Son kuşak mı yoksa?

Abone Ol

Medyayı “fourth estate” adlandırırlar, yani “4. güç”.  Günümüzde Z kuşağını da resmen perde arkası “siyasi parti” gibi kullanıyorlar. Mesele nasıl kullanıldığı değil, bu kuşağın kimlerden oluştuğu.

Beynini çalıştıran gençler zaten kendilerini her hangi bir kalıbın içine sokmaktan kaçıyor, sosyal medya tuzağına, bazen yaş tahtaya bile bassa,  düşmüyor. Neden yaş tahta, çünkü yüksek sesle “gerçekleri” haykıranlar, gerçeği konuşanları resmen linç edecek haleti ruhiyedeler.

Debatlarda her kes kendi görüşünü paylaşır fakat argüman yetersizliğinden bir taraf diğer tarafa kaybeder. Şimdi ise argüman önemli değil, kimin daha “çirkef” olması önemli.

Obez vücutlarına daracık etekleri yada şortları giyip, benim kompleksim yok, kendimle barışık biriyim diyerek insanın göz zevkini bozmaya nasıl üşenmiyorlarsa, düşüncelerinde de aynı tutumu sergiliyorlar. Değil kendisini, on beş sene önceki tarihi sorsan, “Ağabey, ne alaka şimdi?“ der ve ne hikmetse, sen sorduğun için utanırsın. Auraları çok baskın, çoğunluk teşkil edince de maalesef her şeyi yokuşa sürüyorlar.

Bu Z kuşağı tüm dünyada Z kuşağı, fakat bilinçaltını Alfabenin son harfi olarak tetiklediği için dünyanın da, kendinin de sonunu getirecek gibi davranıyor. Ama sorsan hayalleri var: “Ver yiyeyim, ört yatayım, bekle canım çıkmasın” sloganıyla gerçek amaçlarını saklayarak sağa-sola saldırmak. Çevresindeki her kesten tiksiniyor, her şeyden doymuş fakat içindeki karanlığı, yada boşluğu doyuramıyor. Bunun için çaba harcadığı falan da yok. Çabası olanları ben zaten bu “kuşağın” içine dahil etmiyorum. Çünkü zaten Z kuşağı, bu tabirin çatısı altında at koşturanlar olmamalı. Bir umut vardı ismi “gelecek”, bu çakma kuşak gelip o umudun üstüne oturdu resmen. Nezaketsizliği, kabalığı, bilgisizliği, laubaliliği, vurdumduymazlığı, karanlığı, mutsuzluğu, açgözlülüğü, amaçsızlığı, rüzgar hangi yönde “vaha” vaat ederse, o yönden yürümesi ve insanı İnsanlıktan çıkaran bir çok özellikleriyle oldular gündemin yıldızları. Gerçekten her cümlesinin noktasından önce küfrü gelen bir çeneden bahsediyoruz.

Aslında 90’lar liseyi bitirmek üzereyken hissediyordum bu akımın baş kaldıracağını. Tam dirileceğiz, kalkınacağız, başaracağız derken bir adım öne attığımız adımın arkasında bunlardan oluşan bir uçurum beliriyordu. Hatta derdik ki, “90’lar bizimle bitti, yani en son solucansız elmayı biz yedik, gerisi fazla mikroplu gelecek”… Nasıl bir aydınlanma, nasıl bir öngörü ise, keşke hiç tahmin etmeseydik… Biz tırmalayarak ilerlerken, bunlar güçle doğdular demek ki. Karanlık bir güçle…

Leman Memmedova