SORUNLAR VE SORUNLULAR TAMAM FAKAT "DEVLET" ASLA

Abone Ol

Son süreçte kendimi fazlasıyla bu diyaloğun içinde buluyorum... "Her başlıkta o kadar çok ayrışmış ki insanımız demek sıra devletçilik kavramına gelmiş tövbe tövbe" diyesim var...

“Fazlasıyla devletçisiniz...”

“Evet her zaman her yerde... Her aklı başında vatandaşın olması gerektiği gibi...”

Son süreçte kendimi fazlasıyla bu diyaloğun içinde buluyorum... “Her başlıkta o kadar çok ayrışmış ki insanımız demek sıra devletçilik kavramına gelmiş tövbe tövbe” diyesim var...
“Devletçilik” nedir sorusuna pek çok açıklama bulabilirsiniz... Bana göre ise Devletçilik; sınırları belli olan bir toprağın içerisinde yaşarken o bütünlüğün devamlılığı, gücü, geleceği, huzuru, refahı, tüm renklerin ahengiyle oluşan güzelliği adına canla-başla-yürekle-küsmeden-kırılmadan emek vermektir... Çünkü güçlü devlet güçlü ben demek... Hele ki son yıllarda Ortadoğu’nun halay başı olduğu dünyanın içinden geçtiği keşmekeşte devlet kavramının anlamını, önemini, vazgeçilmez oluşunu daha iyi kavramış olmamız gerekiyor...
Emperyalizmin saklamaya dahi gerek duymadığı aleni oyunların dozu giderek artarken ters orantıyla insanların kaos içgüdüsü de giderek “toplumsallıktan çıkıp ben-ci” bir formata taşınıyor... Çünkü emperyalizmin ideolojiler üzerinden yürüttüğü ayrıştırma-çatıştırma politikalarının etkisi giderek azalıyor ve modern insan bu tür oyunlardan bıkmakla birlikte mantığını şöyle yürütüyor artık; “bana ne kim olduğundan ben işime bakarım...”
Ki haklı bir yaklaşım zira dünya üzerinde saf ırk kalmamakla birlikte akrabalık ilişkileri vesilesiyle ırklar da globalleşti... Bununla birlikte iletişim ağı her oyunu anında deşifre edebilecek bir boyuta ulaştı...
Irklar ve ideolojik oyunlar tutmayınca bu kez ekonomik çalkantılar ile insanlığı dize getirme projeleri kabul görmeye başladı emperyalizm cenahında...
Koronavirüs, gıda krizi, teknolojik ürün teminindeki zorluklar, yükselen fiyat etiketleri ile kaos projeleri başladı... ABD, İngiltere ve Avrupa tarihi boyunca görmediği yüksek enflasyon ve temin krizi yaşarken vatandaşları tepki amaçlı sokağa döküldü...
Dünya ekonomisine yön veren Almanya’da yüksek enflasyona bağlı hayat pahalılığı ve yüksek kiralar sebebiyle insanlar isyanda...
Evet komple dünya, bir ateş çemberinden geçiyor... Hemen yanı başımızdaki Ortadoğu’da ise durum daha vahim! Yokluk, yolsuzluk, adaletsizlik, kanunsuzluk, eşitsizlik, sefalet, savaş, huzursuzluk, güvensizlik, mutsuzluk umutsuzluk batağında tüm çarklar durmuş vaziyette... Bunun son örneği Irak Seçimleri oldu. Onca kamuoyu çalışmasına rağmen seçim tarihinin en düşük katılımı oldu çünkü “siyaset ve siyasetçi fedasından entübe yıllarını” yaşıyor Ortadoğu! Düşük katılımla birlikte ayrıştırma-çatıştırma güdüleriyle hareket eden ve terör örgütünün desteklediği adaylara Irak Sandığından kırmızı kartlar çıktı; “sizden yorulduk, sıkıldık, bunaldık, çekin gidin” dercesine...

Dünyanın sergilediği bunca olumsuzluk karşısında her bireyde zaten olması gereken  “Devletçi Duruşun” daha fazla ön plana çıkması gerekiyor elbette!
Ülke işleyişinde yanlışlar, sorunlar, sorunlular varsa okların odağı asla devlet olmamalı... Devlet için mücadeleden asla vazgeçilmemeli... Saygı çerçevesinde yapıcı eleştiriler mutlaka olmalı... Ve farklılıklarımızla birlikte “Daim Devlet” anlayışından asla vazgeçilmemeli...
Türkiye’nin terör, kaos, huzursuzluk tarihine baktığımız zaman öne çıkan çerçeve hep şu; birileri ortamı geriyor, gaz veriyor, ortalığı karıştırıyor, insanları maşa olarak kullanıyor ve işi bitince de kenara fırlatıp gidiyor...
Özetle “sel gidiyor kum kalıyor”!
Geçtiğimiz hafta Muhtarlar Günü vesilesiyle iki günlük program içeriği ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve geniş bir Ankara Protokolü Diyarbakır’daydı... Muhtarlar buluşması, gençlik söyleşisi, esnaf ziyaretleri, toplantılar, istişareler, görüşmeler eşliğinde bir Diyarbakır programıydı... Bakan Soylu’nun yaptığı konuşmalarda dikkatimi çeken “vatandaş her şeyi bilir, izler, zamanını bekler ve her şey er ya da geç aslına varır” cümlesi tüm anlatımların ve yaşananların özeti gibiydi...

HER ŞEY ER YA DA GEÇ ASLINA VARIR...
Bu sebepten diyorum ya; güçlü devlet yapısı hepimize, her zaman, her yerde lazım...
Söylem farklılıkları üzerinden yan yana gelmeyebiliriz fakat söz konusu “daim devlet” ise yan yana gelmek zorundayız. Dışarıdan çalınan kaos davullarına alkış tutulmamalı! Misal; tüm dünyaya olduğu gibi evet Türkiye ekonomisi de zorlu günlerini yaşıyor kabul fakat dünyanın hangi ülkesinde on büyükelçi aynı anda aynı karşıt söylemi zikrediyor? Cevap; Hiçbir ülkede!
Ya da ekonomik sorunlarımızı kabul etmekle birlikte Türkiye'nin kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanını engellemede yeterli çabayı göstermediği gerekçesiyle içinde Yemen gibi ülkelerinde yer aldığı gri listeye alınmasını kabul etmiyorum!
Ve son süreçte böylesi durumların içte-dışta hızla yükselişe geçmesini de kabul etmiyorum!

Yanlışlar, sorunlar, sorunlular usulünce eleştiri ve hatta gerekiyorsa hukuk hedefine oturtulabilir güçlü işleyişi elde etmek için fakat devletin hepimize lazım olduğu unutulmamalı...

Diyorum ya; sel gelir, yakar, yıkar, harabeye çevirir, gider hiçbir sorumluluğu üzerine almadan! Geriye harabeler içinde unutulan ve yitip giden kum tanelerini bırakır...