PAPANIN İZNİK ZİYARETİNİN HATIRLATTIĞI

Haçlı ruhunu yeniden canlandırıp yaşatmak için Hollanda’dan 8 genç tarihi Haçlı kıyafetleri giyerek ön yüzünde büyük haç işareti olan kalkanlarını ellerine alır ve atlarına binerek yola çıkarlar.

Abone Ol

PAPANIN İZNİK ZİYARETİNİN HATIRLATTIĞI

ÜLKÜCÜ DURUŞUN TARİHİNDEN BİR YAPRAK !

6 Ağustos 1975 tarihinde Haçlı seferlerinin 880. yıl dönümünü kutlamak ve tarihi Haçlı ruhunu yeniden canlandırıp yaşatmak için Hollanda’dan 8 genç tarihi Haçlı kıyafetleri giyerek ön yüzünde büyük haç işareti olan kalkanlarını ellerine alır ve atlarına binerek yola çıkarlar.

Önce Vatikan’a uğrayacaklar ve takdis edilerek Haçlı savaşlarının dini ritüelini yerine getireceklerdir.

İlk Haçlı seferinde olduğu gibi Vatikan’da dualar edilecek ve “cennetlik “ olduklarını gösteren papalık imzalı belgelerini alarak yola devam edeceklerdir.

Atları ve özel kıyafetleri ile izleyecekleri yolu aynen tarihteki ilk haçlı seferinde oldukları gibi ilan ederler.

Hedef Kudüs’ün alınmasıdır.

İzlemeleri gereken yol elbette tarihte olduğu gibi ANADOLU’DAN geçecektir.

İstanbul, İznik, Kapadokya, Tarsus, Hatay ve Kudüs.

Bu olaya Katolik dünyası Haçlı seferlerinin temsilinden daha önemli bir anlam yükleyerek önce “Batı” basınında sonra da Türk gazetelerinde haber olarak duyurulur.

Her zaman olduğu gibi maalesef Batı özentisi ve hayranı Türk basını bu olayı tarihi bir gösteri olarak tiyatro gibi seyretmek hazırlığı içinde tepkisiz ve destekler haberler yaparlar.( Bugün olduğu gibi.)

Bu 8 şövalye bozuntusu Don Kişotlar Hollanda’dan yola çıkarak Vatikan’a uğradıktan sonra istikamet Anadolu diyerek günlerce at bindikten (!) sonra Edirne’ye yaklaşırlar.

O tarihte Ülkü Ocakları Genel Merkezinde hararetli toplantılar yapılır.

Haçlı ruhunu temsilen tarihi canlandıracak olan bu 8 Haçlı şövalyesi (!) nasıl karşılanmalı ve bu olaya nasıl bir tepki verilmeli idi.

O tarihte Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sami BAL’dır.

Madem bu 8 Şövalye soytarısı Haçlı seferlerinin 880. yıl dönümünü kutlamak ve Haçlı ruhunu canlandırmak istiyorlardı o zaman onlara yardımcı olup hikayeyi tarihte gerçekleştiği gibi onlara yaşatmalı ve gereği yapılmalı idi.

Plan yapıldı.

En son Haçlı saldırısını İzmir’de denize döken Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk meşaleyi yaktığı Samsun’dan karşılama yürüyüşünün başlaması kararı verildi.

Samsun Büyük Ülkü Dernegi Başkanı Murat Küçük, Sekreter Muzaffer Açmaz, Üye Turgay Sözen ile Burhanettin Aslan, 8 şövalyeyi Edirne’de karşılayacaklar ve gereğini yapacaklardır.

8 Haçlı şövalyesine karşı 1.Kılıç Aslanın torunu 4 Türk ülkücüsü.

Samsun Büyük Ülkü Dernegi'nin dört yöneticisi ile diger illerden gelen Ülkücüler İpsala gümrük kapısında otağlarını kurarak Haçlı sövalye bozuntularini beklemeye başladılar...

Şimdi gelin onların hikayesini Metin Turan kardeşimizin “Ülkü Ocaklarının tarihi” isimli ciddi emek ürünü kitabındaki satırlarında yer alan bildirilerinden okuyalım.

“ 1 Eylül pazartesi günü Samsun'dan yola çikan, Ankara'da devlet ve hükümet büyüklerine Samsun'luların “Haçlı ruhunu taşıyanlara hadlerinin bildirilmesi ve atlari ile Kudüs'e yönelik Türkiye'ye doğru yol almakta olan Hollanda'ı serserilerin kutsal topraklarimiza ayak basmalarina müsaade olunmamasi" seklinde imzaladıklar açik mektubu veren Ülkücü gençler, "Bu vatan ya Türk'ündür, ya hiç kimsenin. Bu vatanı ancak Allah'a teslim ederiz, o da insansız olarak" diyorlardi.

Edirne sınırında Hıristiyanların Haçlı seferi temsilcilerini kovacak olan ve bu şekilde Türk topraklarina ayak bastırmayacak olan Samsun Büyük Ülkü Dernegi Bagkani Murat Küçük, Sekreter Muzaffer Açmaz, Üye Turgay Sözen ile Burhanettin Aslan bu konuda yemin ettiklerini ifade ile şunları söylüyorlardı:

"Türkiye, bütün emperyalist, bütün gayri milli güçlerin bağrında boğulduğu sehitler diyarıdır. Türkiye, Haçlı seferlerinde verilen kavgayi Birinci Cihan Harbi'nde, Istiklal Savaşında aynen ve daha canli olarak verebilen Türk soyunun ebedi ülkesidir. Hangi emperyalist düsünce olursa olsun,

hangi gayri milli düsünce olursa olsun bu topraklar, o emellere, o düsúncelere geçit vermeyecek kadar serttir. Bu yollar hiçbir yabancı güç tarafindan alınamayacak kadar çetindir.

Koruyanlar var bu toprakları, asırlar boyunca bu topraklar için toprağa düşmüşlerin soyundan koruyanlar var bu topraklari.

Kanlariyla topragi vatan, bayrakları bayrak yapanlarin soyundan koruyanlar var bu toprakları. Malazgirt'te, Kosova’da Niğbolu’da, Mohaç' ta,Plevne' de, Sakarya' da, Dumlupinar' da destanlar tarihini yeni destanlarla süsleyenlerin soyundan.

Gözleyen var bu yolları, Türk için bakan, Türk için gören, Türk çocukları var sınırda pusuya yatmış, cephede hücuma kalkmis Mehmetler var, Ahmetler var.

Bu topraklar aşılamaz, bu topraklar geçilemez bu vatan parçası başkalarının emperyalist emellerine birakilamaz. Bu topraklarn tapusu elli milyon sehidin kanıdır, canıdır. Verilmez, alinmaz, yırtılmaz. Bu vatan Türk’ündür Türk’ün kalacaktir. Bu millet bu vatanı ancak Allah’ına teslim eder, O da insansız olarak.

Türk gençligi olarak, asırlarca geride kalmış barbar bir taassubu yeniden ayaklandırarak Türk topraklarindan haçl ordularının temsilcileri olarak geçmeye kalkışan bu şahısları onları yıllar önce Türk topraklarında karışlayan ecdadımızın torunları olarak ayni ruh ve ayni düsünce de Türk sınırlarında karşılayacağız. Türk devletinin, bütün emperyalist maksatlarin kuklasi olmus insanları Türk sınırından sokmayacağına inancimiz tam olmakla birlikte sekiz şövalyeyi karışlamak üzere dört Türk çocugu Edirne' ye gidiyoruz."

BU TOPRAKLAR İÇİN TOPRAĞA DÜŞENLERİN ÇOCUKLARINI, MESUT GÖRMEK ISTIYORUZ

SAMSUN BÜYÜK ÜLKÜ DERNEĞİ

Hikaye nasıl bitti dersiniz?

İpsala’ya gelen ve otağ kuran Ülkücüleri haber alan 8 şövalye yol güzergahını değiştirerek şu açıklamayı yaparlar:

“Deniz yolu ile Kudüs’e gitme kararını verdik. Ve Selanik üzerinden deniz yolu ile 3. Haçlı seferinde Aslan Yürekli Richad’ın yolunu izleyeceğiz ve Kudüs’e gideceğiz.”

Yani özetle büzükleri Türkiye’den geçmeye yemedi!

Ama Kudüs’e gittiler. Çünkü orada Türk ülkücüleri yoktu. Türk’e Haçlılar ile birlik olup ihanet eden Arapların torunları vardı.

Bir zamanlar Ülkücüler vardı.

Bugün ise Terörsüz Türkiye tiyatrosu ile narko terör örgütünün başı bebek katilini. “Kurucu önder” ilan eden ve meclise davet eden, ama PAPA’nın İznik’te ayin yapmasını seyreden, ülkücülük bizden sorulur diyenler var.

Ne diyelim baht utansın !

Dünden razıyız., gelecekten eminiz ama bu gün “kahırla” imtihanımız var.

Hakkı Şafak Ses