KIRLANGIÇ
Çiçekler içinden süzülen nazlı bir el,
Kederli gönlüme nakış işler ince ince.
Bir kırlangıç çığlığında doğar içime güneş,
Sükûtun dudağında tek hece: Aşk, süzülünce...
Baharı müjdeleyen bir kır çiçeği vakarı,
Bu alemde yankılanan bir sultanın kararı.
Gönül bahçemde açtın, vurdun mührünü cana,
Seni sevmek bir ömür, aşkın ezeli fermanı.
Nazlı yâre bakınca çözülür her bir düğüm,
Hasretin bittiği yer, vuslata dair bir cürüm.
Sen ki asumanın yeryüzüne sızan son nuru,
Kaba saba eller değemez sana, ey gönül mülküm!
Şefkatle sarıp dindirdin bütün yaralarımı,
Misk-i amber kokunla dağıttın efkarımı.
Ezelden beri izini sürdüğüm ey ruh-u dilber,
Kıskansın her bir zerre, seninle dolan anlarımı.
Arayış içerisindeki bir kayboluşu izleyen adımlarımız, sonsuz bir kayıp hissiyatıyla dolup taştığında; kalbimize dokunan bir aşk, umutlarımızı ve hayallerimizi yeniden gökyüzünün güzelliğine doğru uzatır. Mutluluğa dair daha büyük bir çabanın eşiğinde buluruz kendimizi. Bazen hayatın gürültüsü içinde, ruhumuzun en kuytu köşelerine nazlı, ince ve iyileştirici bir el uzanır… Tıpkı baharı müjdeleyen o ilk kırlangıcın kanat sesindeki umut gibi.
Aşk, sadece iki kalbin birleşmesi değil; asumanın yeryüzüne sızan o en berrak nurudur aslında. Dizelerde yer alan, "Seni sevmek bir an değil, aşkın ezeli fermanı" ifadesindeki gibi; bu öyle bir fermandır ki sultanı gönül, mührü ise sadakattir. İnsan; heybesinde biriktirdiği tüm o kaba saba dünyevi yorgunlukları, yârin bir bakışındaki o sihirli ve "düğüm çözücü" ferahlığa bırakır. İşte o an hasret biter, vuslat başlar. Aslında bizi hayata bağlayıp ileriye taşıyan da tam olarak bu kavuşma hissiyatıdır.
Misk-i amber kokulu bir şefkatle sarılan yaralar, ezelden beri aranan o "ruh-u dilber"in varlığıyla şifa bulur. Dünya dönmeye devam etse de zaman, sadece o narin anların içinde durur. Çünkü gerçek aşk; her zerrenin kıskandığı, sadece ruhun bildiği o kutsal sükûttur. Bu sükût; ruhun aradığı ve kendini bulduğu en güzel alemdir.
"Ruhumun sükûtunda yankılanan tek heceye... Çiçeklerin içinden süzülen o nazlı elin, gönlümde açtığı her yarayı şefkatle dindirişine küçük bir teşekkür."
Süleyman Yüksel