Bizim çocukluğumuzda ki 1960 ve 70'li yıllara geliyor, o zamanlar şehrin belirli yerlerinde çeşmeler olurdu. Bu çeşmelerde de vatandaş su içsin diye kalaylanmış bakır tas korlardı. Sonra iple, daha sonra zincirle tası bağladılar.
Sonra ne çeşme kaldı ne de tas. Hali vakti iyi esnaf işyerine sebil, sebilin yanına da tek kullanımlık karton ya da plastik bardak koydu.
Bakır yahut adına kaşık madeni dedikleri metalden tas yerine melamin, sonra plastik veya karton bardak konması hijyen olduğu kadar güvenin azaldığı anlamına da geliyordu. Hinliğin arttığı da söylenebilir. Artan nüfus, hırsızlık, su kaynağının azalması, israfın önlenmesi... daha birçok şey söylenebilir.
Sebebi ne olursa olsun, yaşadığımız dünya hayatın kurallarını değiştirdi. Eskiye özenmenin faydası yok. Gereği de yok. Zaman zaman yazsam da geriye dönüşün mümkün olmadığını biliyorum. Yeni neslin insan ve mekan değiştikçe insanın da değiştiğini, insan aklının kendi eliyle neleri değiştirdiğini görmesini istediğim için yazıyorum. Hepsi bu.
Şehrin bir yerine sebil su koymak güzel. Fakat tek içimlik bardak koymuyorsanız ayıp kaçar; bilin. "Efendim, kim o kadar bardağı alacak da iki de bir değiştirecek"
O zaman koymayın kardeşim. Aynı tastan yüzlerce, binlerce kişi su içmez. İçmemeli. Anlattık işte. İnsan da hastalık çoğaldı. Yosun tutmuş, bakteri yuvası tahta teknede hamuru yoğurup ekmek yapma dönemi geçti. Bitti. Artık elektrikli kazanlarda yoğrulan hamurla ekmek yapılıyor. Odun yerine doğalgaz kullanıyorlar. Beğensek de beğenmesek de böyle.
Her şeye rağmen temizliğe riayet edildiği kanaatinde değilim. Ama koşturmaca bir hayatın kuralları geri dönülmez biçimde değişti ve uymak zorundayız