MAMAK'TAN HATIRALAR
KIÇ FALAKASI
O günlerde gazetenin birinde “duruşmada sanıklar cezaevindeki uygulamalardan şikayet ettiler” şeklinde bir haber okumuştum. Bunun manasının “yargılanma süresince sanıklar mahkemenin sorumluluğundadır” demek olduğunu öğrenince ben de mahkemeye cezaevindeki uygulamaları şikayet etmek istedim. Zaten daha önce buna benzer bir şikayeti Agah Oktay Güner hepimizin önünde yapmış, mahkemeye getirilip götürülürken hayvan gibi cemselere doldurulduğumuzu dile getirmişti.
O zamanlar bizim koğuştan gelen sanıkları salonun en arkasına atmışlardı. Bir kaç kere duruşmada el kaldırıp konuşmak için izin istedim ama ya hakimler görmediği için veya yanımdaki arkadaşlar “otur ya boş ver”, “bu kadar adamın içinde sana mı kaldı şikayet etmek”… gibi türlü laflar ederek engelledikleri için bir türlü kürsüye çıkamamıştı. İçim içimi yiyordu. Hele bir de benim işkence hakkında konuşacağımı öğrenen arkadaşların “Dur bir… Başkanlara soralım, izin alalım demeleri yok mu… daha o zaman ikrah etmiştim bu zihniyetten. Dayağı yiyen bendim ama benim bundan şikayetçi olma iznimi başkası verecekti… Pöh… Nitekim dinlememiştim kimseyi…
1981 yılı Eylül ayı başlarıydı. O gün beni yine Kafes’e almışlar ve canımı da iyice yakmışlardı. Bana kıç falakası çekmişlerdi. İtiraz etmiştim, "suçumu söyleyin ne yapmışım" diye soruyordum. Ne olduğunu bilen yoktu ama ısrarla “suçumu söyleyin” dediğim başçavuş “Sen kesin komutanlara karşı gelmişsindir” diyerek cezalandırılmamı emretmişti.
Suçumun ne olduğunu bilen yoktu dedim. Çünkü mahkeme salonunda güvenlikle görevli bütün subaylar bizi gözetliyor ve isimlerimizi not edip mahkemeden sonra cezaevi idaresine veriyorlardı. Onlar da daha içeri girerken isimlerimizi okuyup, bizi kafese ayırıyorlardı. Bundan sonrası ne çıkarsa bahtına yani emri veren subayın ve döven askerin vicdanına kalmış. Dayak yiyorduk.
Bu arada kıç falakası nedir onu da anlatayım. Basit ve yoğun olmak üzere iki çeşit uygulaması vardı bunun. Basit olanı, bir askerin önünde yere çömelirsin, asker yukarıdan kafana bastırır, yani kafanı bacaklarının arasına sıkıştırır. Arkanda duran iki üç asker de coplarla kıçına baldırlarına var güçleri ile vururlar. Bunun basitliği, canınız yanınca sizi tutan askeri devirmeniz söz konusu olduğu için kısa sürmesindendir.
Diğeri ise yoğundur. Önce size “yüzüstü yat” derler yatmazsan zorla yatırırlar. Bu arada biri boynunuza diğeri sırtınıza iki asker oturur. Arkadaki üç, dört asker ellerindeki copla belden aşağınıza rast gele vurmaya başlarlar. Güçlüysen ve fazla debeleniyorsan bu defa bir asker de ayakların üstüne oturur. Böylece ters dönme, sürünme, tekme atma, kaçma, kurtulma şansı sıfırlanır. Artık, subay veya çavuş “Bırak” diyene kadar hiç durmadan coplar iner kalkar.