziyaret edilen yerler olarak görülmemelidir.

Onların anlattığı çok daha büyük bir mesaj vardır:

İnsan ne kadar büyük bir imtihandan geçerse geçsin umudunu kaybetmemelidir.

Belki Viranşehir'in ruhunu anlatan en güzel cümle de budur.

MANEVİYATIN GÖLGESİNDE BİR COĞRAFYA

Bu toprakların manevi dünyasında halkın yüzyıllardır hürmet gösterdiği isimler, makamlar, türbeler ve anlatılar önemli bir yer tutar.

Aslan Baba Türbesi de yöredeki bu manevi hafızanın parçalarından biridir.

Bazen bir türbenin tarihî değerini yalnızca taşlarıyla ölçemezsiniz.

Çünkü insanlar oraya umutlarını götürür.

Dualarını götürür.

Acılarını götürür.

Çocuklarına ve torunlarına anlattıkları hikâyelerini götürür.

Nesiller değişir ama anlatılanlar yaşamaya devam eder.

İşte kültür dediğimiz şey biraz da budur.

Viranşehir'in manevi mirasına bakarken de meseleyi yalnızca birkaç tarihî yapı veya ziyaret noktası üzerinden değerlendirmemek gerekir.

Burada asıl korunması gereken şey hafızadır.

Çünkü şehirlerin binalarını yeniden yapabilirsiniz.

Yollarını genişletebilirsiniz.

Parklarını yenileyebilirsiniz.

Ama bir şehrin hafızasını kaybederseniz onu yeniden inşa etmek kolay değildir.

BEREKETLİ TOPRAKLARIN ŞEHRİ

Viranşehir'i yalnızca tarih ve maneviyat üzerinden anlatmak da eksik kalır.

Çünkü önümüzde aynı zamanda çok önemli bir tarım coğrafyası vardır.

Uçsuz bucaksız ovalar, üretim kültürü, tarım ve hayvancılıkla iç içe geçmiş bir hayat...

Bu topraklar çalışanın emeğini karşılıksız bırakmayan bereketli topraklardır.

Ancak artık dünyada tarım yalnızca tarlayı sürmek, tohumu atmak ve ürünü kaldırmak değildir.

Tarım teknolojiyle, sanayiyle, pazarlamayla ve markalaşmayla birlikte düşünülmektedir.

Viranşehir'in geleceği açısından da en önemli meselelerden biri budur.

Ürettiğimiz ürünü yalnızca ham madde olarak satmak yerine neden burada işlemeyelim?

Neden tarıma dayalı sanayiyi geliştirmeyelim?

Neden çiftçimizin ürününü markalaştırmayalım?

Neden gençlerimizi modern tarım teknolojileriyle buluşturmayalım?

Neden Viranşehir'in bereketini daha fazla istihdama ve daha fazla refaha dönüştürmeyelim?

Bir şehrin toprağı bereketliyse o şehir fakirliğe mahkûm değildir.

Yeter ki doğru planlama, doğru yatırım ve ortak akıl olsun.

VİRANŞEHİR'İN EN BÜYÜK SERMAYESİ GENÇLERİDİR

Viranşehir genç bir nüfusa sahip.

Bu büyük bir avantajdır.

Ama genç nüfus doğru değerlendirilmezse aynı zamanda büyük bir sosyal probleme dönüşebilir.

Genç insana yalnızca "geleceğimizsiniz" demek yetmez.

O gence eğitim vereceksiniz.

Meslek kazandıracaksınız.

Spor yapabileceği alanlar oluşturacaksınız.

Kültür ve sanatla buluşturacaksınız.

İş kurabilmesi için önünü açacaksınız.

Üniversiteyi bitiren gencin tek hayali memleketinden gitmek olmamalı.

Bir Viranşehirli genç;

"Ben burada okuyabilirim, burada çalışabilirim, burada yatırım yapabilirim, burada aile kurabilirim ve geleceğimi burada inşa edebilirim."

diyebilmelidir.

Gerçek kalkınma budur.

Yoksa birkaç bina yapmakla şehirler kalkınmış sayılmaz.

Şehir, insanıyla kalkınır.

VİRANŞEHİR KENDİ HİKÂYESİNİ ANLATMALI

Bugün Türkiye'de birçok şehir ve ilçe sahip olduğu değerleri tanıtmak için büyük çalışmalar yapıyor.

Festivaller düzenliyor.

Yerel ürünlerini markalaştırıyor.

Tarihî yapılarını restore ediyor.

Gastronomisini tanıtıyor.

Turizm rotaları oluşturuyor.

Peki Viranşehir neden kendi hikâyesini daha güçlü anlatmasın?

Tarihi var.

İnanç kültürü var.

Tarımı var.

Yerel mutfağı var.

Gelenekleri var.

Misafirperver insanı var.

Bütün bunları bir araya getirecek kapsamlı bir Viranşehir tanıtım ve kalkınma vizyonuna ihtiyaç vardır.

Bir ziyaretçi Viranşehir'e geldiğinde nereleri gezeceğini, hangi tarihî ve manevi değerleri göreceğini, hangi yöresel yemekleri tadacağını ve hangi ürünleri satın alacağını bilmelidir.

Çünkü turizm artık yalnızca deniz, kum ve güneş değildir.

Dünyada insanlar artık hikâyesi olan şehirleri görmek istiyor.

Viranşehir'in ise anlatılmayı bekleyen çok büyük bir hikâyesi vardır.

ADI VİRAN AMA GELECEĞİ MAMUR OLMALI

Şehirlerin kaderini isimleri belirlemez.

Şehirlerin kaderini o şehirde yaşayan insanların iradesi, yöneticilerin vizyonu ve toplumun ortak hedefleri belirler.

Viranşehir'in adı tarih boyunca yaşanan yıkımların izlerini taşıyor olabilir.

Ama bugün yapılması gereken, bu ismin içinden yepyeni bir gelecek çıkarmaktır.

Öyle bir Viranşehir hayal etmeliyiz ki;

Tarihini koruyan ama geçmişte yaşamayan...

Maneviyatını yaşatan ama dünyadaki gelişmelerden kopmayan...

Tarım yapan ama teknoloji kullanan...

Genç nüfusa sahip olmakla övünmek yerine gençlerine gelecek hazırlayan...

Kültürünü korurken yatırımcıya kapılarını açan...

Köyüyle, kırsalıyla, merkeziyle birlikte kalkınan...

Ve Şanlıurfa'nın gelişimine omuz veren güçlü bir Viranşehir.

Bunun için milletvekillerinden belediyeye, kamu kurumlarından sivil toplum kuruluşlarına, iş dünyasından üniversitelere, kanaat önderlerinden basına kadar herkesin ortak bir mesele etrafında buluşması gerekiyor:

Viranşehir'in geleceği.

Siyaset değişir.

Makamlar değişir.

Belediye başkanları, milletvekilleri, bürokratlar gelir gider.

Ama Viranşehir kalır.

Bu nedenle mesele bir siyasi partinin, bir belediye başkanının ya da bir kişinin meselesi değildir.

Mesele bir memleket meselesidir.

BİR ŞEHİR ÖNCE KENDİ DEĞERİNE İNANMALI

Belki de en önemli mesele budur.

Viranşehir önce kendi değerine inanmalıdır.

Çünkü sahip olduğunuz değerin farkında değilseniz başkasının gelip onu keşfetmesini bekleyemezsiniz.

Bu toprakların geçmişine sahip çıkmalıyız.

Manevi mirasını korumalıyız.

Tarımını geliştirmeliyiz.

Gençlerine yatırım yapmalıyız.

Kadınların üretime ve sosyal hayata daha fazla katılmasının önünü açmalıyız.

Kültürünü, mutfağını ve geleneklerini yaşatmalıyız.

Ve bütün bunların üzerine çağdaş, planlı ve yaşanabilir bir şehir kurmalıyız.

Çünkü Viranşehir yalnızca geçmişiyle övünecek bir şehir değildir.

Geleceği de olan bir şehirdir.

Adında "viran" geçmesine aldanmayın.

Bu toprakların gönlü mamurdur.

İnsanının umudu diridir.

Toprağının bereketi tükenmemiştir.

Ve yüzyıllardır nice medeniyetin ayak izlerini taşıyan bu kadim coğrafyanın söyleyecek daha çok sözü vardır.

Yeter ki o sözü duyalım.

Yeter ki bu şehrin kıymetini bilelim.

Ve en önemlisi;

Viranşehir'in sabrını daha fazla sınamak yerine, onun sahip olduğu büyük potansiyeli geleceğe taşıyalım.

Çünkü sabır büyük bir erdemdir.

Ama bir şehri yalnızca sabretmeye mahkûm etmek marifet değildir.

Artık Viranşehir'in sadece sabrını değil, gücünü, bereketini ve geleceğini konuşma zamanıdır.