OKULLARDA GÜVENLİK ZAFİYETİ: GÖRMEZDEN GELİNEN TEHLİKE, KAYBEDİLEN CANLAR
Yıllardır aynı gerçeği ısrarla dile getiriyorum: Okullarımızda ciddi bir güvenlik zafiyeti var. Ve ne yazık ki bu uyarılar çoğu zaman duyulmadı, duyulmak istenmedi.
Defalarca yazdım, söyledim, çağrıda bulundum…
“Her okula bir polis ekibi tahsis edilmeli, öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin güvenliği devlet güvencesi altına alınmalıdır” dedim. Bu, bir gazetecinin temennisi değil; sahadan gelen, vatandaşın bizzat dile getirdiği bir talepti. Ancak bu çağrılar karşılık bulmadı.
Bugün yaşadığımız acı olaylar ise bize şunu açıkça gösteriyor:
Bu mesele bugünün değil, yılların ihmalidir.
Şanlıurfa başta olmak üzere birçok il ve ilçede okullarda yaşanan asayiş olayları artık velileri tedirginliğin ötesine taşımış durumda. Öyle ki bazı aileler çocuklarını eğitim yuvası olan okullara göndermekte tereddüt ediyor. Bu, bir toplum için alarm zillerinin en yüksek perdeden çaldığı noktadır.
Daha vahimi ise şu:
Okul önlerinde uyuşturucu maddelerin rahatça dolaştığına dair iddialar, artık kulaktan kulağa yayılan söylentiler değil; velilerin doğrudan gözlemlediği bir gerçekliktir.
Vatandaş soruyor:
“Bizim gördüğümüzü emniyet nasıl görmez? Okul yönetimleri neden müdahale edemez?”
Bu sorular cevapsız kaldıkça, güven duygusu da her geçen gün biraz daha aşınıyor.
Buradan açıkça ifade ediyorum:
Okullar sadece eğitim verilen mekânlar değildir; aynı zamanda devletin en temel güvenlik sorumluluğunun hissedilmesi gereken yerlerdir.
Bu noktada atılması gereken adımlar nettir:
Öncelikle, okul çevreleri ve girişleri aktif polis denetimi altına alınmalıdır. Bu görev, geçici güvenlik görevlileriyle ya da sembolik önlemlerle geçiştirilemez.
Okul girişlerine X-ray cihazları yerleştirilmeli, giriş-çıkışlar kontrol altına alınmalıdır.
Okul bahçeleri ve çevresi 360 derece kamera sistemiyle izlenmeli, elde edilen veriler anlık olarak emniyet birimleriyle paylaşılmalıdır.
Ders saatleri içerisinde okul alanına öğrenci ve veliler dışında kimsenin girmesine izin verilmemelidir.
Milli Eğitim Bakanlığı ise okul yönetimlerini daha etkin hale getirmeli; devamsızlık, geç kalma ve erken çıkış gibi durumlarda velilerle anlık iletişim kurulmasını zorunlu hale getirmelidir.
Ancak tüm sorumluluğu devlete yüklemek de eksik bir yaklaşım olur.
En büyük görev ailelere düşmektedir.
Çocuklarımızı “saldım çayıra Mevlam kayıra” anlayışıyla değil; bilinçli, takip eden ve sorumluluk alan bir ebeveyn yaklaşımıyla yetiştirmek zorundayız.
Disiplin meselesi ise yeniden ele alınmalıdır.
Okullarda yıllar önce var olan saygı, otorite ve düzen ortamı yeniden tesis edilmelidir. Öğrenci öğretmenine saygı duymalıdır. Bu, korku değil; otoriteye dayalı bir eğitim düzeninin gereğidir.
Bugün yaşanan acı hadiseler bize bir kez daha şunu hatırlattı:
İhmal edilen her güvenlik açığı, yarın bir can kaybı olarak karşımıza çıkabilir.
Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşanan elim olaylarda hayatını kaybeden kıymetli öğretmenlerimize ve masum öğrencilerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
Artık geç kalma lüksümüz yok.
Çünkü mesele sadece okul güvenliği değil…
Mesele, bir milletin geleceğini koruyup koruyamayacağı meselesidir.