Kadın ve kitap bir arada düşünülmeyecek kadar birbirine uzak. Zira kadının en büyük iki kuması vardır: kendi cinsi ve kitap! Tarih boyunca bütün yazar ve düşünürlerin eşleriyle kavgası kitaplar yüzünden çıkmıştır. Bir yazar arkadaşım anlatmıştı. Öğretmen olan eşi bir elinde kitap balkona çıkıp şöyle diyor: "Ben mi yoksa kitap mı?" diyor. Yine bir kitabevinde biri yaşlı ötekisi genç iki kişi konuşuyordu. Yaşlının bir daire dolusu kitabı varmış. Genç olan sordu; "eşin kitaplara nasıl bakıyor? Evde sorun olmuyor mu?" Yaşlı olan; "Elbette sorun oluyordu. Otuz yıl önce eşimi boşadım, sorun hal oldu" diye cevap verdi gülerek. Buna benzer birçok anekdotlar duymuşsunuzdur. Aslında kitap da kadın da kuma kabul etmiyor. Her ikisi de sevgiye muhtaç varlıklar. Kadınlar kendileriyle ilgilenecek, sıradan konuşmalarını dinleyecek hatta dedikodu yapacak erkekleri severler. Entelektüel ve sanatsal derinliği olan, konuşmayan erkekleri sevmezler. Çünkü kadınlar her zaman gönüllerini hoş edecek erkek ararlar. En iyi kendileri gibi düşünüp kendileri gibi davranan erkeklerle anlaşırlar. Entelektüel ve sanatçı erkeklerle anlaşan kadınlar çok azdır. Bunlar da erkeğin beynine aşıktırlar tıpkı erkeklerin sanatçı ve entelektüel kadınlara aşık olduğu gibi. Cemil Meriç, "kadın kitaptır. Kitap bir limandır benim için. Kitaplarda yaşadım" der. Kadında bulamadığını kitapta arar. Bütün büyük sanatçılar Meriç gibi değil midir? Hepsi kadında bulamadıklarını kitaplarda aramışlardır. Peki bir yazar, bir sanatçı kadında ne arar? Bu sorunun cevabını vermek için milyonlarca sahifeler yazmışlar. Kadını anlatmak ve anlamak için kafa terletmişler ama yine de hiç bir filozof ve sanatçı açıklayamamıştır. Yalnız Necip Fazıl bir dizesinde bu sorunun cevabına biraz yaklaşmıştır.

"Kadından kendisinde olmayanı isteriz
Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz"

Sanatçı kadında aradığını bulamayan ve bu yüzden kitaplara sığınan adamdır. Kadında aradığını bulsa kitaplara bu denli gömülemeyecek. Cemil Meriç'i düşünün. Gözleri ama, evli olduğu halde Lamia adlı bir kadına tutuluyor. Görmeyen adam nasıl sever? Jurnal'lerdeki o aşkın cümleleri nasıl kurar? Nesine aşıktır Lamia'nın? Cemil Meriç kitapları ve kitaplardaki kadınları sever. Lamia kitaptaki kahramanlarına en yakın kadın! O Lamia'nın güzelliği veya fiziğini sevmiyordu, ruhunu ve zihnini seviyordu. Lamia onun ruhunu emziren kadın! Bir nevi entelektüel veya zihinsel mastürbasyon! Hastalıklı bir ruh hali... Zaten bu hastalıklı ruh hali olmazsa ne o cümleleri kurabilir ne o kitapları yazabilir? İdealize edilen bir kadın ve onda kendini arama. Bir nevi bu ruh haliyle sanatçı, kendini emzirecek bir meme arıyor. Bu psikolojik olarak büyümeyen erkeğin çocuksu sığınışıdır... Erkeğin bu marazi ruh hali onun kitaplara gömülmesine neden oluyor da, kadın neden erkeğin kitap ile ilişkisine bu denli karşı çıkıyor ve kitapları kuma görüyor? Entelektüel ve sanatçı erkeklerle birlikteliğini sürdüremiyor? Çünkü kadın ruhu sevilmek istiyor. Sevilmek, özel, önemli ve biricik olmaktır.

Her kadın kendini özel ve biricik görür. Bu yüzden erkekle arasında ne bir kuma, ne bir kitap görmek ister. Kadın anlamak için değil, anlaşılmak için yaratılmıştır. Bütün aşk kitapları, romanlar, şiirler, hikayeler hep kadını anlatmış, kadını tanımlamışlardır.

Kadın kitaba karşı çıkarken aslında şöyle diyor: Niçin kitap okuyorsun? Bak işte karşında ben varım. Kitap gibiyim! Ne diye hayali kadınlara sığınıyorsun, sesiz münzevi yaşıyorsun? İşte etim kemiğim, sözüm, sevgimle ben varım. Ben canlıyım, konuşuyorum, beni dinle! Derin manalı gözlerimle bakıyorum, beni sev, bana aşık ol ve yalnız beni düşün! Araya başkalarını koyma! Haksız mı kadın? Elbette haklı! Ya erkek? O da haklı! Çünkü fiziki doyuma ulaştıran kadın onu ruhen aç bırakıyor, bir yanı hep eksik kalıyor. Necip Fazıl'ın dediği gibi "onda olmayanı" istiyoruz. Peki kitaplar kadında olmayanı bize veriyor mu? Bence veriyor. Hem de fazlasıyla. Şahsen ne kadar roman okudumsa o kadar çok roman kahramanı kadına aşık oldum. Romanlardaki kadınlar aradığım kadınlardı. Sanaldılar, kurgulanmış, yaratılmış mükemmel kadınlardı. Ruhumda ve zihnimde idealize ettiğim tiplere bire bir uyuyorlardı. Hakikatin kadınından daha çok uyumluydular. Erkek ve kadının aşk ve nefret üzerinden süren ezeli kavgaları, roman kahramanlarında aşktan yanaydı. Hakikatin kadınları ise hep nefretten! Hayali kadınlar aşkı önceliyorlardı. Hakikatin kadınları ise bir kitabı sorun edip nefretle yaşıyorlardı. Adem'in çıplak bedenine sarılmış yılanla temsil ediliyordu hakikatin kadınları. Ve tıpkı yılan gibi hem zehirlerini ruhumuza zerkediyor hem de şifa veriyorlardı... Roman kahramanı kadınlar ise ruhumuzu doyuran şifaydı. Anna, Ophelia, Juliete, Nataşa, Maddona, Feride idi...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
“”