MUHSİN YAZICIOĞLU ÖRNEK BİR ŞAHSİYETTİ
Bazı ölümler vardır ki, sadece bir insanın hayatını sonlandırmaz…
Bir milletin hafızasında derin bir iz, kapanmayan bir yara bırakır.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatı işte böyle bir hadisedir.
Kahramanmaraş Keş Dağı’nda yaşanan ve “kaza” olarak kayıtlara geçen o olay, kamuoyunun vicdanında hiçbir zaman sıradan bir kaza olarak yer bulmadı. Aradan geçen yıllara rağmen, o gün yaşananlara dair soru işaretleri hâlâ zihinlerde canlılığını koruyor.
Toplumun geniş kesimlerinde, olayın tüm yönleriyle aydınlatılmadığına dair güçlü bir kanaat var. Yardım ekiplerinin geciktiği, kritik saatlerin heba edildiği ve bazı gerçeklerin üzerinin örtüldüğü yönündeki şüpheler hiçbir zaman tam anlamıyla giderilemedi.
Adaletin geciktiği yerde, şüphe büyür.
Şüphe büyüdükçe, vicdan susmaz.
BİR NESLİN LİDERİ
Ben Muhsin Yazıcıoğlu’nu 1979 yılının Aralık ayında, MHP Genel Merkezi’nin bulunduğu Bahçelievler’de tanıdım. Rahmetliyle kısa surede dost arkadaş olduk. Zaman zaman tasavufi meselelerde benım okumuş olduğumu bildiği için benden tarıkatlarle meşrepler ve tasavufi bilgiler alır dinlerdi. Çok menkıbe kendisine anlattım.
Bahçelievler’de zaman zaman 3. Ve 8. Caddede evlerde kalıyorduk O dönemde Mahir Damatlar, Mehmet Güçlü, Cabbar başkan, Yaşar Yıldırım , Hasan Çaglayan, İsmail Saka, Erdem Şenocak, Ahmet Yıldız, Zekı Okunakul , Hasan Basri Coşkun, lokman Abbasoğlu, Yılma Durak gibi isimler camianın yükünü alıyordu.
Muhsin Yazıcıoğlu bizim kuşak için sadece bir isim değil; bir duruşun, bir cesaretin ve bir adanmışlığın simgesiydi.
Zor zamanlardı… Aranan, takip edilen, hayatın her anında risk taşıyan bir dönemin içindeydik. O süreçte, bir yıl boyunca bana sahip çıkan, koruyan isimlerden biri Mahir Damatlar ve Muhsin Yazıcıoğlu’ydu.
Aramızda birkaç yaş fark olmasına rağmen, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yapmış olması ve liderlik vasfı nedeniyle ona her zaman ayrı bir saygı duydum. Ankara’da bulunduğum dönemlerde sık sık bir araya gelir, aynı ortamları paylaşırdık.
O sadece konuşan değil; yaşayan bir liderdi.
12 EYLÜL OKUMUŞ GENÇLİĞİ SİNDİRDİ
12 Eylül süreci, sadece siyasi dengeleri değil; bir neslin kaderini değiştirdi.
Sağdan ve soldan binlerce genç, işkencelerden, sürgünlerden ve ağır bedellerden geçti.
Bir gecede akan kanın kesilmesi, aynı kadroların iki gün içinde “düzeni sağlaması” ise hafızalara kazınan en çarpıcı gerçeklerden biri olarak kaldı.
Bu süreçten sonra Türkiye’de sadece siyaset değil, toplum mühendisliği de yeniden şekillendirildi. Sorgulayan, okuyan, itiraz eden bir neslin yerine; daha edilgen bir toplum yapısının inşa edilmek istendiği bir dönem başladı.
MHP’DEN AYRILIŞ VE BBP
12 Eylül sonrası süreçte MHP içinde derinde var olan fikir ayrılıkları daha görünür hale geldi. Türkçü ve İslamcı fikirler arasındaki farklılıklar, zamanla ayrışmaya dönüştü.
Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları bana göre MHP’den ayrılmadılar, MHP lideri Alpaslan Türkeş askeri dehası ve strateji ustalığıyla çekiç güç vs NATO taleplerine TBMM’de itiraz eden kesime kapı aralayarak partiden ayrılmalarının yolunu açtı.
BBP’den ayrılanlar tasfiye edildiklerini içlerine sindiremedi, onurlu bir şekilde ayrılıp yeni parti kurduklarına kendilerini inandırdılar. BBP’liler kendi aralarında istişare toplantısı yaptı, bu toplantıda partide kalmalıyız diyenlerin sesi cılız kaldı. Ardından Büyük Birlik Partisi kuruldu. Ancak siyaset sosyolojisi her zaman adil işlemez. Var olan büyük bir hareketten koparak yeni bir siyasi yapı inşa etmek kolay değildir. BBP’de görüldüğü üzere arzu edilen başarıyı yakalayamadı.
Oysa o kadro, farklı bir alanda—bir vakıf, bir insani yardım kuruluşu ya da bir organizasyon hatta bir kargo şirketi kurmuş olsalardı bugün belki de dünyanın en güçlü markasını firmasını, şirketlerinden birini ortaya çıkarabilirlerdi.
ŞÜPHELERİN HAKLI GEREKÇELERİ VAR
Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatı üzerinden yıllar geçti.
Ama bazı sorular hâlâ cevap bulmadı.
Olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, sadece bir kişinin değil; bir milletin vicdanının rahatlaması için gereklidir.
Gerçek, er ya da geç ortaya çıkar.
Tarih, üzeri örtülen hiçbir dosyayı sonsuza kadar saklayamaz.
MUHSİN YAZICIOĞLU GERÇEK BİR DOSTTU
Bugün, Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehadet yıl dönümü…
Ve benim de bu gün doğum günüm…
Hayatın bu çarpıcı tesadüfü, içimde tarif edemediğim bir duygu bırakıyor.
Ne tam gülebiliyorum ne de tam ağlayabiliyorum…
Çünkü bazı insanlar vardır;
Gidişleri sadece bir kayıp değil, bir eksikliktir.
Muhsin Yazıcıoğlu;
Bir dosttu,
Bir ağabeydi,
Ve her şeyden önce “adam gibi adamdı.”
Biz ona doyamadık.
Ama o, ardında silinmeyecek bir iz bıraktı.
Mekânı cennet olsun.