MESİH VE MEHDİ MESELESİ !.. (3)

Abone Ol

Bundan önceki iki yazımızda “Mesih ve Mehdi” konusunun Evangelist Hırıstiyanlar, Fars Şia’sı ve Yahudilerce “imani ve siyasi”, asla vazgeçilmez bir husus olduğunu anlatmaya çalışmıştık.
Geçtiğimiz hafta içinde İdlib’te olan gelişmeler ve Türkiye’nin aynı anda ABD, RUSYA, İRAN, SURİYE ve AB ile savaş mı ediyoruz ?.., neler oluyor?.., bu gidiş nereyedir?... tartışmaları ile “mehdi ve mesih” konuları, Tv programlarının baş köşesine oturdu.
Herkes, gelişen olaylara bir anlam vermeye ve siyasi yorumlar yapmaya çalışıyor.
Aslında tartışmalara bakınca herkes konuyu tutuğu yere göre “fil’i” tarifle meşgul.
Bölgemizde ki gelişmelere dünya ölçeğinde stratejik bir yaklaşımla bakmaktan henüz uzağız.

“Kıyamet savaşı” tanımını kullananların literatüründe kavram ve tanımlar henüz yerli yerinde tartışılmıyor ve açıklanmıyor.
“Mesih ve Mehdi” konusunun ve kavramlarının Evangelist, Fars Şiası ve Yahudilikte ne anlam ifade ettiğini geçen yazılarımızda özetle ve örneklerle vermeye çalışmıştık.

Bu yazımızda da Evangelistler, Fars Şiası ve Yahudilerce “kafir” ve “deccalın” tarafı olarak gösterilen, diğer taraftan, yani “bizim de (!)” içinde tanımlandığımız tarafta konu ne durumda, anlam ve kabuller neler onlara bakacağı.

İlk önce yine şahidi olduğum kısa bir yaşanmış hatıradan örnek vermek istiyorum.
Mamak cezaevinde zulmün zirvede olduğu günlerde arkadaşlarımız arasında hızla “mehdi” gelecek konusu yayılmaya başladı.1980 öncesi gündemimizde hiç olmamış ve tanımlanmamış, üzerinde tartışılmamış yeni bir olayla karşı karşıya idik.Konu dini kitap ve bilgilerle cezaevinde daha yoğun ilgilenen bir kısım arkadaşlarımız arasında daha güncel ve yaygındı. Cezaevi öncesinde 1978 yılı ile 1980 yılları arasında “Tarikatlar” ile tanışmış arkadaşlarımız arasında ise konu çok daha günceldi.
“Mehdi’nin” geleceği ve dünya müslümanlarının uğradığı zulümlerin biteceği ve elbette cezaevlerinde ki müslümanlarında bu arada bizlerinde özgürlüğüne kavuşacağına kesin olarak inanan arkadaşlarımız oldu.

Cezaevinde kaldığımız sürede “Mehdi” gelmedi ama bu konu artık kafamızın bir köşesine yazılmıştı.
Sonraki yıllar bu konu üzerine fırsat buldukça ve sebebler ortaya çıktıkça eğilmeye ve araştırmaya çalıştım.İşte şimdi sizlerle, benim bugüne kadar konu üzerine öğrendiklerimi, tespitlerimi ve düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

İlk öğrendiğim ve tespitim şudur ki Mehdi’nin geleceğine inanmak “Maturidi-Hanefi” çizgisinde olan müminler için imani ve itikadi bir dini emir değildir.
Mehdi’nin tanım ve sıfatlarında, fiziki olarak geleceğinin gerçekliği “sünni” saflarda tartışmalı ve ittifak edilmemiş bir konudur.

Mehdi’nin geleceği ve özellikleri üzerine yazılan iki önemli derleme Memlüklüler zamanında Mısırda yazılmış iki küçük risale günümüze kadar gelmiş ve elimizdedir.Bu iki eserin el yazması nüshaları Süleymaniye kütüphanesinde mevcuttur.
Birinin derleyeni Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi) dir. (milâdi 1498-1566) (Hicri 889-974) yılarında yaşamıştır.Hazırladığı derlemenin ismi “El Kablu’l Muhtasar fi Alametil Mehdiyy-il Muntazar” dır.( Beklenen Mehdinin alametleri).
İkinci derleyenin ismi Ali bin Hüsamettin el Muttaki ( Hindî) dir.( miladi 1480-1567).
Bu kişi de Celalettin es-Süyûti’nin “Kitab-ül Ar’il Ahbar’il Mehdi ve Cem’ül Cevami isimli risaleleri ve
Ikdıddurer fi Ahbar-il Mehdiyyil muntazar”adındaki diğer bir eserden derleme yapmıştır.

Adı geçen bu eserlerden önce yazılmış, elimizde konuyu tek başlık altında ele alan ve yazan bir kitap yoktur.
Yani Mehdi konusunu tek başına “hadis” derlemeleri ve rivayetler ile topluca ele alan başka bir yazılı metin bugün için bilinmemektedir.Güvenirliliği husunda çoğunlukla ittifak edilen, Kütübü Sitte diye isimlendirilen altı hadis külliyatından bu iki derleme esere alınmış az sayıda hadislerde mevcuttur.
Bu kitaplarda da ravilerin nakillerinde özü itibarı ile olmasada farklı sözlerle ifadeler bulunmaktadır.

Görüldüğü gibi bu derlemelerde Peygamberimizin vefatından yaklaşık 850 sene sonra kaleme alınmıştır.Ve her iki eserde de hadis kökenli ittifak edilen bilgilerden daha zayıf görülen sahabeden çok tabiin ve tebe-i tabiinden rivayetler yer almaktadır.
Bu iki el yazması kaynakları derleme olarak nitelememin sebebi, yazan müelliflerin sadece ravileri ile bazı hadisleri ve tabiin ile Tebe-i tâbiin kaynaklı kendilerinden önce yazılmış rivayetleri toplayıp yazmakla yetinmişler.Hiçbir yorum, değerlendirme ve karşılaştırma ile çelişki ve tenakuzları düzeltme yada tevil yoluna girmemişlerdir.Hüküm vermemiş kanaat ileri sürmemişlerdir.Takdiri okuyucunun akılına ve ilmine bırakmışlardır.
Yaptıkları derlemelerde sadece kendi zamanlarına ulaşan hadis ve rivayetlerde konunun geçtiği kısımları ile bir arada toplamak ve yazmakla yetinmişlerdir.
Anlaşılacağı üzere “Mehdi” konusu o yıllarda da yönetimin başını epey ağrıtmıştır.Kendisinin “mehdi” olduğunu ilan ederek ardına topladığı insanlarla isyan eden gruplar toplum güvenliği açısından ve “itikat” konusunda sosyal, siyasal sıkıntılara sebeb olmuşlardır.
İşte bu derlemeler, konuyu eldeki dağınık ve farklı olsa da yer, zaman, olaylar ve beklenen kişiler açısından belli bilgileri vererek, “mehdi” iddası ile çıkan kişi ve grupların bu bilgilere uygun olup olmadığının görülmesi için, yanlışa düşülmemesi amacına yönelik yazılmıştır.

Bu iki müellifte ilim sahibi ve ehli sünnet alimlerince kabul ve takdir görmüş güvenilir kimliklere sahiptir.

Müellifler ile ilgili “İslam ansiklopedisinde” tafsilatlı bilgiler mevcuttur.

İlginç olan şudur.Kendi zamanlarına ulaşan “mehdi” ile ilgili hadis ve rivayetlerin bazı ravilerini yazarken aynı bilginin yer, zaman, ilgili ve adı geçen kişiler arasındaki farklılıkları ve anlamsız çelişkileri hiç irdelemeden, ayıklamadan olduğu gibi kaleme almalarıdır.
Bir örnek verelim.
Mesela “Mehdinin” ortaya çıkacağı ayın Ramazan ayı olacağı ve o ayın ilk günü Ay tutulmasının onbeşinde de güneş tutulmasının olacağını yazdığı sayfanın bir başka yerinde, ravisi değişik olarak o ayda, iki ay tutulmasının olacağını bir başka sayfada da, ortasında ay tutulmasının sonunda güneş tutulmasının olacağını yazan bilgilere yer vermişlerdir.
Bu örneğe benzer bir çok ifade vardır.

Bu yayınlarda ortak olan ve ittifak edilen özet bilgiler şunlardır.

-Kıyametten önce müslümanlar arasında büyük bir fitne olacak ve bu fitneyi sonlandıracak bir “mehdi” ( hidayete erdiren kurtarıcı) gelecektir.
-Bu kişi “ehl-i beyt” soyundan olacaktır.
-Mekke’de “hac” zamanı çıkacaktır.
-Kırk yaşında olacaktır.
-Çıktığı güne, son biat anına kadar kendisi de “Mehdi” olduğunu asla bilmeyecektir.İşaretleri onda gören müslümanların sen “mehdisin” demesine iki kez itiraz edecek üçüncüsünde kendisinin “mehdi” olduğunu kabul edecektir.Ve bu olay yani ilk çıkışı Kâbe’de olacaktır.
-Şam’da hüküm sürecektir.
-İran’dan çıkacak büyük fitnenin başı “Süfyanla” savaşıp onu öldürecektir.
-Süfyanı öldürdükten sonra İstanbulun “sarı saçlılardan oluşan “Rum ordusu tarafından”( Hıristiyan ) işgal edildiğini duyacak ve İstanbul’un ikinci fethini gerçekleştirecektir.
-Ordusunun çoğunluğu, Kafkasyadan ve Horasan’dan gelen bayrakları “siyah” olan askerlerden olacaktır.
-Hz. İsanın nüzulü onun zamanında olacak ve kıyametten hemen önce çıkacak olan “Deccalı” birlikte öldüreceklerdir.
-Kudüsü birlikte fethedecekler ve Hz.İsa, Mehdinin imamlığında onun arkasında Cuma namazını birlikte kılacaklardır.
-Hindistanı ve Çini fethedecektir.
-Onun zamanında dünyanın tek hakimi “mehdi” olacaktır.
-Kendisinin gelmesinden önce Medine, Süfyanın ordusu tarafından yakılıp yıkılacak, aynı ordu Mekke’yi de yıkmak üzere yolda giderken tüm mevcudu ve atları ile kuma gömüleceklerdir.
-Çıkışı öncesinde Fıratın yatağından altından bir dağ çıkacaktır. Bunun için çıkacak savaşlarda on kişiden dokuzu ölecektir.

Her iki derlemede ufak ifade farklılıkları ile ve ravileri farklı olmak üzere mükerrer olarak bu bilgiler verilmiştir.

Savaşlarda sadece kılıç ve atlardan bahsedilmekte, hiçbir teknolojik silah ve araç benzetme ile de olsun ifade edilmemektedir.
İsrail yada Yahudilerden bu iki derlemede de hiçbir bahis ve not yoktur. Sanki onlar çok önceden bu coğrafyada yok olmuşlardır.
Mehdinin Çin, Hindistan ve İstanbulu yeniden fethinden bahseden savaşlarda Hava ve Deniz savaşları notu yada bilgisi ve işareti yoktur.
Amerikayı işaret eden direk bir bilgi yok. Sadece müslümanların savaş edeceği ordular için Rum ifadesi yani “hırıstiyanlar” geçmektedir.

Bu derlemelere bakıldığında sanki Dünyada Mehdinin gelişi öncesi büyük teknolojik ve nükleer savaşlar olmuş. İnsanlık hem nüfus olarak azalmış, hemde bin yıl önceki hallerine dönerek tüm teknolojik imkan, kabiliyet ve kazanımlarını kaybetmiş gibi bir resim insanın zihininde canlanmaktadır.

Gelecek yazımıza kadar siz günümüzde, mehdiliğini(!) ilan eden ve buna inananların yukarıdaki kaynaklara göre vaziyetini bir düşünün derim.
Çünkü test edeceğiniz farklı, başka kaynaklar yok.
Google Hazretlerine (!) girdiğinizde 2,5 milyonun üzerinde bilgiye 2-3 saniyede ulaşıldığını (Türkçe) göreceksiniz.
Hepsinin de tek kaynağı ve alıntı yaptıkları en eski kitaplarda, yukarıda bahsettiğim el yazması tek nüsha Süleymaniye’de olan risalelerdir . Şıh’larının, Şeyhlerinin söyledikleri hariç !..

Allaha Emanet olun.

Hakkı Şafak Ses