KRAL VE BUKALEMUN

Bukalemun ilginç bir canlıdır. Rengini bulunduğu ortama göre değiştirir. Tehlike görünce başka, fırsat görünce başka renge bürünür. Hayatta kalma içgüdüsüyle hareket eder.

Abone Ol

KRAL VE BUKALEMUN
Aslında başlığa “Kral ve Soytarı” diyecektim. Çünkü kulağa daha tanıdık geliyor.
Zira tarih boyunca sarayların, tahtların ve iktidarların çevresinde soytarılar hiç eksik olmamıştır.
Fakat biraz düşününce bundan vazgeçtim.
Çünkü soytarının bile bir duruşu vardır. Kim olduğunu bilir. Görevi bellidir. Kaderini kabullenmiş, ekmeğini o meslekten çıkaran bir figürdür. Eğlendirir, güldürür, bazen de kimsenin söyleyemediği gerçekleri alaylı bir dille yüzlere vurur.

"Bu yüzden bu yazıda anlatılan figüre soytarı demek istemedim.

Onun için bu yazının adı:

Kral ve Bukalemun.

Bukalemun ilginç bir canlıdır. Rengini bulunduğu ortama göre değiştirir. Tehlike görünce başka, fırsat görünce başka renge bürünür. Hayatta kalma içgüdüsüyle hareket eder.

Fakat bizim hikâyemizdeki bukalemun, doğanın masum bir canlısı değildir.
Bu bukalemun; menfaatin rengine boyanan, gücün gölgesinde şekil değiştiren, ilkenin değil çıkarın peşinden yürüyen bir karakterdir.

Dün başka konuşurken bugün başka konuşur. Dün savunduğunu bugün inkâr eder. Dün eleştirdiğinin kapısında bugün nöbet tutar. Rüzgâr hangi yönden eserse yüzünü o tarafa çevirir.

Kral değişmese bile onun renkleri değişir.
Hatta çoğu zaman kraldan daha kralcı kesilir.
Çünkü kralın gücünden beslenenler, o gücü kaybetme korkusuyla sözde en büyük sadakat gösterilerini sergilerler.

Kralın hoşuna gidecek sözleri birer methiye gibi sıralar, onu olduğundan büyük göstermeye çalışırlar.
Böylece kralın gözlerine girmeye çalışırlar.
Bukalemunun en belirgin özelliği de budur.
Sınır bilmez.
Haddini bilmez.
Ölçü tanımaz.
Kendini vazgeçilmez sanır.
Oysa sahip olduğu hiçbir şey kendi emeğinin, karakterinin veya liyakatinin ürünü değildir. Güce yakın durarak elde ettiği geçici ayrıcalıkları kendi meziyeti zanneder.

Hak yemekten çekinmez.

Doğruyu değil işine geleni savunur.

Ahlakı değil menfaati pusula edinir.

Çünkü onun için genel değerler, gerektiğinde değiştirilebilen renklerden ibarettir.

Bugün beyaz dediğine yarın siyah demesi bu yüzdendir.
Dün övdüğünü bugün yerin dibine sokması da...

Bukalemunların en büyük sorunu, çok sık renk değiştirmekten gerçek renklerini unutmalarıdır.
Bir süre sonra neye inandıklarını kendileri de bilmezler.
Onlar için hakikat değil, fayda önemlidir.
Karakter değil, konum önemlidir.
Onur değil, çıkar önemlidir.
Fakat tarihin değişmeyen bir kuralı vardır:
Tahtlar kalıcı değildir.
Saraylar kalıcı değildir.
İktidarlar kalıcı değildir.
Rüzgâr yön değiştirir.
Perde kapanır.
Ve gün gelir, herkes kendi rengiyle baş başa kalır.

İşte o zaman kralın yanında görünerek büyüdüğünü sanan bukalemun, aslında ne kadar küçüldüğünü fark eder.
Çünkü insanı yücelten şey güce yakınlığı değil, karakteridir.
Renk değiştirmek ise karakterin değil, korkunun ve çıkarın işaretidir.

Peki kral masum mudur?
Değil elbette.
Çünkü bir bukalemun ancak ona alan açan bir kral varsa büyüyebilir.
Sarayın koridorlarında fısıltılar dolaşır.
Herkes görür aslında.
"Bu adam sahtekârdır" der biri.
"Bu adamın sözüne güven olmaz" der diğeri.
"Her dönemin adamıdır, her kapının önünde eğilir" diye uyarır bir başkası.
Kimisi onun hak yiyişini anlatır.
Kimisi insanları birbirine düşürüşünü.
Kimisi yalanlarını, entrikalarını, çıkar hesaplarını sıralar.
Ama kral duymaz, görmez.
Daha doğrusu duymak istemez.
Görmek istemez.
Sanki gözlerine mil çekilmiş gibidir.
Herkesin apaçık gördüğünü görmekten kaçınır.
Herkesin fark ettiği oyunu fark etmemekte ısrar eder.
Çünkü bazen yöneticiler gerçeği bilmedikleri için değil, işlerine geldiği için görmezden gelirler.
Bukalemun da bunu bilir.
Bu yüzden kraldan daha kralcı olur.
Kralın ağzından çıkmayan sözleri söyler.
Kralın gölgesinde kendi iktidarını kurmaya çalışır.
Sarayın kapısında bekçi değildir artık; yavaş yavaş kendini sarayın ortağı, hatta sahibi sanmaya başlamıştır.

İşte tehlike de burada başlar.
Çünkü kralın göz ardı ettiği her yanlış, bukalemunun cesaretini biraz daha artırır.

Cezalandırılmayan her sahtekârlık yeni bir sahtekârlığın önünü açar.

Görmezden gelinen her haksızlık yeni haksızlıklar üretir.

Ve sonunda bukalemun yalnızca renk değiştiren biri olmaktan çıkmaz; kendisine emanet edilen gücü şahsi hesaplarına ve küçük çıkar oyunlarına alet etmeye başlar.

O noktadan sonra suç sadece onun değildir.
Onu koruyanın da sorumluluğu vardır.
Onu kollayanın da...
Onun önüne kırmızı halılar serenin de...
Çünkü kötülük bazen yapanın eliyle değil, görüp de susanın sessizliğiyle büyür.

Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Nice sahtekârlar kendi kabiliyetleri sayesinde değil, onları koruyanların zaafları sayesinde yükselmiştir.

Nice bukalemunlar kendi zekâlarıyla değil, kralların körlüğüyle güç kazanmıştır.

Belki de bu yüzden hikâyenin sonunda en büyük soru bukalemuna değil, krala sorulmalıdır:

Herkesin gördüğünü sen neden görmedin?
Herkes seni uyarırken neden sustun?
Yoksa sen de onun gerçek yüzünü biliyordun da işine geldiği için mi yanında tuttun?

İşte cevabı en ağır olan soru budur.

Çünkü bazen bir sarayı çürüten şey tek bir bukalemun değil, ona rağmen kapıları açık tutan kralın tercihidir.

"Zira bazı krallar kandırıldıkları için değil, işlerine gelen yalanlara inanmayı tercih ettikleri için kaybederler."