SAVAŞ NE ZAMAN BİTECEK?
Herkesin merak ettiği soru bu.
Aslında ilk sorulması gereken, savaşın ne zaman biteceği değil; ne zaman başladığı olmalı.
Sonra savaşın taraflarının kimler olduğu ve daha sonra da bölgemizde yıllardır devam eden bu çatışmaların nedenlerini tartışacağımız soruları sormamız gerekir.
Iraklılara göre savaş, 14 Eylül 1980’de başladı. Tam 46 yıldır Irak toprakları savaş sahası. Farklı düşmanlarla ve onlarca değişik muharebeyle yaşamak zorunda kaldılar.
Bugün Irak’ta yaşayan ve 60 yaşına gelmiş olan nüfus, savaşsız ya da savaş tehlikesinin olmadığı bir gün yaşamadı.
İran ise 1978 yılından beri, yani 48 yıldır, iç çatışmaların ve dış düşmanlarının tehdit ve ambargoları altında yaşıyor. Kendisi de Ortadoğu’da asimetrik, mezhep odaklı silahlı örgütler üzerinden siyasi güç kazanım mücadelesi yürüttü. Aslında 48 yıldır sürekli seferberlik halinde.
Afganistan da 1978’deki Sovyet destekli hükümet darbesinin ardından 48 yıldır savaş ülkesi.
Orada da bugün 60 yaşına kadar olan nesiller, savaşın olmadığı bir dönem yaşamadılar.
Azerbaycan, 30 yıl önce Rus destekli Ermenistan işgaline uğradı. Ülke topraklarının üçte biri, 30 yıl boyunca düşman işgali altında kaldı.
1990’lı yıllarda Balkanlar’da Bosna ve Kosova, “hümanist” Batı’nın (!) gözleri önünde işgale ve saldırılara uğradı; büyük katliamlar yaşandı.
Aslında 1945 yılında bittiği söylenen II. Dünya Savaşı, birçok ülke açısından gerçekte hiç bitmedi.
ABD ise 1945 yılından beri, savaş üzerinden dünyada politik güç kazanmak ve emperyal hedeflerini kesintiye uğratmadan sürdürmek için “istikrarlı sürekli savaş” stratejisinden hiç vazgeçmedi.
1945’te Japonları yenerek Çin’i Japon işgalinden kurtaran ABD, daha sonra Çin ve Rusya’nın desteklediği komünist güçlerin Kore’ye hâkim olmasını önlemek için NATO ittifakını da yanına alarak Kore Savaşı’nın tarafı oldu.
Kore, Kuzey Kore ve Güney Kore olarak ikiye bölündü.
Mao’nun 1949’da Çin’de gerçekleştirdiği komünist devrime karşı çıkan Çan Kay Şek’in Milliyetçi Çin kuvvetlerine destek veren ABD, bu kez Çin topraklarında devam eden iç savaşın tarafı oldu.
Ve Çin ikiye bölündü. Bugün Tayvan adıyla bilinen ülkenin, yakın zamana kadar adı “Milliyetçi Çin”di ve ilk kurucusu da Çan Kay Şek’ti.
Daha sonra Vietnam Savaşı’nın tarafı oldu ABD.
Orada da Komünist Çin’in karşısında, Vietnam Savaşı’nın tam merkezinde yer aldı. Fakat Kore ve Çin’de olduğu gibi Vietnam’ı bölemedi ve geri çekildi.
Sonrasında Irak ve Afganistan işgalleri art arda geldi.
Özetle ABD, 1945’ten beri 81 yıldır savaşan ve sürekli savaşa hazır bir ülke.
Aslında ABD, “sürekli savaş stratejisini”, devletinin bekası ve ülke zenginliğinin vazgeçilmez bir unsuru olarak görüyor.
Yani ABD için savaş, ontolojik bir mecburiyet.
Çıkardığı ve taraf olduğu savaşların çok önemli ve değişmeyen iki gerçeği var:
Birinci gerçek; kendi ülkesinde, kendi coğrafyasında ve komşu ülkeleriyle savaşmıyor olmasıdır.
İkinci gerçek ise her savaşta yeni ve üstün savaş teknolojisinin sahibi olmasıdır.
ABD için savaş; büyüyen ve güçlenen ekonomi demektir.
ABD; Vietnam’da, Afganistan’da yenildi, İran’da batağa saplandı iddiaları çok da gerçekçi değildir.
ABD, yenildiği söylenen her savaştan çıktıktan sonra daha güçlü ve daha iddialı bir dünya gücü olmaya devam etti.
ABD’nin yenildiği söylenen ülkelere bir bakın; bugün ne durumdalar?
ABD’nin İran savaşında 28 milyar dolar harcadığı söyleniyor.
Komik bir rakam.
İran’ın sadece üst ve altyapı kaybı bile şimdiden 300 milyar doları geçmiş durumda.
“Galiptir bu yolda mağlup” misali…
ABD vatandaşları, ABD’nin çıkardığı ve taraf olduğu savaşları adeta bir Hollywood filmi gibi izliyor.
82 yıldır savaşan bir ülkenin vatandaşının şehrine, mahallesine tek bir bomba ya da füze düşmemişse; savaş onun gözünde heyecanlı bir seyirlik filme dönüşüyor.
“ABD asker kaybederse, tabutlar ABD’ye giderse şöyle olur, böyle olur” şeklindeki söylemler de ayrı bir algı yönetimi.
ABD ordusu maaşlı profesyonel bir ordu. Ayrıca ABD, vatandaş yaptığı her yabancıdan öyle bir yemin ve sözleşme alıyor ki; asker olmak ve savaşa gitmek, bu vatandaşlığın ayrılmaz bir parçası hâline geliyor.
ABD, kendi kıtasında ve kendi coğrafyasında savaşın acımasız yıkımını, sivil vatandaşlarının kanını ve gözyaşını görmeden; “sürekli savaş hâli stratejisinden” asla vazgeçmeyecektir.
Silah, gıda ve ilaç endüstrisi; savaş ekonomisinin ayrılmaz parçalarıdır.
ABD için savaş, bisiklete binmek gibidir.
Pedal çevirmezse düşer.
Savaşmazsa ekonomisi durur, küresel rekabete dayanamaz.
Şimdi tekrar soralım:
ABD’nin başlattığı savaşlar ne zaman biter?
Ya ABD istediği zaman,
ya da ABD yeni bir savaşı planlayıp başlatacağı zaman.
Ve bu gerçek, ABD halkı kendi topraklarında kanı ve gözyaşını görene kadar sürecektir.
Hakkı Şafak Ses