Sadece “iyi Vali”, “iyi Belediye başkanı” yetmez

Şehirlerin bugünü ve yarını; planlama, öngörü ve vizyon gerektirir. Bu noktada en büyük sorumluluk, hiç kuşkusuz belediye başkanları ve Valilere aittir.

Abone Ol

Kentlerin Geleceği: Vizyoner Yönetim mi, Bilinçli Toplum mu?

Demokrasilerde kentlerin kaderi tesadüflere bırakılmaz. Şehirlerin bugünü ve yarını; planlama, öngörü ve vizyon gerektirir. Bu noktada en büyük sorumluluk, hiç kuşkusuz belediye başkanları ve valilere aittir. Çünkü kent yaşamını düzenleyen, sorunları çözen ve geleceği inşa eden temel irade bu iki makamda şekillenir. Ancak bu yetkinin başarıya dönüşmesi, yalnızca makam sahibi olmakla değil; çağın ruhunu kavrayabilmekle mümkündür.

Bir kenti yönetmek, yalnızca yollar yapmak, binalar dikmek ya da günü kurtaran kararlar almak değildir. Asıl mesele; bugünü doğru okurken, yarını planlayabilmektir. Günün şartlarına hâkim, yaşanan dönemi doğru analiz eden, geleceğe dair hayalleri, projeleri ve öngörüleri olan yöneticiler; kentlerini yaşanabilir, insanlarını ise mutlu kılmayı başarırlar. Sosyal huzur, kent estetiği, ulaşım, çevre, kültür ve ekonomik canlılık; ancak bu bütüncül bakış açısıyla mümkün olur.

Buna karşılık vizyonu dar, ufku günübirlik siyasi hesaplarla sınırlı olan, kent hayatının gerçeklerinden kopuk yöneticiler; bulundukları makamın ağırlığını taşıyamazlar. Hayalleri; bir avuç taraftarı, dar bir çevreyi ya da yakınlarını memnun etmekten öteye geçmeyen bu anlayış, zamanla şehirleri içinden çıkılmaz bir sorunlar yumağına dönüştürür. Plansızlık büyür, sorunlar katlanır, kent nefes alamaz hale gelir. Tepeden bakıldığında işin pratiği ve mantığı son derece açıktır: Vizyon yoksa ilerleme de yoktur.

Ancak meseleye sadece yöneticiler üzerinden bakmak eksik olur. Çünkü madalyonun bir de diğer yüzü vardır. Gelişme ve kalkınma yalnızca yukarıdan aşağıya inen bir süreç değildir. Piramidi tersinden okuduğumuzda, toplumun niteliği belirleyici bir unsur olarak karşımıza çıkar. Hak, hukuk ve adaleti ilke edinmiş; çalışmayı, üretmeyi ve sorumluluk almayı yaşam biçimi haline getirmiş toplumlar, zaten ilerlemeye mahkûmdur.

Tarih bize şunu açıkça göstermiştir: Medeniyet seviyesini yükselten şey sadece güçlü yöneticiler değil; bilinçli, donanımlı ve üretken bireylerden oluşan toplum yapısıdır. Kentler, içinde yaşayan insanların aynasıdır. Bireylerin sorumluluk duygusu zayıfsa, ortak yaşam bilinci gelişmemişse, kurallara saygı yoksa; en iyi niyetli yönetimler bile sınırlı başarı elde edebilir.

Bu nedenle sadece “iyi Vali”, “iyi Belediye başkanı” aramak yetmez. Asıl dönüşüm, kendimizden başlamakla mümkündür. Çalışkan, üretken, sorgulayan, bilgiye ulaşmayı ve onu kullanmayı bilen bireyler olmadan hiçbir kent sürdürülebilir biçimde kalkınamaz. Toplumsal gelişme, bireysel sorumlulukla başlar.

Bugün bilgiye en hızlı ulaşabilenler, yarının dünyasında en güçlü aktörler olacak. Bilimi rehber edinen, aklı ve emeği merkeze alan toplumlar; önümüzdeki yüz yılda daima önde yürüyecek. Kentlerin geleceği de, ülkelerin kaderi de; vizyoner yöneticilerle birlikte bilinçli toplumların ortak aklı sayesinde şekillenecektir.

Sonuç olarak şunu açıkça söylemek gerekir:
Geleceğin şehirleri, yalnızca koltuklarda oturanlar tarafından değil; sorumluluk alan, düşünen, üreten ve bilimi hedef seçen insanlar tarafından kurulacaktır.