KÜRT AYDINLARA AÇIK ÇAĞRIMDIR
Bu çağrı bir öfkenin değil,
bir tanıklığın,
bir tecrübenin
ve en önemlisi bu topraklara duyulan sorumluluğun ürünüdür.
Bu satırlar masa başından değil,
Suriye’yi dördü resmi, yedi kez baştan başa gezmiş,
Halep’in sokaklarını, mahallelerini, insanlarını tanımış birinin vicdanıyla yazıyorum.
Evet, bu güne kadar Suriye’de Kürtler vatandaş değildi.
Evet, insan yerine bile konulmadılar.
Suriye’de bu uygulama bir haksızlıktı, bu bir zulümdü.
Ama hakikat tek cümleyle anlatılamaz.
Gerçeği parçalayarak anlatmak, adalet değil kaos üretir.
Halep’in demografik yapısını bilen biri olarak açıkça söylüyorum:
Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde yoğunluklu yaşayan Kürtlerle Halep halkı arasında toplumsal bir çatışma yoktur.
Sorun birlikte yaşam değildi.
Sorun, bu mahallelerin silahlı yapılar (SDG) tarafından fiili alan hâkimiyetine dönüştürülmesiyle başladı.
Dünyanın hangi devletine giderseniz gidin;
merkezi otorite, kendi topraklarında silahlı alternatif yapılar kurulmasına izin vermez.
Önce uyarır, uyarı dinlenmezse müdahale eder.
Bu bir tercih değil, devlet olmanın asgari refleksidir.
Türkiye’de hendek olaylarında yaşananlar hâlâ hafızalarımızda.
Hiçbir devlet kendi otoritesi dışında bir yapıya sessiz kalmaz.
Sessiz kalan devlet, devlet olmaktan çıkar.
Burada durup düşünmek zorundayız.
İnsanlık adına sokağa çıkacaksak,
vicdanımız seçici olmamalıdır.
1982’de Hama ve Humus kuşatılıp, en acımasız şekilde
on binlerce insan evinde camisinde tecavüz edilerek hunharca katledilirken,
hangi aydınlarımız altı çizilen hassasiyetlerle sokaktaydı?
O zaman neden susuldu?
Bugün neden bu kadar yüksek ses var?
Bu sorular cevaplanmadan yapılan her çağrı,
iyi niyetli bile olsa yangına benzin taşır.
Bir gerçeği daha yüksek sesle söylemek zorundayız:
SDG unsurları bugün ABD ve İtrail’in üniformalarıyla,
onların silahlarıyla, onların politik hedefleriyle hareket eden emperyalist bir aparata dönüşmüştür.
Soruyorum sizlere, aydınlara soruyorum:
ABD bayraklarıyla, Trump posterleriyle bu coğrafyada özgürlük mü inşa edilecek?
Türkiye Cumhuriyeti yıkılarak, yerine kurulan bir yapı Kürt halkını gerçekten özgür mü kılacak?
ABD, bu topraklara demokrasi getirmek için mi geliyor,
yoksa kalıcı bir kaos için mi?
Biraz tarih…
Biraz akıl…
Biraz soğukkanlılık…
Bu coğrafyada Türkler ırkçılık yapmadı.
Sadece Kürtlere değil; Ermenilere, Süryanilere, Yahudilere, kendinden olmayana bile hoşgörüyle yaklaştı.
Yüzyıllardır komşuyuz, akrabayız, iç içeyiz.
Adıyaman’da nüfusun önemli bir bölümü Kürt–Türk evliliklerinden oluşuyor.
Soruyorum:
Kimi kimden ayıracaksınız?
Bu ayrımı nasıl yapacaksınız?
Adıyaman nüfusu 640.000 en az 300 bini Kürt anne Türk babadan veya tersi durum. Benim annem Kürt, babam Türk. Damadımın biri Türk diğeri Kürt. Torunlarımı hangi ölçüyle ayırt edeceksiniz?
Bu mümkün değil.
Bu akıl dışıdır.
Bu, toplumsal intihardır.
Buradan açık ve net söylüyorum:
BÖLÜCÜLÜK, BU TOPRAKLARA YAPILACAK EN BÜYÜK İHANETTİR.
Bu ihanet sadece devlete değil,
bu coğrafyada yaşayan her insana yöneliktir.
Türkiye’de Hepimiz eşit vatandaşız.
Kimse diğerinden üstün ya da ayrıcalıklı değildir.
Eksiklerine rağmen bu ülke, bölgesinin en rahat ve en demokratik ülkelerinden biridir.
O hâlde çağrım şudur:
Aydınlar,
kalemi olanlar,
sözü dinlenenler…
Cadde ve sokaklara inerek ortamı germeyin.
“Masum protesto” adı altında kitleleri ateşe sürüklemeyin.
Çünkü kalabalıklar ısındığında, akıl geri çekilir.
Sivas–Kayseri maçında bile aynı ülkenin çocukları birbirini kırmadı mı?
Masum gibi görunen yürüyüşler çok çabuk provake edilecek durumlardır. Yürüyenlere atılacak bir yumruk, yumurta veya sözlü taciz taşkınlıklara neden olur ve parlayan kalabalıklar sonucu bellı olmayan yönlere evrılır.
Bizler 12 Eylulde yaşadıklarımızla bunları görduk.
Artık yara kaşımayı bırakın.
Kimlikleri değil, insanlığı büyütün.
Etnik hassasiyetleri değil, ortak geleceği konuşun.
Ve özellikle sesleniyorum:
Okumuş Kürt aydınları,
Bu dönemde daha fazla aklıselim göstermek zorundasınız.
Çünkü siz konuştuğunuzda,
sadece kendinizi değil,
bir halkın kaderini etkiliyorsunuz.
Bu coğrafyanın ihtiyacı:
Bölünme değil birlik,
kaos değil adalet,
öfke değil ortak akıldır.
Rahmetli Sırrı Süreyya Önder ile sıra sınıf arkadaşlığım vardır. Rahmetliyle biz bu konuları 40 yıl evvel konuşup tartışıyorduk. Bugün sağ olsaydı bu çağrıyı muhakkak beraber yapardık.
Türkiye’nin özerk yapılara bölünmesinin hiç kimseye bir ayrıcalık katacağı yoktur . Mevcut durumu daha kötüleştirmekten öteye gidemeyiz.
Biz Türkiye’de üretimi artırıp işçinin emeklinin daha rahat yaşaması için kaynak üretelim.
Üretimi markayı artıralım. İnsan haklarını geliştirelim.
Adaleti hukuku daha bağımsız ve güçlü hale getirmenin mücadelesini verelim.
Türkiye’nin en önemli sorunları bunlar esas sorunlarımızın dışına taşmayalım.
Fakirlik işsizlik Kürt’ünde Türk’ünde en önemli sorunu...