“LAF ALINIR LAF SATILIR.”

Erzurum’un kadim ilçelerinden Pasinler’de, 1990 yıllarda İbrahim Hakkı Camii külliyesinin o mütevazı dükkânlarının önünden geçerken gözüme bir tabela ilişti:

Abone Ol

Erzurum’un kadim ilçelerinden Pasinler’de, 1990 yıllarda İbrahim Hakkı Camii külliyesinin o mütevazı dükkânlarının önünden geçerken gözüme bir tabela ilişti:

LAF ALINIR LAF SATILIR.”

Önce duraksadım. Sonra içeri girdim.
İçeride ne raf var ne mal…

Sadece bir masa, iki sandalye ve bir de tanıdık bir yüz: Nafiz emi.

Selam verdim.

Selamımı aldı.

Biraz oturduk. Sessizlik konuşuyordu adeta.
Dayanamadım sordum:

“Nafiz Emi, burada ne satıyorsun? Tabela ciddi mi?”

Gülümsedi, o kendine has üslubuyla:

“Bire cahil… Selam verdin, ben aldım. İşte laf aldım, laf sattım.”

İşte o an, boş sandığım dükkânın aslında dolup taştığını fark ettim.

Biz artık lafın kıymetini unuttuk.

Sözün ağırlığını hafife aldık.

Her şeyi parayla ölçer olduk ama en büyük alışverişin insanlar arasında dönen sözler olduğunu gözden kaçırdık.

Oysa bir selam bile bir alışveriştir.

Bir “nasılsın” bir yatırımdır.

Bir “hakkını helal et” en büyük ödemedir.

Nafiz emi’nin dükkânı boş değildi…

Bizim kalplerimiz boşalmıştı.

Bugün sokaklarda geziyoruz; yüzler asık, bakışlar uzak.

Kimse kimseye selam vermiyor.

Verilse bile gönülden değil, alışkanlıktan.

Oysa eskiden bir selam, bir kapıyı açardı.

Bir söz, bir dostluk başlatırdı.

Şimdi ise kelimeler ucuzladı, anlamlar fakirleşti.

Belki de Nafiz emi haklıydı…

Belki de en büyük ticaret, lafın ticaretiydi.

Ama biz bu pazarı kapattık.

Yerine gürültüyü koyduk, samimiyeti kaldırdık.

Dükkândan çıktığımda kendi kendime şunu söyledim:

“Galiba Nafiz emiyi değil, kendimizi kaybettik.”

Çünkü artık kimse laf almıyor…

Kimse laf satmıyor…

Herkes konuşuyor ama kimse duymuyor.

Oysa hayat, iki insanın arasında gidip gelen bir cümleden ibarettir bazen.

Ve belki de bu dünyada en değerli şey hâlâ şudur:

Yerinde söylenmiş bir söz, zamanında verilmiş bir selamdır.