Öne Çıkanlar konya yenigün gazetesi sahibi mustafa aslan besni adalet bakanı abdulhamıt gul ABDULKADİR KONUKOĞLU: YAŞAMINIZ BOYUNCA YANINIZDAYIZ Başkan Dağtekin: Ayasofyanın prangalarını kırdık gaziantep

Soner Yalçın Abuzer Gaffari’yi yazdı

Milyonlarca kişinin gazeteden ve sosyal Medya’dan okudukları makalede Abuzer Gaffari hazretlerinin hayatı ayrıntılı anlatılırken türbesininse Adıyaman’da bakımsız olduğunun altını çizdi.

Bu makale ile türbenin ziyaretçisi sayısının artacağı bekleniyor. İşte o makaleden bazı kesitler….

KÖLELERİN SESİ

Ebu Zerr İslamiyet'in ilk savaşlarında bulundu. Onun için…
Hz. Osman'ın iktidarına kadar hiçbir sorun yoktu.
Ebu Zerr zamanla, Hz. Osman'ın icraatlarından rahatsızlık duymaya başladı ve bunu yüksek sesle dile getirdi. Zenginlikleri biriktirenlere cehennem ateşini vaat eden Kuran'dan ayetler okudu.
Şöyle diyordu:
“Ne zaman yoksulluk bir kapıdan girerse, din başka bir kapıdan çıkıp gider.”
Ebu Zerr, gittikçe yoksullaşan halkın ve adaletin sesi oldu. İlk sahabeler den olduğu için halk tarafından çok saygı görüyordu.
Hz. Osman, Ebu Zerr'e ilk zamanlarda tepki vermese de kuzeni “Devlet Katibi” Mervan, bu durumdan şikayetçiydi. Ganimetten ve devlet hazinesinden aldığı ödenekleri herkese ifşa eden bu yaşlı adamdan nefret etti!
Ebu Zerr inatla soruyordu:
– “Neden halife Osman ipek giyiyor?”
– “Neden Dar'ül Hilafe'de en leziz yemeklerle donatılmış sofralar kuruluyor?”
– “Neden hilafet şurasında yer alan Zübeyr'in her gün çalışarak kazandıklarını ona getiren tam bin kölesi var?”
Ebu Zerr, Hz. Muhammet'in yaşamından örnekler veriyordu:
“Aylar geçiyordu ki, Peygamber'in evinde yemek ateşi yanmıyordu. Peygamber'in evinde yemek çoğunlukla su ve hurmaydı. O, kendini açlıkta imtihan ediyordu ve çoğunlukla açlığa dayanmak için karnına taş bağlıyordu. Giyimi, yiyeceği ve mütevazi evi ile biz Suffa ehline teselli veriyordu. Yersizdik, çoğu zaman açtık, içimizden bir grup her gece onunla yemek yerdi, ne zaman evinde yemek pişirilse, bizi misafir ederdi. Bu arpa unu ve hurmayla yapılan bir yemekti…”

SON TARTIŞMA

Bardağı taşıran son olay şöyle oldu…
Adı, Ka'bu'l Ahbar idi.
Yemen Yahudilerindendi. Sonradan Müslüman olmuştu; babası Yahudi din alimiydi.
Ahbar, Hz. Osman'ın danışmanlarındandı.
Ebu Zerr gibi devlet hazinesini kullanma şeklini eleştirenlere karşı Hz. Osman'ın en ateşli savunucusuydu.
Bir gün…
Hz. Osman, Ahbar'a sordu: “Bir insanın malının zekatını verdikten sonra onda bir kimsenin hakkı kalır mı?”
Ahbar, “Hayır, bir kimse zekatını verdikten sonra dilerse bir kerpiç altından, bir kerpiç gümüşten bile ev yapabilir” diye cevap verdi.
Bunun üzerine Ebu Zerr hiddetle Bakara suresinden (2/177) ayet okudu:
“Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz hayırda iyilik değildir… Sevdiği malını, Allah'ı hoşnut etmek için; yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalan gariplere, isteyenlere ve boyunduruk altında bulunup hürriyetine kavuşmak isteyen köle ve esirlere veren (dir)…”
Ve ekledi:
“Görmez misin yalancı Ahbar! Benim dinimi sen mi öğreteceksin bana? Allah'ın, mal biriktirmeyi yasakladığını ve hayır yolunda bulunmayı emrettiğini görmüyor musun?”
Bu son tartışma oldu…
Ebu Zerr Şam'a sürgüne yollandı. Fakat…
Ebu Zerr'in bu ilk sürgünü olmayacaktı…

“SARAYI KENDİ PARANLA YAPIYORSAN İSRAFTIR; HALKIN PARASIYLA YAPIYORSAN İHANETTİR”

Adı, Muaviye bin Ebu Süfyan idi…
“Kılıç artığı” Ebu Süfyan'ın oğluydu.
Halife Hz. Osman'ın yeğeniydi.
Şam valisiydi. Hz. Osman tarafından Hama, Humus gibi yerlerin verilmesiyle neredeyse tüm Suriye topraklarına hükmetmeye başladı.
Keza…
İlk İslam donanmasını kurdu.
Örneğin… Kıbrıs'ı fethetti ve adayı yıllık 7 bin 200 altınvergiye bağladı.
Bu zenginliğini gösterişe dönüştürmek istedi. Ve…
Görkemli bir saray yaptırmaya başladı.
Adı, “Qasru'l-Beyza” idi…
Yani, Ak Saray…
İslam tarihinde bir ilk olacaktı…
Mimarisinde Roma-Bizans ve Fars-Sasani etkisinin görüldüğü bu gösterişli sarayın çevresi surlarla çevriliydi.İçinde taht odası, hamamlar, kabul salonları vardı.
Duvar yüzeylerinde hiçbir yerde boşluk yoktu; her biri özenle bir nakış gibi işleniyordu.
Sarayın inşaatıyla birlikte itirazlar da yükseldi.
Muhaliflerin başını sürgünde bulunan Ebu Zerr çekiyordu. Muaviye'nin şaşalı yaşantısından ve Roma özentisinden rahatsızdı.
Muaviye ise sarayını öylesine önemsiyordu ki, neredeyse tüm vaktini sarayın yapımını izleyerek, Bizanslı ve Farsi mimarlardan bilgi alarak geçiriyordu. Sarayı saltanatının nişanesi gibi görüyordu. Hiçbir gecikme ve aksilik istemiyordu. Hiçbir masraftan kaçınılmıyordu.
Ebu Zerr ise her yerde haykırmaktan vazgeçmedi; yolda, mescitte ve bizzat Muaviye'nin karşısında…
“Ey Muaviye, eğer bu sarayı kendi paranla yapıyorsan, israftır; yok eğer halkın parasıyla yapıyorsan bu ihanettir” dedi.
Hatta rivayetlere göre, öfkesini kontrol edemeyip sarayı taşladığı oluyordu.
Önce… Muaviye duymazdan-görmezden gelmeye çalıştı. Çünkü, Ebu Zerr'in etrafında oluşmaya başlayan kalabalıklardan endişelendi.
Ebu Zerr ile arasını düzeltmek için rüşvet vermeyi denedi. Bir köle ile bir altın kese gönderdi. Köle, Ebu Zerr'e yalvardı: “Ben bile köleyim; beni kabul etmezseniz canımdan olabilirim.”
Ebu Zerr'in cevabı net oldu:
“Eğer bunu kabul edersem o zaman ben bir köle olurum.”
Muaviye vazgeçmedi; Ebu Zerr'i evine davet edip tehdit etti:
“Eğer Halife Osman'ın izni olmadan bir peygamber sahabesini öldürecek olsaydım, bu sen olurdun! Yoksul tabakayla aramı açıyorsun; onları bize karşı ayaklandırıyorsun; seni öldürmek için izin almalıyım!”
Ebu Zerr rahattı: “Eğer Allahın resulünün sünnetine uygun davranırsan seninle bir sorunum olmaz.” Sonunda…
Muaviye Hz. Osman'a bir mektup yazarak Ebu Zerr'in Şam'dan sürülmesini istedi.
Böylece…
Ebu Zerr tekrar sürgün edildi ve Medine'ye döndü.
Ancak burada da…
Ebu Zerr yanlış bulduğu her şeyi korkusuzca haykırmaya devam etti.
Hele…
Hz. Osman'ın amcaoğulları Mervan, Haris ve Zeyd bin Sabit'e devlet hazinesinden yeni bir kredi açtığını öğrenince isyan etti.
“Stokçuları, biriktirenleri azapla müjdele… Altın ve gümüşü biriktirip Hak yolunda harcamayanları elim bir azap ile müjdele…” gibi ayetleri okuması başta Hz. Osman ve diğer kademedeki yöneticileri kızdırdı.
Ebu Zerr yine uyarıldı.
Yine yeni bir sürgün ile tehdit edildi.
Cevabı şu oldu: “Osman bana Allah'ın ayetlerini okumamı mı yasaklıyor? Allah'ın emrini terk edenleri ayıplamayayım mı? Yemin olsun ki kılıcı boynuma dayasalar doğru bildiğimden şaşmam, hakikati haykırmaktan asla geri durmam.”
Ve…
Üçüncü kez sürgün edildi…
Medine yakınlarındaki Rebeze Çölü'ne sürüldü.
Eyersiz bir deve üzerinde, sadece tek kızı refakatinde sürgüne gönderildi.
Yoksulların temsilcisi Hz. Ali bu sürgün kararına karşı çıktı; hatta şehrin dışına kadar oğulları Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan ile birlikte Ebu Zerr'e eşlik etti. “Ey Ebu Zerr, sen Allah için öfkelendin, bu yüzden onun lütfunu umansın. İktidar sahipleri, dünyaları için senden korktu; sense dininden dolayı onlardan korktun” diyerek uğurladı.
Hz. Osman, Ebu Zerr'in başına Mervan ve askerlerini koydu. Bunlar…
Doksanlı yaşlarına gelmiş Ebu Zerr'in yolculuğun daha da zor geçmesi için ellerinden geleni yaptı. Ve…
İddiaya göre Ebu Zerr, askerler tarafından yolda dövülerek öldürüldü. Yıl, 652 idi.
Adıyaman/Kahta Ziyaret Köyü'nde Ebu Zerr'e ait olduğu iddia edilen; ve Sultan 4. Murat tarafından Bağdat seferi dönüşünde inşa ettirilen türbe bulunmaktadır.
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 2012 tarihinde ihale ettiği restorasyon hâlâ bitirilemedi!
O dönemde kimileri saray yaptırmakla meşguldü…

Yazan:Soner Yalçın

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner28

“”